İki sene mektep tatili

İki sene mektep tatili

6 Eylül 2021 Pazartesi  |   Köşe Yazıları

Uğur Türe

Medya Günlüğü'nde yazdığım bu yazı ve bundan sonraki tüm yazılarım, bu platformda lezzetli yazılar yazan, benimle yaptığı söyleşileri yayınlayan, vefatıyla beni ve pek çok dostunu, kardeşini derinden sarsan değerli ağabeyim, gazeteci, yazar Adnan Genç’in aziz hatırasına adanmıştır... 

Covid-19 pandemisinin neden olduğu çok özel ve sıra dışı bir buçuk yıllık süreçten sonra okullar yine kapılarını öğrencilere bıraktıkları yerden açıyorlar. Çocukken okuduğum ve hep hayalini kurduğum Jules Vernes’in “İki Yıl Mektep Tatili” (sanırım yaşlanmışız ben bu kitabı bu adla ilkokulda okumuştum ama artık “mektep nedir hocam?”  diye soran bir jenerasyon var) kitabındaki bizim kuşak için fantezi olan iki yıl okul tatili bu jenerasyon için gerçek oldu. Kitapta “haytalık peşindeki” Yeni Zelanda’dan bir gemiyle açılan ve muhtemelen Mikronezya Adalarından birine yanaşmak zorunda kalan ve düştükleri ıssız adada başarılı bir yaşam mücadelesi veren bir grup gencin hikâyesi anlatılır.   

Bu iki yıllık zoraki tatil, adada mahsur kalan gençlerin çok şey öğrendikleri, pek çok yeni deneyim ve beceriyle donandıkları adeta uygulamalı bir eğitim sürecidir aslında. Ancak pandemideki yaklaşık iki yıllık sürecin öğrenciler açısından böyle olduğunu söylemek mümkün değil. Özellikle gelir ve eğitim düzeyi düşük alt sosyoekonomik gruplarda ciddi öğrenme kayıpları ve travmalar yaşandı. Bu süreçte yaşananlar öğrencilerin, okulların, velilerin ve eğitimcilerin okullara ve eğitime bakışlarında da ciddi sorgulamalara yol açtı.  

Pandemi tatili sayesinde eskiden yerden yere vurduğumuz ve bunu yapmak için de pek çok haklı nedenimiz olan okulları ve eğitim sistemini özleyecek ve o sisteme dahil olmak ve çocuğumuzu dahil etmek için salgını ve sağlığımızı ikinci plana attığımız bir noktaya geldik. (Salgın öncesi okul ve eğitim sistemini değerlendirdiğim Medya Günlüğü'nde yayınlanan “Senin Okulun Bir Melekti Yavrum” yazısında bu konuya değinmiştim.) *

Harari, Homo Deus'da insanlığın önümüzdeki yüzyılı ile ilgili bir projeksiyon yapar. Harari'ye göre bugün var olan pek çok meslek yok olacaktır. Ancak öğretmenlik ve okullar var olmaya devam edecektir. Oysa pek çok insan internet ve iletişim teknolojileri sayesinde artık okula ve öğretmenlere gerek kalmayacağını düşünüyordu. Pandemi süreci onları yalanladı, tezleri çöktü.  

Sanırım bu tezlerin sahipleri iki şeyi atladılar: 

Birincisi, internet üzerinden alınan eğitim, bütün eksikliklerine ve yanlışlarına rağmen temel ve klasik eğitimin yerine ikame edilebilecek bir şey değildi. Uzaktan eğitim ancak "tamamlayıcı" ve “ikincil” bir rol oynayabilirdi. Bu tezlerin sahipleri okulların ve öğretmenlerin eğitim alanındaki rollerini de küçümsediler. 

İkinci olaraksa; okulların sadece akademik yönüne odaklandılar. Oysa okulların en az bu işlevi kadar başka bir önemli işlevi de çok geniş kitleler için bir sosyoekonomik dinamizm yaratıyor olmasıydı. Okullar, çocukların sadece akademik ihtiyaçlarını değil sosyalleşmeleri ve yaşıtlarıyla toplumla temas etmeleri, iletişim kurmaları için bir çeşit sosyal ekosistem görevi yapıyordu. Okulların bu çok önemli işlevi de bir kez daha ortaya çıkmış oldu. 

Neticede okullar pandeminin pik yaptığı bir dönemde tam zamanlı açılmak zorunda kaldı. Hepimiz biliyoruz ki bu sadece aşının bulunması ve bilimsel gerekçelerle açıklanabilecek bir tercih değil, aksine okulların çok önemli rolünü fark eden kitlelerin zorlamasıyla alınmış bir karardır.  

Her ne kadar pandemi yüzünden bütün paydaşların okula büyük ölçüde bakışları değişse de okullar ve eğitim sistemi açısından bakınca; siyaset yapıcıların, karar alıcıların eğitime, bilime ve hayata bakışında değişen bir şey yok. Dolayısıyla bir eğitim öğretim yılı yaklaşık iki yıl önce bıraktığı yerden bütün patolojileri ve eksikleriyle yeniden başlıyor.  

Üstelik bu süreçte geçmişin sorunlarına yeni sorunlar da eklendi. Pandemi sürecinde aile ve ev ortamında tıkılı kalmış çocuklarda görülebilecek muhtemel posttravmatik anomaliler, pandemiyle ilgili alınan, alınmayan tedbirler bir yana fizikli ortamlar açısından da sorunlar söz konusu. Son iki yılda binlerce okul depreme dayanıksız olduğu için yıkıldı ve bu nedenle pek çok okul taşındı veya kapandı. Bu yıkılan okulların yenileri de henüz yapılıp bitirilemedi.  

Yani, yeni başlayan eğitim öğretim yılında öğrencilerin çoğu pandemide bıraktıkları okulları yerine başka bir okulla paylaşacakları “geçici” binalarda ikili öğretim yapacaklar. Sabah saat yedide başlayan eğitim öğretim süreci pek çok okulda akşam yedide sonlanacak. Pek çok insanın kavuştuğu için sevindiği okullarımız eski kronik sorunlarının üstüne yenilerini eklemiş olarak kapılarını açıyorken toplumda okullara ve eğitime bakış açısının geldiği noktayı sanırım en iyi şu söz açıklayacaktır:

“Hiç yoktan iyidir.” 

(*) https://medyagunlugu.com/haber/senin-okulun-bir-melekti-yavrum-48493