İnsanlığın ortak değeri tiyatro

İnsanlığın ortak değeri tiyatro

24 Mart 2021 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Emre Dilek

Çocukluk arkadaşım Çetin ile tuttuğumuz takım hariç geri kalan neredeyse her konuda ortak zevklerimiz ve ilgi alanlarımız var. Bunlardan bir tanesi de tiyatro. Türkiye dışında yaşadığım dönemlerde ve şu anda da Antalya’da olmama rağmen her İstanbul ziyaretimde onunla beraber araya bir tiyatro oyunu sıkıştırmayı ihmal etmiyorduk. Tadı hâlâ damağımızda kalan birçok oyun izledik. Mesela Engin Alkan’ın sahneye koyduğu Vişne Bahçesi'ni Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde İzlemiştik. Kadıköy Haldun Taner Sahnesi'nde Shakespeare’in 3. Richard oyunu ve Duşan Kovaçeviç’in ana rollerinde Yetkin Dikinciler ve Bülent Emin Yarar’ın olduğu Profesyonel’i harika birer tiyatro deneyimiydi bizim için. 

Tiyatro kelimesi eski Yunanca İzlemek (theáomai θεάομαι) kelimesinden gelmektedir. Atina’nın önemli yöneticilerinden Peisistratos’un halk arasında ortak bir kültür birlikteliği ve kimliği yaratmak amacıyla İ.Ö. 6. yüzyılda başlattığı Büyük Dionysia Şenliği Antik Yunan Tiyatrosu’nun doğuşu olmuş. Bu şenliklerin ortaya çıkışından kısa bir süre sonra ozanlar ve yazarlar için ödüllü şiir yarışları düzenlenmiş. Ağırlıklı olarak hüzünlü ve şaşırtıcı bir sonuca bağlanan hikâye kurgusunun olduğu tragedyalar ve günümüzde de olduğu gibi gülünç unsurlar taşıyan gündelik konuların, bazen sadece eğlendirmek, bazen de eğlendirerek eğitmek amaçlı komedyalar sahnelenirdi.  

Antik dönem kültürünün ve mitolojisinin hangi coğrafyada olursa olsun günümüze ışık tuttuğu düşüncesindeyim. O zamanların toplumlarının şimdiki gibi kompleks ilişkiler ağı ile yoğunlaşmamış olduğunu düşünürsek. O dönemin hikâye ve mitoslarındaki yalın neden sonuç ilişkilerinin bugünkü kompleks sorunları daha net görmemize faydası olduğuna inanıyorum. Antik Yunan’dan günümüze kalmış ve hâlâ sahnelenen bazı oyunlara kabaca bakarsak ne demek istediğimi daha iyi ifade edebilirim sanırım. 

Aiskhylos’un Persler tragedyasında İ.Ö. 490’da Maraton, 480’de Salamis  savaşlarında Persleri yenilgiye uğratmış olan Atinalıların altın çağını yaşadığı yıllardır konu. Kendinden kat be kat büyük Pers ordusunu yenen Atina’nın zafere ve mevcut refaha rağmen kibre kapılmanın yanlışlığını vurgular. Sophokles’in Oidipus tragedyasında Delfi kutsal kentinde  verilen kehanetlerin gerçekleşmesinin kaderden kaçılamayacağını anlatması kadar dinsel bir merkez olan Delfi ve onun kahinlerin otoritesini sağlamlaştırmayı da hedeflemiş olabilir. 

Başka bir ozan Euripides’e göre kadın insan soyunun en trajik olan varlığıydı. Bu yüzden de kahramanlarını acı çeken ve çektiren kadınlar arasından seçiyordu. O, Atina devletinin kusurlu demokrasi anlayışına ve sınıflı toplum düzenine olduğu kadar çok tanrılı sisteme de eleştiriler getiriyordu. Tanrı Dionisos’un kadın müritleri anlamına gelen Bakkhalar oyunu bunun iyi bir örneğidir. 

