İnsan duygusunun anatomisi

İnsan duygusunun anatomisi

10 Şubat 2021 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Erdal Çolak

Duygu, insanın içi dünyasından gelen olumlu ya da olumsuz düşüncelerin etkisiyle oluşan zihinsel bir durumdur. 

Değişik düşünce, sezgi ve duyularla uyarılan insanın iç durumunun yüz ifadesine yansıyan zihinsel fotoğrafı olarak da ifade edebiliriz duyguyu. İnsan doğasını duyguların gücünden soyutlayarak anlamaya çalışmak akılcı bir yaklaşım olmasa gerek. Her ne kadar insana "Homo sapiens" yani kısaca "düşünen tür" denilse de insan her zaman aklı ile hareket eden bir canlı değildir. Duygular da insan bedeni ve ruhu üzerinde etkili olmaktadır. Yaşadığımız bütün duygulanımlar bedensel kaynaklıdır ve somut kavramlarla ifade edilir. İnsan duygusu, hava durumu gibi her dakika, her saniye hiç durmamacasına yinelenen, bitip tükenmeyen ve sürekli yeni bir hâl alır.

Bir kere şunu çok iyi kavramak gerekiyor, duygunun yanlışı olmaz. Bütün duygular doğrudur ve kaynağı ise beynimiz ya da kalbimizdir. Öyle ki bazen kalp ile beyin birbirine o kadar zıt duygularla muhalefet eder ki kalpten gelen bir duygu akılla bağdaşmaz ve bundan ötürü insan çelişki yaşar. Burada insanın duygu durumu, biyolojik bakımdan beynin, çevresel uyarıcıların algılanmasıyla ortaya çıkan iç organlardaki değişikliklere karşı gösterdiği bir tepkidir. 

İster kabul edin ister etmeyin, bizim gibi düşünen, korku, stres, yalnızlık, öfke, keder, kıskançlık, sevgi, mutluluk hisleri gibi birçok duygunun hayvanlarda da olduğu reddedilemez bir gerçektir. Hayvanlardaki beyin kompleksinin insanlardaki gibi olmadığı doğru ama belki de bizim en büyük yanılgımız hayvanların da insanların beyinsel, dil ve zekâ kriterlerine uymalarını beklemektir. Hayvanların da insanoğlu gibi temel duyguları yaşadıklarına inanmak zorundayız çünkü günlük hayatımızda bu canlı türlerinin duygularını ifade ediş tarzlarına şahit oluyoruz. 

Kin, öfke, saldırganlık, kıskançlık, nefret, hoşnutsuzluk, iğrenme, hoşgörüsüzlük, hor görme, ihmal, kıskançlık, üzüntü, apati, umutsuzluk, suçluluk, kızgınlık, meşguliyet, depresyon, bunalma, utanç, can sıkıntısı, özlem, depresyon, yorgunluk, karışıklık, panik, sınırlılık, güvensizlik, belirsizlik, korku, utanç, kaygı, şüphe gibi olumsuz ve yıkıcı duyguları sevgi, mutluluk, zevk ve güven türü olumlu duygulanımlara dönüştürmedikçe insan kendi bedeninin içinde rahat bulamaz. İnsan iletişimde bulunduğu bireyler ve çevresiyle pozitif bir ilişki yaşayamaz.

Şunun farkında olmalıyız: Olumsuz ve yıkıcı duygular hem bedeni hem de ruhu olumsuz olarak etkilemektedir. Duygular farklı dillerde veya kültürlerde farklı ifade edilebilir ama aslında evrenseldir. Benim bu konuda iddiam şudur ki bazı temel duygular insan bedeninde aynı tepkiyi verir yani duyguların ana vatanı yoktur, hiçbir kültüre ait değildir, bu yüzden evrenseldir. Korku, öfke, üzüntü, mutluluk, hayret, tiksinme, küçük görme gibi yedi temel duygunun dünyadaki hemen hemen her insanın mimiklerine ya da yüzüne yansıyan ifadesi aynıdır. 

