İçimizde var olan benlik

İçimizde var olan benlik

3 Mart 2021 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Erdal Çolak

Ben, benim düşündüğüm, düşündüğünüz şey değilim. Ben senin, sizin ya da yaşadığım toplumun içinde düşündüğünüz, düşündüğüm şey değilim. Ben senin benim olduğumu düşündüğünü sandığın şey de değilim. 

İşte, bu benlik (ego) düşüncesi insanı hep düşünmeye sevk ediyor. 

Bilmiyorum, ne diyeyim? Yorgunum, yalnızım, çaresizim, varlığından haberdar olduğum ama hiç kimsenin görmediği bir ben. Bazen denizin ortasında küçük bir nokta olup kıyıya vuran deniz yıldızı, bazen uçsuz bucaksız bir mavi okyanusum ya da küçük bir su damlasıyım. Uçsuz bucaksız bir çölde kum tanesi, ormanların derinliklerinde kaybolan bir tohum tanesi, bir kitabın içinde kaybolan en güzel cümle. Rüzgârın beraberinde getirdiği, gökyüzünden yere düşen yağmur damlası, evrende hiç olmayan bir nokta, bir yıldızım. Yanmakta olan bir maddeden sıçrayan küçük ateş parçası, kıvılcım. Ana rahminde doğumu bekleyen suni bir sancı. Kalabalıklar arasında yalnızlığı ile demlenen, hüznü içtikçe aklına sevdiği gelen, dert sarhoşu, kayıp yabancı bir kelime şu insan. Büyüdükçe büyüyen bir metropol, bir şehirde acının doruğa ulaştığı, dert yumağı, hüzün dolu bir evim ben… 

Herkesin beni görüp benim bile farkında olmadığım ben. İnanın içimdeki sevgiyi, bu varlığı bir yerlere bırakmışım. Herkesin gördüğü benim görmediğim bir ben varım. Etrafımda dar çıkmaz sokaklarda hiç kimsenin göremediği benle sohbet etmekteyim. "Ben neyim" sorusu günlük hayatta, felsefede, dinde, psikolojide ve bilimsel literatürde önemli yer tutan sorulardan birisi. "Ben kimim" diye sorduğunuzda; ben kelimesini sadece fiziksel, zihinsel, ruhsal bir varlık olarak anlamamalıyız. Kime, neye göre; iç dünyamıza göre mi yoksa toplum içindeki statüye, kendimize göre değişen, değişebilen, kendine özgü objektif (nesnel) ve sübjektif (öznel) özel, sadece kendi özüne bağlı ruh mu? Kişinin çevresindeki olaylara, insanlara canlılara, varlıklara karşı oluşturduğu tutum ve tavırlar kendine özgü, özel bir benliği oluşturur. 

Eğer herhangi bir problemi yok ise kişinin kendini başkalarından ayırmasını sebep olan ”ben” kişinin öznel bütünlüğüdür. Kişinin kendisini, çevresini ve olup biteni tanıma, algılama, kavrama, fark etme yetisi ile şuur oluşur. Ruhsal yönden bu evrelerin tümü ben kavramıyla dile getirilir. 

Bana göre, ben bilinci bizi hayatta tutan temel zihin katmanıdır. Ego bencildir. Yani kişinin gelişmesi için gerekli olan bilginin ruhumuza ulaşmasını engeller. Kendi çıkarını ve yaşamını göz önünde bulundurur. İnsan karakterinde bulunan olumsuz davranış ve düşüncelerin, öfke, kin, kıskançlık, korku, değersizlik, kendine acıma, kendini suçlama v.b. sahte kişiliklerin sahibi ”ben”de bulunur. 

Kimlik, karakter, mizaç  ben olgusunu oluşturur. Benim anladığım kadarıyla ”ben" insanın kalıtsal, doğuştan var olan davranışlarıdır. Bireydeki bedensel, duygusal ve zihinsel etkinliğine çevrenin verdiği önem, değerlerdir. Benimsenen bu değer yargıları, insanın kendine özgü fiziksel ve ruhsal bütünlüğü yani "ben"dir. Her insan kendisi hakkında olumlu, olumsuz düşüncelere, duygulara sahiptir. Kişinin kendisini diğer insanlardan ayıran davranışlarının bütünüdür. 

Beni ben yapan her özelliğim kim olduğumu gösterir. Beni herkesten ayıran farklılığım, dış görünüşüm değil, düşüncelerim, yaşayış tarzım ve duygularımdır. Kendini her anlamda tanıyan birinin olduğunu düşünmüyorum. Çünkü öyle varlıklarız ki her geçen gün değişebiliyoruz. Evrensel nitelikte olan değerler, değişmediği halde biz sürekli ani duygu ve düşünce problemleri yaşıyoruz. Fakat şöyle bir gerçek var ki, bizi biz yapan insani değerler kolay kolay değişmez. Kendini bilen, ne istediğini bilen hayatına gerçekliğine ve ben bilincine bir anlam katmış olur. Ben olmayı belirleyen en önemli şey zihinsel özelliğimiz; duygu ve hislere sahip olma kapasitemiz. Ben bilinci insanın geçmişten ders çıkarması, geçmişi hatırlamasıdır, tabii ki geleceği öngörme ve plan yapma yeteneği varsa. Kişi soyut düşünme ,dil kullanma, ahlaksal, estetik ve dinsel yargılarda bulunma yeteneğine sahipse kendine özgü bir benliği olduğunun ve bu benliğin özüne bağlantılı olarak bir ruh taşıdığının bilincine varır. Bu da bize hiçbirimiz hayatımızı değil de, bize başkalarının istediği hayatı yaşadığımız gerçeğini gösteriyor. Şunu belirtmek isterim ki, insan içinde yaşadığı toplumdan bağımsız olamıyor. Zevklerimizi, hoşa giden arzularımızı, bakış açılarımızı, fikirlerimizi ve inançlarımızı kendi başımıza oluşturamıyoruz. Kişinin kendisi ile ilgili algılamalarının, kişisel yönelmelerimiz, geçmişimiz, yaşantımız, gelecekle ilgili hedeflerimiz, toplum içindeki sosyal rolümüz, toplum içindeki "ben" kavramını ortaya çıkarıyor.

İnsanın kişiliğinin temelinde "ben" kendisi hakkında bildikleri ile yer alır. Bu benliğin merkezindeki ise, bir içsel varlık, öz ben sürekli çevresi ile iletişimde olan insanların kişiye ilişkin "ben" görüşüdür. İnsandaki benlik, ben bilincini meydana getiren olguların bir araya gelmesiyle oluşur. Mükemmel bir ben bilincinin oluşması bu olguların birlikte ahenkli bir şekilde çalışması ile olur.