Komedya tarafında ise Aristophanes önemli bir isimdir. Eşekarıları isimli oyununda yazar oyunda işsiz güçsüz ihtiyar bir adamın kendini işe yarar ve değerli hissetmek için yargıçlık mesleğini hastalık derecesinde sürdürmesi ve onun bu davranışlarını görmezden gelemeyen oğlunun babasını istemeyerek de olsa eve kapatarak, başına nöbetçiler dikmek zorunda kalışını konu edinmiştir. Oyun Atina hukuk sisteminin düzeltilmesi konusunda yetkilileri uyarmak ve toplumu sistemdeki yanlışlıklar konusunda aydınlatmak amacıyla yazılmıştır. 

Diğer bir oyununda Lysistrata’nın önderliğinde ayaklanan kadınlar, devlet hazinesinin bulunduğu Akropolis’i ele geçirirler. Barış ilan edilmedikçe de evlerine dönmeyeceklerine, kocalarına karılık, çocuklarına analık etmeyeceklerine ant içerler. Devlet işlerinde kadınlara söz düşmeyeceğine inanan erkekler, bu durumu kabullenemez. Aralarındaki mücadele kadınların zaferiyle sonuçlanır ve Atina ile Sparta arasında barış ilan edilir. Aristophanes bu kez savaş sever erkek dünyasına karşı kadınların gücünü ve toplumdaki değerini anlatmaktadır.  

Ülkemizde ise geleneksel tiyatro olarak genellikle kukla, meddah, Karagöz, orta oyunu türleri yer alır. Geleneksel tiyatroda güldürü öğesi ön plandadır ve sahnesiz bir tiyatrodur. Batılı anlamda ilk Türkçe oyun, Şinasi’nin Şair Evlenmesi’dir (1860). Bu oyun Dolmabahçe Saray Tiyatrosu’nda oynamak üzere ısmarlanmıştır. İstanbul’da ilk yerli tiyatro topluluğunu Güllü Agop kurmuş Osmanlı Tiyatrosu adında  Müslüman nüfusun daha yoğun olduğu İstanbul yakasındaki Gedikpaşa Tiyatrosu’nda Türkçe temsiller de vermeye başlamıştır.  

Cumhuriyet döneminde İstanbul, Türkiye’deki tiyatro etkinliklerinin merkezidir. Cumhuriyeti kurmanın coşkusu ve çağdaşlaşma hareketleri tiyatroya da yansımış, kadınların ve erkeklerin tiyatroya birlikte gitmeleri dışında daha Cumhuriyet'in ilk yıllarında kadın oyuncu sorunu da çözümlenmiştir. Darülbedayi’de oynanan Othello’da Desdemona rolünü Bedia Muvahhit, Emilia’yı ise Neyyire Neyir canlandırmıştır. Tiyatro öğrencileri arasında da artık kızlar görülmektedir. Türkiye’nin ilk ödenekli tiyatrosu Darülbedayi’nin bu dönemde adı İstanbul Şehir Tiyatrosu olarak değiştirilmiş ve Muhsin Ertuğrul’un yönetimindeki bu tiyatro birçok oyun yazarlarının, oyuncularının, yönetmenlerin ve her kuşaktan binlerce tiyatro seyircisinin yetişmesinde bir okul görevi görmüştür. 

Tiyatronun tanımlarından birisi de insanı insana, insanla anlatma sanatıdır. Ve o tiyatro yüz yıllardır toplumlardaki yozlaşmayı insana insan ile anlatarak göstermeyi ve engellemeyi amaçlar. İzleyicilere hem onların hem de yaşadıkları toplumun çelişkilerini kendi önlerinde sergiler. Her dönemin tiyatrosu kendi çağının politik hastalıklarını, savaşlarını, kültürel ve sosyal yozlaşmalarını sergiler ve izleyicilerine bunlar ile ilgili farkındalık yaratır. 

Pandemi sebebi ile uzun bir süredir tiyatroların kapısı kapalı. 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü öncesinde birçok tiyatro emekçisi hem maddi hem de manevi olarak ciddi sıkıntılar yaşıyor. Umarım bu süreç yakın zamanda biter ve hem onlar alkışlarına ve sahne tozlarına tekrar kavuşurlar hem de bizler kendimizi yeniden o şeffaf  aynada görme fırsatına sahip oluruz.