Her ne kadar duygulara bir fikir eşlik ediyor gibi görünse de aynı anda bir yüz ifadesiyle yani mimiklerle de ifade edilir. Benim tecrübelerime göre duygular, fikirler ve mimikler birbirine yapışık üçüz gibiler. İşte bu sebeple duygu, düşünceler ve davranışlarla yakından ilişkili zihinsel ve fizyolojik durumdur. En belirleyici özelliklerinden biri ise kişisel olmalarıdır. Özünde duygular o kişinin parmak izi gibi yalnızca ona aittir. Belirtilen bir duygunun yaşanması yalnızca o kişiye özgüdür. Yani duygunun kendisi özünde özel, ortaya çıkışı ile evrenselliği ifade eder. 

İnsan yaşamında duygular çok önemlidir; iç ve dış uyarıcılar bizde hoş ya da tersi tasarımlar yaratır. Hoş olanlar, haz yönünde, hoşlanmadıklarımız ise elem yönünde. Mutsuzluk, üzüntü ve keder gibi olumsuz duygular elbette sadece 21'inci yüzyıla ait sorunlar değildir. İnsan var oldu olalı olumlu veya olumsuz duygularla yaşamasını öğrenmiştir. Bu sorun insan var olduğu sürece de olacaktır. Ama şunu diyebiliriz: Günümüzde insan gittikçe kendini daha zor koşullar içinde buluyor. Evrimsel nöropsikologlara, düşünürlere ve bilim insanlarına göre duygular, atalarımızın hayatta kalma amacı ile geliştirdiği adaptasyon yöntemlerinden biridir. Bu bakış açısına göre, insan doğduğunda duygulara sahiptir. Bazı psikologlar da, duyguların doğuştan geldiği iddiasını temel alır. Bir çok felsefeci zihinsel etkinliklerin, düşüncelerin, duyguların bile maddesel olduğunu ileri sürer. 

Kendisinin modern, ileri düzeyde olduğunu düşünen insanın hayatını anlamlandırma isteği günümüzde de güncelliğini korumaktadır. Her ne kadar gelişen teknoloji, şehir hayatı, eğitimsizlik, haksızlık ve özellikle de insan ilişkileri mutsuzluğa sebep olan etkenler arasında gösterilse de insanların bu duygusal girdaptan kurtulabilmesi için sürekli çalışmalar yapılmaktadır. Bu hızlı yaşanan popüler kültür, modern hayat, insanın hayatın hakiki anlamını, sebeplerini görmesini belki de engellemektedir. Oysa ki belki de hayata anlam veren en temel olgu duygulardır. Günümüzde kapitalist, neoliberal politikalar, yeni teknolojik olanaklar sayesinde kitle iletişim araçları da yaşamın içindeki olumlu duyguların anlamını zayıflatmış ya da cılız hâle getirmiştir. Hoş olmayan duyguların beyin ve beden fizyolojisinde şu ya da bu ölçüde stres ve düzensizlik oluşturarak ortaya çıktığı ve hoş duygusal deneyimlerin ise beyin ve beden fizyolojisinde stresi azaltarak oluştuğuna dair temel bulguyu gördük. İnsan duygusal özellikleri inkar edilemeyen bir varlıktır. İnsanın hep olumsuz duygulara meyil eden bir tarafı olduğu için dayatılan beklentiler bunun sebebidir. Sebebini bilmediği halde yine de mutsuzdur. Böylesi zamanlarda nedensiz yere gülümsemeli insan olumsuz duygu durumundan çıkabilmesi için.

