İçimizdeki boşluğun yabancılaşması

İçimizdeki boşluğun yabancılaşması

11 Mayıs 2022 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Erdal Çolak

Bazen düşünüyorum, hepimiz bir boşluktaymışız gibi geliyor. İnsanlarla düzenli fiziksel ilişki kurmuyoruz ama sosyal medyada herkesle iletişim halindeyiz.

Kendimizden, herkesten kopuğuz, yaşama sevincimizi kaybetmişiz, yaşamın kendisinden zevk almıyoruz. Bu boşlukta herkes kendisini bu dünyaya ait değilmiş gibi hissediyor, kendisinden bile kopuyor. Boşluk duygusu ve düşüncesi insanın ruhunda hüküm kurmaya başlıyor. Kısacası bu duygu yoğunluğu içerisinde olan herkesin tecrübe ettiği, keder, üzüntü, çaresizlik, yalnızlık, güvensizlik, kendine ve hayatına yabancılaşması. 

Günlük hayatta sürekli duyarız; uzay boşluğu, kanunlardaki boşluk, cümleler arasındaki, doğadaki boşluk, dilde, mekanda, uzayda her yerde boşluk var. İnsanın hayattan keyif almaması, acı çekmesi, günlük hayatı sürdürecek gücü kendinde bulamaması ve genel mutsuzluk hali içinde duygusal boşluk yaşaması. Ama boşluk olmalı çünkü kelimeler arasındaki boşluk söylenen her sözün anlaşılmasını sağlıyor. Doğadaki boşluk mükemmel var oluşa, uzaydaki boşluk evreni anlamamıza insandaki boşluk ise insanın kendisini tanımasına neden olur. Demem o ki boşluk olmazsa yaşam anlaşılmaz. Boşluk olmazsa sanat eserindeki form ile estetiği güzelliği anlayamazdık. Nefes alabiliyorsak ciğerlerimizdeki boşluklar sayesinde…

Boşluk kavramı felsefenin, hukukun, sosyolojinin, psikolojinin, psikiyatrinin, ontolojinin ve kozmik boşluklar ile fiziğin konusu olmuş, sürekli tartışılmış. Felsefi anlamda varoluşu anlayabilmek, kavrayabilmek için kesinlikle boşluk, hiçlik ,varlık ve yokluk hakkında belli bir bilgi birikimine sahip olmak ya da bu kavramları anlamak gerekiyor. Bu kavramlarla yüzleşmeyen insan varoluşunu tamamlayamaz. Boşluk işgal edilmemiş, kimse tarafından ele geçirilmemiş, dahası özgürlüğü elinden alınmamış; serbest ve her şeyden bağımsız tek kavramdır. 

Kimisi korku ile eş değer olarak görüyor. Harabe bir ev, terkedilmiş, bomboş dedikleri zaman korku boşluğu tetikliyor, öyle değil mi? O yüzden evlerin içi eşya ile doludur. Çünkü korkulardan dolayı boşluklar insanı ürkütür. Hadi diyelim evin içini eşya ile doldurup bir yönden korkularımızı bertaraf edebiliriz. Ya içimizdeki boşluğa ne demeli? Günlük yaşamda insan bir sürü iç ve dış etmene maruz kalıyor. İstenmeyen bir koşulda bir anda psikolojik problemlerin oluşturduğu çeşitli faktörlerden dolayı karşı karşıya  kalınan bu sorun insandaki derin bir boşluğa işaret ediyor. Bu insanın içindeki boşluk adressiz olmak gibi, geriye dönüp bakınca çok şey görme ama ifade edememek, ileriye bakınca gözleri ne kadar kısarsan kıs bir şey görememek gibi bir durum. Fark ettiyseniz var olan bir şeyin eksikliği düşüncede, duyguda, zihinde eksik oluşu diyebiliriz. 

Bizimkisi varlığımızın boşluk veya boşluklar üzerine kurulması. Ara sıra bilinçli ya da bilinçsiz bu durum varlıktan önce yokluk hissine, sonra da boşluğa dönüşür. İşte o zaman üzüntü, tasa bizi sarar. Hiçlikten gelip ve hiçliğe dönecek olduğumuz oranda boşluğu hatırlatır. İşte buradaki üzüntü, bilinmezlik ve gelecek kaygısı bizi hiçlik duygusu ile boşluk ile yüzleştirir. 

Boşluk kısaca yalnız başına kullanılmaz. Boş demek, var olan bir şeyin boşluğudur ve o şey zaten algıda, kavramda, bilgi olarak belli bir mekan ve zaman içinde vardır. İnsan boşluğa ihtiyaç duymaz. Boşluğu teorik olarak anlamak zor, pratik açıdansa kolaydır. Bir şeyin var olmasını boşlukta yer kaplamasına varlık; varlığın bu boşlukta kaplamadığı alana ise ise boşluk diyebiliriz. Herhangi bir şey bir enerji taşımıyor ise o halde bilimsel kabul edilebilir. Bir mantığa göre, bir şeyin var olması için hissedilmiyor, bilinmiyor ve algılanamıyor olması boşluğu ifade etmektedir. 

Son olarak, insanın boşluğu içinde hissetmesi ile kendisini boşluğun içinde hissetmesi çok farklı iki durum. İnsan boşluğun içinde hissediyor... O kadar farklı duygular var ki kendisinin olduğunun bile farkında değil. İnsanın içinde hissettiği boşluk iç dünyasında anlamsızlık, amaçsızlık, yalnızlık, kopukluk ve kendini bir yerlere aitmiş hissedememe duygusu eşlik ediyor . 

İnsan varoluşunun temel dinamiklerinden biri de boşluktur. Boşluk, yoklukla varlık arasındaki  bir tampon bölgedir. Eğer kişi kendisini boşlukta hissediyorsa işte o zaman işin rengi değişiyor. Bu boşlukta bir şeyleri değiştirmeniz gerektiği var olmakla yok olmak arasındaki boşluktur. Nesnel dünyada yaşadığınız olaylardan, sıkıntılardan, sorunlardan, dertlerden, tasalardan dolayı var oluşumuz için gerekli olan boşluğu anlayamıyoruz. Birtakım olayların dayandığı neden ya da bu nedenlerin yol açtığı sonuçlara baktığımızda olgusal olarak boşluk bağımsız, nedensiz, serbest bir gerçekliktir .İnsanın içine düştüğü bu boşluk bir dinginlik getirir, sakinleştir ve dünyaya derin, anlamlı bir pencereden bakmayı sağlar. 

Portekizli yazar Fernando Pessoa'nun dediği gibi, “İstemeden varım ve istemeden öleceğim. Olduğum şeyle olmadığım şey arasında, hayal ettiğim şeyle hayatın beni yaptığı şey arasında bir boşluğum.”