İçimizdeki 'savaşçı' ve anlayış

İçimizdeki 'savaşçı' ve anlayış

12 Aralık 2021 Pazar  |   Serbest Kürsü

Melek Ay

Geçen hafta Antalya’da bir fırtına yaşandı. O kadar çok yağmur yağdı ve rüzgâr hızını arttırdı ki sanki korku filminden bir sahnenin içerisindeydik. 

Kötü hava koşuluna rağmen oğlumu okuldan almak için evden çıktım. Araba ile göl olmuş bir yoldan geçmek zorundaydım.  

Yolun kenarında yayaları görünce hızımı iyiden iyiye kestim çünkü onları ıslatmak istemedim. Arkamdaki araç bu duruma oldukça sinirlendi ve büyük bir manevra ile sollayarak yanımdan geçti. Hem ben yol görüşümü kaybettim hem de yayalar bir dalga suda yıkanmış oldu. 

Kendimi bin bir düşüncenin içinde savaş naraları atarken yakaladım. Sanırım birkaç kötü kelime de ağzımdan çıktı.  

Yoluma devam ettim ve az ileride o aracın yolda kaldığına tanık oldum. Camımı açtım, yardımcı olup olamayacağımı sordum. Savaşçı yanım bir anda anlayışlı bilge ile yer değiştirmişti.  

Peki ben karşıdaki kişiye mi yoksa kendime mi anlayış göstermiştim?..

Eve geldim ve daha önce bir yerde okuduğum şu hikâye aklıma geldi: 

“Tibet’in doğusunda güçlü mü güçlü bir savaşçı yaşarmış. Bu savaşçı bütün savaşlardan mutlaka galip çıkarmış. Bir gün bütün savaşlardan ve dünyevi meselelerden elini ayağını çekmeye karar vermiş. Kendini bir mağaraya kapatmış ve yıllarca burada meditasyon yapmış.  

Aradan uzun yıllar geçmiş. Mağaradan dışarı çıkmış. Bir grup güvercin onu görünce gelip mağaranın önüne konmuş. O da onların önüne biraz buğday koymuş ve oturup güvercinleri seyretmeye başlamış. 

Güvercinlerin kendi aralarında buğday yeme yarışları ve kavgaları, ona emrindeki orduyu, yenilmez savaşçılarını hatırlatmış. Bunu hatırlayınca yaptığı seferler ve aldığı galibiyetler aklına gelmiş. Seferleri ve galibiyetleri de hatırlayınca düşmanlarını hatırlamış. Düşmanları hatırlamak kendisinde büyük bir öfke uyandırmış. Tüm bu anımsamalar zihnini işgal etmiş ve kalkıp eski yaşadığı vadiye inmiş. Kaldığı yerden devam ederek savaşmaya tekrar başlamış.” 

Küçücük bir düşünce veya olay nasıl da takıntılı bir zihne dönüşebiliyor. Hikayedeki savaşçı gibi kendimi vadiye inmiş, kılıçları kuşanmışken bulmuştum. Çünkü saniyeler içerisinde zihin coğrafyamda düşünce düşünceyi doğurdu ve öfke duyguma bağlandım.  

Sonrasında ise bu durumum için kendime anlayış gösterip, zihnimin olağan halini gözlemleyebildim ve kendime tanıdık hale gelebildim. Aslında hayatın akışında kendimize anlayış gösterebildiğimiz zaman meseleyi kalbinden yakalama fırsatımız olabiliyor. Karşıya anlayış göstermeye çalışmak zihni tekrar kalabalık hale getirebiliyor.  

İhtiyacımız olan şey kendimize hep aynı döngüyü çizmek değildir. Her şey dikkatin ucunda olabilmekte ve zihin kontrolü sağlandıkça kendimiz ile kurduğumuz bu yeni ilişkiye anlayış geliştirebilmekte yatıyor. 

Kundalini Yoga öğretmeni Gurmukh Kaur’un dediği gibi;  “Yoga kendini geliştirme ile ilgili değildir. Kendini kabul ile ilgilidir.” 

Namaste...