Yaşam, su ve toprak gibidir. Bazen doğal sıcaklıkta sıvı durumunda bulunan, renksiz, kokusuz, tatsız bir madde gibidir. Bazen de her türlü doğal acıya, içindeki küçük kırıntılarıyla, çürümüş, büyümüş kederin organik duygulardan oluşan çok küçük ve hafif parçacıklara bölünmüş, un ufak olmuş, toprak gibi çatlamış hâli gibidir. Yaşam hava ve rüzgâr gibidir. Sanki bütün canlıların solunumuna yarayan renksiz, kokusuz, akışkan, mutluluk gibi görünen, görünmeyendir. Evreni, yaşamı, doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyen esintidir. Yaşamın değeri, önemi, insanın amaçlarından beslenir, bu duygu ve düşünceler, hayata karşı insanın amaçlarına ulaşma isteği, hayata karşı olan motivasyonunu artırır. 

İnsanın yaşadığı duygu durumu bir kısır döngü içinde sürekli devam eder. Böyle holistik (bütüncül) bir sistem vardır. Hayata baktığımızda kıştan ilkbahara, ilkbahardan yaza, yazdan sonbahara, sonra tekrar kışa geçer, mevsimler yerini başka mevsimlere bırakır. Bu yıl içindeki değişim, dönüşüm, insanda farklı duyguların oluşmasını, bu duyguların başka duygulara dönüşmesini sağlar. Böylece hüzünler, mutluluklar birbirini takip eder. Hava mesela insanda ya da canlı türlerinde olumlu yada olumsuz duyguların oluşmasında dış kaynaklı  bir etkendir. Mevsim koşulları güzel, yaşanabilir olduğunda canlılar pozitif duygularla yaşar. Mesela bir ilkbahar mevsiminde ağaçlar, rengarenk çiçekler, içimizi ışıtan, enerji veren güneş ile birlikte mutluluk hormonu olarak bilinen serotonin en üst düzeye çıkar. 

Hava; zihinsel yapımızı, ateş; enerji, bedenimizi, su; duygusal yapımızı, toprak; fiziksel bedenimizi oluşturur. Bana sorsanız bu dört element insanı, canlıyı, hayata, dünyaya, evrene bağlayan en önemli unsurdur. Su elementine baktığımızda yaşamın başlangıç kaynağıdır. Su sürekli akar, düşünce de su yolu gibidir. Bilincimizin, zihnimizin en alt bölümünde derin duygu ve düşünceler vardır. Bir kuyunun en derin noktasında bulunan bilinçaltı, su gibidir. O derin kuyuda sadece bize ait olan bu isimsiz duygular zenginliğimizdir. Burada özellikle altını çizerek söylüyorum, su yalnızca yaşama kaynak olmayıp, düşüncenin de, duygunun da büyüyüp gelişmesine fayda sağlamaktadır. Su ile hissederek duygularımızı tanırız. Gerçek doğamızı ve ruhumuzu anlarız. Su ile farkındalığın ruhsal boyutunu bilebiliriz.  

İnsanı diğer canlılardan ayıran bilinçli duygular en temel öğedir. Ruh dış dünyadan elde ettiği bilgileri, mesajları, bilgileri saklar. Daha sonra yorumlayarak kendi iç dinamiği içerisinde harmanlayarak bilinçaltımıza, duygularımıza ve düşüncelerimize yön vererek yönetmeye, yönlendirmeye çalışır. Böylece insan diğer canlı türlerine göre farklı farklı duygular ile kendisini ifade edebilmektedir. Belki de o yüzden bir çok fizyonomist insan yüzü üzerine yaptıkları çalışmalarda 7.000'den fazla farklı yüz ifadesi yaratabildiğini görmüştür. İnsan bu duygu durumunu karakterize etmeyi daha kolay ve daha erişilebilir kılan çeşitli hisleri birbirinden ayırır. İnsan duyguları ahlaki, entelektüel veya estetiktir. Ben olmayı belirleyen en önemli şey zihinsel özelliğimiz; duygu ve hislere sahip olma kapasitemizdir. Benim düşünceme göre duyguların temel işlevi uyarmak ve insani ilişkilerin nasıl olması gerektiği konusunda iletişim dilini kolaylaştırmaktadır. Duygular insanın hangi davranışlarını sürdürüp sürdürmeyeceği konusunda ipucu verir, dahası duygular önemli yol göstericilerdir.