İnsan değişir değişince

İnsan değişir değişince

20 Ekim 2021 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Erdal Çolak

“Yakından tanımıyorsan insanları uzaktan da yargılamayacaksın...” çok hoşuma giden bir sözdür.

Gerçekten nasıl böylesi bir toplum haline geldik ki ön yargılarla, öngörülerle birbirimizden nefret etmeye başladık? Bu tür insanlarla karşılaştığım zaman inanın hayata, insanlara karşı sempatimi kaybetmeye başlıyorum. Bunun sebebi ben değilim, onlar... Düşünmüyor değilim, geriye dönüp baktığımda, yola çıktığım yer ile vardığım yerin farklılığı önceleri zihnime şaşırtıcı gelmişti ama beni asıl şaşırtan, geçmişte, böyle bir yere doğru hareket etmeyi zaten beklemiş olduğumu fark etmek oldu. İnsan her zaman yaşadığı dünyayı, toplumu, çevresini kuşatan uçsuz bucaksız evreni sorgulama, anlamlandırma çabası içerisinde olmuştur.  Varlığı sorgulama, anlama, hayatın manasını çözme çabası insanoğlunun dünyadaki  yaşamını etkileyen en temel etkendir. Biz insanlar diğer canlılardan farklı olarak bu hayatın yaşanmaya değer olduğunun düşünsel olarak farkındayız. Hayatı anlamlı kılmak bizim elimizde, bu amaçla doldurduğumuz sürece insanın motivasyonu yüksek olur. Yaşama düşünsel, bilişsel ve zihinsel olarak anlam vermek bizim elimizde. Mesela kişinin hayatında pozitif ya da negatif yönde yaptığı bütün değişimler belirleyicidir. Hayatın anlam ya da anlamsızlığı ise kişiye bağlı olarak gelişir.

Dünyaya temelden farklı bir bakış açısını özümseyebilmenin, anlayabilmenin, kavrayabilmenin çok zor olmadığını, bunu yapabilmek için çokça düşünmek gerektiğinin farkındayım. İyi olan tarafımı bırakıp, karakterimi değiştirip insanlara karşı  geliştirmem gereken bir stratejinin olması gerektiğini, kendimi dürüstlük tutkusuna kaptırmamayı, soyut sorunlar üzerine kafa patlatmayı düşünmedim değil… Etrafımda ahkam kesen, nutuklar atan, bilgiçlik ve insan severlik taslayan; çok konuşan hiç okumayan insanlarla uğraşmamayı, bir çocukla konuşuyormuş gibi yazmak istedim.

Benim şu andaki halim geçmiş deneyimlerimin birikimidir.  Şimdiye kadar aldığım karar ve inançlarım bugün olduğu gelecekte de beni meydana getirecektir. Bu gerçeklik algısı üzerine kurulu olan yaşamda evet farkındayım, insanlar değiştirilemez ama değişir. Zaten yaşam bir döngü, sürekli bir değişim dönüşüm içerisinde. Dünyada hiçbir şey her daim durduğu yerde kalmazken, insanın değişmemesi düşünülemez. İlginç değil mi? İnsan da görünümüm olarak sürekli bir değişim, dönüşüm içinde. Yüz hatlarımız, saçımız, kaşımız bile sürekli bir değişim içindeyken neden bu değişim insanın içine ruhunda da olmasın ki? Günlük hayatta yaşanan her şey ama her şey insanı değiştirir. Yaşadıklarımız, insanın başına gelen küçük, büyük her sıradan olay, herkes, her şey, konuştuğumuz, tartıştığımız, tanıdığımız insanlar, okuduğumuz kitaplar ,seyrettiğimiz filmler, izlenimlerimiz, gördüklerimiz, isteklerimiz, ihtiyaçlarımız, çevremizdeki dünya ister istemez insanda olumlu ya da olumsuz değişimlere sebep olabilmekte.

Beni kışkırtan ve inciten düşüncelerimi karşıma alıp onları kin gütmemeyi ikna edip kendim olmayı seçtim. Benim varoluş gerçeğimi, sınırlarımı yok etmeme, kısacası böyle  düşünmeme sebep olanlarla aynı havayı  paylaşmak çok zor geliyor. Hep, kimse tarafından hiç düşünülmeyenleri düşünüp, üzerine hiç konuşulmayanları konuşmaya çalışıyorum. İçinde bir arada yaşadığımız bu toplumda ne kadar aciz, kişiliksiz insanın olduğunu, birbirimizden ne kadar da nefret ettiğimizi ve aslında basit  olduğumuzu fark ettim.

İnsani özümüzde olan ahlaksal özgürlüğü, meğerse her şeyi rastlantıya bırakmışım. Duygusal hareket etmemek gerekiyormuş. Doğru, akla uygun düşünme yetisi mantık dışında bir an bile olsa başka hiçbir şeye değer vermemeyi, kimseye dost gözü ile bakmamayı, onlara bel bağlamamayı, yaşanacak en büyük problemlerde, acılarda bile metanetimizi korumamız gerektiğini…

Şunu da öğrettiler: İnsanlara güvenmeyerek enerjini aşağıya çeken, umutlarını tüketen, sürekli mutsuz eden, kanser hücresi gibi kafamın içinde dolaşan insanlarla gezmek, sohbet etmektense onlara, "Sizlere güvendiğim için güvensiz olan yüreğimi size borçluyum" demeyi çok isterdim…

Ne yazık ki en derin acıyı en sevdiklerin yüzünden çekersin. Hayal kırıklığı ya da incitilmeye karşı korunmak için ilişkilerde duygusallığa yer vermemeyi, soyutlama mekanizmasını geliştirmem gerektiğini öğrendim. Ben eskiden insanlara koşulsuz güvenir, sever, saygı gösterirdim. Kırılırdım ama yüreğim ders almazdı. Her tarafımda böylece birçok  güven kırıkları oldu, bedenim yoruldu; insanların açtığı yaralar ruhumda iz olarak kaldı. O zaman anladım ki ne hiç kimse ben olabilir ne de ben  bir başkası. Bir ben varım benim kadar, canımdan öte can değil!

Kendi adıma herkes, her şey için olumlu düşünmeye, iyilikleri içimde biriktirmeye, sevgi konusunda cömert ve iyimser olmaya, duygularımı, düşüncelerimi dürüstçe ortaya koyabilmeye çalıştım. Kendime egemen olmaya, kimse üzerinde tahakküm kurmamaya, başkalarının zayıf taraflarını görmezden gelmeye çalıştım. Sonuç olarak şunu öğrendim... Jean Paul Sartre'ın dediği gibi ”Hayat üç bölümdür: Dünyayı değiştireceğini sandığın, değişmeyeceğini anladığın ve dünyanın seni değiştirdiğine emin olduğun... ”

Belki benimkisi de böyle oldu. Dünyayı değiştireceğimi düşünürken değişmediğini anladım. Ve bu hayatın her anlamda beni değiştirdiğini gördüm...