Hüznün hasat mevsimi sonbahar

Hüznün hasat mevsimi sonbahar

6 Ekim 2021 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Erdal Çolak

Baştan aşağıya hüzün dolu, kırık dökük, parçalanmış umutlarla, bana gelmeyen ipsiz sapsız orman yolunda kendimle bu anı yaşıyorum....

Güneş batmış, karanlık çökmüş kayalara etrafta çam ağaçları, dağlar hafif puslu, bizi anlatan yolun her iki tarafında meşe ağaçlarının kızıl, yeşil, kahverengi, sarı yaprakları önce başıma sonra yere doğru uçuşuyor. Yapraklar dökülüyor yüreğimin gökyüzünden, sonbahar kuru da olsa renk cümbüşünün kelimelere sığmadığı yağmurlar sonbahar, sağanakların bu sene ruhuma değil yüreğime yağdığı... Hüzün sonbahar, bu güzellik nasıl hüzün veriyor anlayamasam da, hazan işte... Sonbahar geldi artık. Ancak hüzün hasadı yapılır bu mevsimde. Ben de hesabımı ödemeye geldim. Kalp atışlarım bu güzel renklere, bu doğaya vurgun. Nedenini bilmiyorum. Her şey gözüme güzel görünüyor. Yüreğim geniş olan yerlerde, sonsuz boşlukta… Kendimi aramakla geçen zamana inat, varoluşumu düşünüyorum. Heveslerime, yüreğime daha da sıkı sarılmışım bu sınırsız zaman aralığında.  

Hüzünler, sevgiler cebimde birikmiş. Balondan mutluluklar, çabuk kaybolan küçük umutlarım var. Sahte gülücüklerle kendimden ve herkesten kaçan biri olmuşum. Kendimi ararken bir umut varken sevgiye dair her şey yolunda iken, olmadığında hiçbir şey tam değil. Sanki içimi korkular suluyor, ruhumu ıslatıyordu. Bir merhabayla başlayıp elvedayla mı bitiyordu sevgiler, en kötüsü insan ilişkileri. Hüzünlere kapılıp yok olmama, sebepsizler denizinde boğulmama izin vermemeliydim. Bütün bedenim sorgusuz sualsiz bana ait değilmiş gibi bir  ruh fakiri... 

Dışarıda yumuşak yumuşak yağmaya başlayan yağmur ruhumu da yumuşatır mıydı acaba? Hafif rahatlatmışa benziyordu. Yüzüme yağmurun tebessümleri yansımış gibiydi. Meğerse içimde hüzün yağmurlarının başlangıcıymış bu geçici tebessüm. Her damlasında insanların yüzsüzlüğü ,hıyaneti yüreğime düşüyordu. Yoksul yüreğim, yorgun ruhumla düşünceli, ümitsiz, çaresizdi. Bulutlar, sanki hüzün fırtınasının habercisiydi. Ruhumu bir hüzün sarmalı kapladı. Görünmeyen gökyüzü, moralimi daha da bozmuştu. Yağmurun kokusu, ritmik ve huzur verici sesi, beni alıp götürüyor. Damlayan her yağmur tanesi ne söyleyebilir? Hayatımda çözemediğim düğümler çoğaldıkça sonsuz tekrar eden bir hiçlikteyim. Hiçlik duygusuna kapılmış ruhum, bunalımlı, serkeş bir sevda içinde unutuldu. Varlığım yokluğum kimseler tarafından fark edilmiyor. Üstelik insanlar ikiyüzlü, düşünsenize hiçliğin rüzgârı içine sinmişti ruhuma  bir kere. Buz tutmuş hayallerimi ve acılarımı biriktirmişti. Bugün umutlarım tükenmişti. 

Bu hayatta öğrendiklerim arasında insanlar dışarıdan görebildikleriyle, görülebilenlerle yorumlamaya çalışıyor. Gece gökyüzünde yüreğimdeki gibi çok yıldız olacak gibiydi. Kararan gökyüzü içimi de kararttı, gözlerim ağlamaklı oldu. Karanlık, derin ıslak duyguları da beraberinde getirdi. İçim bir tuhaf olmaya başladı. Gözlerim bulanık görmeye, kulaklarım hiçbir şeyi duymamaya başladı. Soluğumu tüketircesine haykırmak istiyordum. Beni dinlediniz yabancı bir şarkı gibi ama hiç anlamdınız ya ben ona yanarım diyesim vardı. İnsanlar tıpkı bir fotoğraf makinesi gibi dış dünyamı fotoğraflayıp çerçevelemeye çalışıyor. Hiç biri insanın içindeki fırtınaları, birine olan sevgisinin yüceliğini fark edemeyecek kadar aciz. İnsanlar şunun bilincinde değiller. Önermeleri, kendi içinde çelişik ama onlar hep karşı tez geliştirerek hislere ve sevgiye sınır koymaya çalıştılar. İnsanların sınır çizmekten başka yaptıkları hiçbir şey yoktu ki… İnsanı, insan gibi bir varlığa yönelten aşırı sevgi, heyecan, istek yok… Sevmek, insanın kendisine mutluluk veren bir kişiye karşı yaşadığı yoğun duygu seliydi ama bilemedi hiçbiri. Azalan bir duygu değildir. Sevgi bu, besledikçe, paylaşıldıkça çoğalan bir duygu. En iyi tarafı bu sevgi, çift taraflı olduğunda seveni de sevileni de besler. Sevmek ya da sevilmek… Bu iki olgu ya da iki duygu aslında aralarında aynı yönlerde bağlantı bulunan pozitif bir ilişki. Bu sevgideki korelasyon, nedensellik değil; ama sevilmenin nedenselliği sevginin daha ayrıntılı incelenmesini gerektiren bir ipucu veriyordu. İnsan, sevdiği şeye hem ilgi duyar hem de ilgi duyduğu şey ile beraber onu yüreğinde yaşar .Bende öylesi duygular var işte… 

Şunu da söylemesem olmaz... 

Bu düşünce paradoksları içinde yürürken hafif serin bir rüzgâr çıktı. İçimdeki çıplak düşünceler göğsümdeki ince duyguları üşüttü, bir ürperti aldı içimi. Gölün güzelliği görünmez olunca kıyısında neredeyse kimse kalmamıştı. Gece ne kadar da acımasız, vurdum duymaz ve haindi! Eve  gittim, bu düşünceler beni yormuştu. Ben ise bir tohumun toprağa düşüşü gibi koltuğun içine gömülmüş. Yüreğim yalnızlıklara gebeydi. İçimde en ufak bir korku belirtisi en ufak bir ürperti yoktu. Yüreğimin, bedenimin her yanımı yalnızlığımın sıcaklığı sardı. Gökyüzünde yıldızlar birbirlerine kur yapar gibi göz kırpıyorlardı. Rüzgâr hızlanmaya, ağaçların yaprakları bildik şarkılarını mırıldanmaya başladı. Gıcırdayan bahçe kapısı isyanları oynuyordu. Çiçeklerin, dağların, doğanın, kokusunu getiriyordu rüzgârlar. Ay, yine yalnızlığa oynuyordu. Öyle ki yalnızlığı derinlemesine hissediyordum. Belki de insan, hakikati ancak kendini kalabalıklardan ayrı tutarak bulabilir diye düşünüyorum. Yalnızlık insan varoluşunun kalbiydi. Kişi kendisiyle baş başa kalabildiği sürece içine yolculuk yapabilirdi. Bu sonbaharda sevginin yokluğunda yalnızlığıyla buluşmuşum, hayatın en derinindeki varoluş gerçeğini hüznü bulmuştum.