Hüznün sebebi vicdansızlık

Hüznün sebebi vicdansızlık

1 Aralık 2021 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Erdal Çolak

İnsan nasıl oldu da bu hâle geldi? Yaşanan acılara, felaketlere, haksızlıklara, zulümlere duyarsız, kendinden başkasını düşünmeyen, diğerlerini hiçe sayan, doğaya, insana, topluma, canlıya değer vermeyen, incelikten yoksun bir canlı türü haline geldik. Neden böyle olduk?.. 

Aslında türümüzün en gelişmiş örneğiyiz: Düşünme, konuşma, işletim sistemi ve bellek olarak her konuda hazırız. Homo sapiens olan bizler bulunduğumuz her çevreye hem fiziksel hem de zihinsel olarak uyum sağlamasını çabucak beceririz. Hayatta kalabilmek için içgüdüsüne bağlı olarak düşünme yetisi gelişmiş, bilim, sanat ve teknoloji gibi konularda üretimler yaparak modern kentler kurmuş, vicdan dışında her yönden gelişmiş en fakir canlı türü insan. Kendi çıkarı için her şeyi yapan narsist, sadist, hedonist (hazcı) insan... 

Anlıyorum, her insan bir "ben"le, yaşar, kendi çıkarını düşünür, itirazım yok. Ama bu kadar da vicdansızlık olmaz. "Ben"le yaşayan insan aynı anda başka insanlarla da ilişki iletişim halindedir. Belki kendisine karşı adaletli olmak zorunda değildir fakat ilişki içinde bulunduğu insanlara karşı adalet duygusu ile hareket edip vicdanlı olmak zorundadır. Burada belirtmek istediğim, benliğin saygınlığı, kişide başkalarına duyulan ahlaki sorumluluk olarak ortaya çıkar. İnsanda adalet ve vicdan kurumsallaştırılırsa toplumda huzur ve refah artar. İnsanın çabaları, becerileri, yetenekleri, kendisine ,topluma katkıları ölçüsünde hak ettiğini alması gerektiği düşüncesindeyim. Tarihe baktığımda yaşanan bütün çağlarda ve uygarlıklarda adaletsizlik, eşitsizlik ve acıların gelişmiş diye nitelendirilen toplumları da ilgilendiren çok kapsamlı ve çok yönlü bir sorun olduğunu görüyorum. Bu, sadece ekonomik kökenli değil, kültürel, hukuksal, siya­sal, etnik vb farklı boyutları olan bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Daha da kötüsü birçok ülkede bu sorunlar hâlen devam ediyor. Bu nedenle eşitsizlik olgusunu tanımlamaya dönük çabalar, tüm boyutlar göz önünde bulundurulmadı­ğında çoğu zaman yetersiz kalabilmekte.

Dünya tarihinin çoğu boyunca, eşitlik bir ahlak prensibi olarak görmezden gelinmiş ya da kavranması mümkün olmayan ve gerçeklikle uyuşmayan bir şey olarak görülmüş. Kim ne derse desin vicdan doğuştan gelen, olaylara verdiğimiz tepkilerle içimizde hissettiğimiz, insan doğasının nesnel  bir parçasıdır. İnsanın doğasında bulunan beş duyudan başka bir duyunun adıdır vicdan. Öznel bir olgudur. Gerçeği dolaysız ve içgüdüsel  olarak insana doğru yolu gösterir. Diğer bir görüşe göre ise vicdan, insanın yaşadıklarıyla sonradan kazanılan gelişen, içselleşen bir tecrübedir. Eğitim, öğretim, arkadaş, anne, baba ve diğer çevresel unsurlar tarafından belirlendiğine inanılır.

Bazıları vicdanı edimsel gerçek olarak kabul ederken, düşünürlerin geneli onu insana ait bir değer olarak  görmektedir. İnsanın vicdani duygusu iç dünyasındaki termometre gibidir. Kişinin doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden ayırma, iç dünyasındaki yargılama gücüdür vicdan. Bireyin deneyimleri, iyilikler ve kötülükler karşısında içsel bir ahlaki yaptırım olarak vicdan, insanı oluşturan düşünce, duygu ve davranış boyutlarının tümünü kapsıyor. İnsanın kendi yaptığı söz ve davranışları hakkında bir yargıda bulunmaya iten itici güç de işte burada ortaya çıkıyor. İnsanın kendi ahlaki, duygu ,düşünce ve değerleri, bu değerler üzerine dolaysız ve kendisini kendisi yargılamasına sebep olan iç dünyasından gelen güçtür vicdan. 

Hep söylemeye çalışıyorum, bir insanın hayatında olamazsa olmaz bazı değer yargıları, duygu ve düşünceler olmalı ki hayatın anlamını kavrayıp insan ilişkilerinde sıkıntı yaşamasın. Hayatımızı hem kendimize hem de etrafımızdaki insanlara zehir etmeyelim.  

İnsanı insan yapan kalbinde taşıdığı duygularla anlam kazandığı için güzel duygular haliyle diline de yansıyacaktır. Bence insanoğlu kalbinin içinde taşıdığı duygular ve düşüncelerle değerlendirilmeli. Freud'un öyle ilginç bir tespiti vardır: Belki de bu dünyada yaşanan bu kadar soruna üzülüp en çok suçluluk duygusuna kapılanlar en iyi ahlaka sahip insanlardır. Yani iyi davranışın sebebi kuvvetli bir vicdan değildir fakat kuvvetli bir vicdan iyi davranışın neticesidir. Ona göre suçluluk duygusu ile kötü davranış birbiri ile ters orantılıdır. 

Keşke insani duygu, düşünce ve davranışlarımızı kaybetmemiş olsaydık ya da dünya bu kadar ilerlemeseydi de insanlık ilerleseydi. Lev Nikolayeviç Tolstoy ise "Tanrı'nın Egemenliği İçinizdedir" adlı yapıtında adaletli, vicdanlı insanı gücünü şu şekilde ifade etmiştir; “Yaşam ile vicdan arasındaki zıtlığın çözümü iki yolla mümkündür: Yaşam tarzını değiştirmek ya da vicdanını değiştirmek. İnsan kötü olduğuna inandığı şeyi yapmayı bırakabilir ama kötü olan şeyi kötü bulmayı bırakamaz.”