İnsanın değişmeyen özdeşliği

İnsanın değişmeyen özdeşliği

14 Eylül 2022 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Erdal Çolak

Üniversite yıllarındaki notlarıma göz atarken derste "kişisel özdeşlik" adlı bir konuyu işlediğimizi gördüm. Aldığım notlara göre kişisel özdeşlik, herhangi bir bireyin hangi koşullarda bir ve aynı kişi olabileceğini inceliyormuş.

Bir düşünce akıl ve mantık ilkelerine göre ilerlediği zaman özdeşlik ilkesi ile karşı karşıya kalıyoruz. Ağaç ağaçtır, insan insandır, ateş ateştir; su su olarak kalmalıdır. Bunlar değişime uğradığı zaman katı, sıvı ve gaz hallerinden farklı olarak ağaç, insan, ateş ve su çeşitli hallere dönüşse de özünden hiçbir şey kaybetmez. Sonuç olarak bir şey ne ise odur, her şey kendisinin varlığıyla aynıdır.

Kısaca bir kişinin kendi amaçları doğrultusunda eylemlerde bulunması için bir ön koşul olarak kabul edilmeli. Bu hayattaki varlığını devam ettiren bir ve aynı kişi olmak, hayatı daha rasyonel bir düzlemde yürütmek imkansızdır. Yani tanım diyor ki, şartlar ne olursa olsun, durumlar ve koşullar değişse de aynı kalmak, kendi kendine eşit, özdeş insan olmak çok önemlidir. Özdeşlik, bir şeyin kendisi olması, başkası veya başka bir şey olmamasıdır. Bir şey niteliksel ya da niceliksel olarak farklılığa sahiptir. Bu konuda kişinin kendisiyle, başka kişilerle ilişkisi gibi pek çok yönü olan temel bir anlayışı benimser.

Varlık bilimi anlayışı olarak kişinin doğasını bütünüyle bedensel, bilinç, zihin mantığı ile düalist bir kavramla bu benlik anlayışını içerisinde ele alır. Kişinin kendisini kendisi yapan özellik olarak öz varlığını görüyoruz. Bu düşünceyi savunanlar embriyodan, tek hücreden var olan kişinin çocukluğu yani önceki halinin, şimdiki halinin ve gelecekti halinin de aynı kalmadığı fikrine inanıyor. Çocuğun ana rahmine düşmesinden ölüme kadar kişinin geçirdiği fiziksel, biyolojik, psikolojik ve sosyal değişimler, davranışları, düşünceleri ve duyguları asla aynı değil. Dikkat edilirse, bireyin çevresinde olup bitenleri anlayıp öğrenmesini sağlayan zihinsel faaliyetlerdeki gelişimi, çocukluk, ergenlik, yetişkinlik ve yaşlılık döneminde farklıdır.

Kısacası birey çocuklukta ve ardından dil gelişimi, sosyal, davranışsal, zihinsel, psikososyal, psikoseksüel, kültürel gelişimini yaşadığı yetişkinlikte farklı kişiliklere sahiptir, özdeş bir benliği yoktur. Yaşamı bir zincirin halkası gibi düşünürsek, insanın yaşayacağı doğal, değişmez halkalardan en önemli olanı çocukluk evresidir. İnsandaki bu başlangıç, gelişim süreci yaşam boyunca sürekli ilerlemeyi, değişmeyi gösteren bir süreçtir. Birçok kuramcıya, psikiyatriste, pedagoga göre kişiliğin temelleri çocukluk döneminde atılmaktadır. Çocukluk yaşamın temelidir. Yetişkinlikte hayatı, kendini sevmenin, kendine güvenmenin ilk şartıdır. Eğer bireye bu temel sağlanamazsa mutlu, iyi bir yaşam sürme ihtimali çok azalır.

İnsanın çocukluktaki ruh hali, kişiliği, karakteri, duyguları, düşünceleri, bedeni, hayatı kavrama anlayışı dünyaya bakış açısı sürekli bir değişim ve dönüşüm içerisindedir. Zevklerimizi, hoşa giden arzularımızı, bakış açılarımızı, fikirlerimizi ve inançlarımızı kendi başımıza oluşturamıyoruz. Kişinin kendisi ile ilgili algılamalarının, kişisel yönelmelerimiz, geçmişimiz, yaşantımız, gelecekle ilgili hedeflerimiz, toplum içindeki sosyal rolümüz, toplum içindeki ”ben” kavramını ortaya çıkarmaktadır. İnsanın kişiliğinin temelinde "ben" kendisi hakkında bildikleri ile yer alır. Bu benliğin merkezinde ise, bir içsel varlık, öz ben sürekli çevresi ile ilişki ve iletişimde olan insanların kişiye ilişkin "ben" görüşüdür. İnsandaki benlik, ben bilincini meydana getiren olguların bir araya gelmesiyle oluşur. Mükemmel bir ben bilincinin oluşması bu olguların birlikte ahenkli bir şekilde çalışması ile olur.

En basit şekli ile bir kişi düşünün... Bu kişinin benlik teorisi, aklınıza gelebilecek her yönüyle zihin, bilinç, beden yönüyle kişinin özdeş olarak çocukluktaki varlığı ile o çocukluktaki kişi ile yetişkinlikteki kişi aynı olmamasına rağmen nasıl oluyor da zaman geçtikçe kişinin varlığını devam ettiren ne olduğu sorusunun cevabını arar. Örnek olarak çocukluk zamanındaki ben ile şimdiki yetişkinlik evresindeki beden, beyin, zihinsel fiziksel psikolojik olarak değişime uğramış olsa da ben aynı kişi oluyorum. Burada benlik anlayışı kişisel özdeşlik olarak zaman her şeyin düzeni ve durumunu etkilerken ontolojik anlamda bağımsız bir ruh veya zihin düşüncesini oluşturur. Kişinin var olan gerçekliği; kendi kendisiyle, kendi kendisinde var olan bu öz, cevher hep aynı kalır. Zaman kişinin varoluşundaki özü yani cevherden hiçbir şey alamamakta değişime uğratmamaktadır. Bu değişim sadece nesnel dünyada var olanı etkilemekte. 

“Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir” diyen Herakleitos akmaktan, birbirini takip eden ve geri döndürülemeyen bir durumdan bahsetmektedir. Zaman, değişimi düzenleyen ruhtur. Herkes, her şey değişimi yaşarken ve bunun sebebi zamanken ama kendisi asla değişmeyen zaman cevher, töz dediğimiz hiçbir şeyin varlığına ihtiyacı olmayanı değiştiremez.. Zamanı oluş ve bozuluştan bağımsız. cevher dediğimiz öz için değişim yoktu. Bugünkü zaman algılayışımıza benzer bir düşünce ile geçmiş; artık olmayan, gelecek henüz olmayandı. İnsanın bedensel sürekliliği devam ederken, kişinin zaman içinde aynı kişi olarak kalması, aynı bedende insan olarak değişime uğrarken ilginç olan ise töz olarak aynı kalmaktadır. Evren, doğa sürekli, evrensel bir değişim ve dönüşüm içindeyken var olan her şey varoluşu sağlayan töz, cevhere dönecektir. Her şey ondan gelip ona dönecek.