İran ve kadınlar

İran ve kadınlar

21 Eylül 2022 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

İsmail Boy

Geçen hafta Mahsa Amini isminde 22 yaşında İranlı genç bir kız Tahran’da “İslami örtünme” kurallarına uymadığı ve saçları göründüğü için ahlak polisi tarafından uyarılmış sonra da acımasızca dövülmüş ve hayatını kaybetmişti.

“Din” konusu olunca her topa giren iktidar taraftarları bu olaya sessiz kaldılar. Oysa genç bir kız, "dini koruma!" adı altında cahil birkaç ahlak polisi tarafından öldürülmüştü.

Başörtüsü savunucularına sormak lazım: Savundukları din genç bir kızın ölümü ile kurtulmuş oldu mu acaba?

40 yıl önce, 1982 yılında İslam Devrimi'nden sonra İran’a görevli gittim, 5 yıla yakın bir süre bu ülkede "expat" olarak yaşadım. Göreve başladıktan kısa bir süre sonra eşim Ayşe’nin oturabileceğimiz bir ev bulmak için İran’a gelmesi gerekiyordu, Tahran Mehrabad Havaalanı'nda kendisini karşılarken gümrük kontrolünden çıkan eşimin yüzünü görünce bir şeylerin ters gittiğini anladım.

Yola çıkmadan önce kendisine Tahran Havaalanı'ndaki prosedürleri anlatmaya çalışmıştım, Batı ülkelerinden farklı bazı uygulamalarının olacağını biliyordu, hazırlıklıydı ama yine de alışılagelmiş dışında bir şeyler olmuştu.

İran’da halk bazı isimlerden nefret eder, kadınlarda Ayşe, erkeklerde Ömer pek hoş karşılanmaz.

Ayşe isminin sevilmeme sebebi şu: Peygamber'in eşlerinden en genç olanı, Hz. Ebubekir’in kızı Ayşe, tarihe “Deve Olayı” diye geçen bir mesele yüzünden Medine kentinde çeşitli dedikodulara sebep olur.

Hz. Ali bu dedikodular nedeniyle Peygamber'e Ayşe’yi boşamasını tavsiye eder, Peygamber ise dedikodulara aldırmayıp eşini boşamaz ama Hz. Ali'nin bu tavsiyesi Ayşe’nin kulağına gitmiştir bu nedenle ikisinin arası bozulur.

Nitekim Hz. Ali'nin halifeliği sırasında Ayşe, Şam valisi Muaviye ile birlikte ona karşı savaş açar ve yenilir.

Ömer isminin sevilmemesi de yine benzeri nedenledir.

Peygamberin ölümü ile ilk halifenin kim olacağı tartışmaları başlar. Hz. Ali, Peygamber'in en sevdiği varlıktır, ona hep “gözümün ışığı” diye hitap eder. Halk Peygamber'den sonra ilk halife olarak Hz. Ali’yi beklemektedir ancak Ayşe, Peygamber ölmeden son nefesini verirken ilk halifenin kendi babası Hz. Ebubekir’in olmasını vasiyet ettiğini söyler. 

İtiraz eden Hz. Ali'nin eşi ve Peygamber'in kızı Hz. Fatma o dönemler ordular komutanı olan Ömer tarafından dövülür ve itirazının geri alınması sağlanır.

İranlı Şiilerin, çok sevdikleri Hz. Ali ve ailesine yapılanlar nedeniyle bu iki isme karşı antipatileri vardır.

Şanssızlığa bakın ki Tahran’a ilk kez gelen eşimin adı da Ayşe idi ve gümrükte fanatik bir kadın görevli ile karşılaşmıştı.

Eşimin valizinde suçlayabileceği uygunsuz bir şey bulamayınca onu bir kulübeye alıp üzerindeki elbiseleri çıkartıp öyle aramışlardı, yanıma gelen Ayşe sinirden tir tir titriyordu, “Göz ilacım ve lenslerimin olduğu kutuları karıştırıp, lenslerimi bile ellediler” diyordu.

Kaldığımız otel lobisinde yanımızdaki masada oturan ve başındaki eşarbı biraz kaydığı için saçı görünen kadını koşarak gelip sert bir dil ile ikaz eden Devrim Muhafızı da Ayşe’nin gözünden kaçmamıştı.

Eşimin gelişinin ikinci günü bizi akşam bizi yemeğe alan Azeri iş arkadaşımızın anlattıkları olayların tam tuzu biberi oldu.

Olay şöyle olmuş:

Bir gece geç saatte evlerine dönmekte olan karı kocanın araçları Devrim Muhafızlar tarafından durdurulur, yanında hüviyeti olmadığı için kadın arabadan indirilip alıkonulur, karakola götürüleceği, eğer eşi kadının hüviyetini karakola getirirse serbest kalabileceği bildirilir.

Koca telaş içinde eve gidip hüviyeti istenilen karakola getirir ancak eşi karakolda yoktur, o akşam toplanan diğer şüpheliler ile birlikte Tahran’ın kuzeyindeki meşhur “Evin” Hapishanesine götürülmüştür.

Görevli ertesi sabah gelip karakoldan alacağı bir yazı ile hapishanedeki eşini çıkartabileceğini söyler, adam çaresiz sabahı zor eder.

Ertesi sabah yazıyı alıp hapishaneye götürür, eşini almak istediğini söyler, adamcağızı hapishane morguna götürüp yerde yatan onlarca kadın cesedinin yanına bırakırlar.

“Sadece kötü yola düşen kadınların hüviyeti olmaz, o tür kadınların da yaşamaya hakları yoktur” diye hapse gelen tüm hüviyetsiz kadınları şafak vakti idam etmişlerdir.

Bunu da duyan Ayşe, “İsmailciğim lütfen bana ilk uçak ile İstanbul biletimi ayarlar mısın” dedi...

İran’da kadınlar çok zor günler yaşadı, hâlâ da yaşıyor. İran’da bir şeyler değişecek ve bunu da kadınlar başaracak çünkü son 40 yılda çok acılar çektiler ve iyi yaşamayı çoktan hak ettiler…