Her şey eskir mutsuzluk gibi...

Her şey eskir mutsuzluk gibi...

28 Eylül 2022 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Erdal Çolak

İnsanın var olduğu ilk çağlardan günümüze kadar mutsuz olmasının sebepleri halen güncelliğini korumaktadır.

Mutsuzluk, insanın kendini huzurlu, umutlu  ve iyimser hissetmeme halidir. Hayattan zevk almadığı, monoton yaşadığı zaman ortaya çıkan karamsar toz bulutu gibi bir duygudur. İster içe dönük ister dışa dönük olsun kişinin kendisini iyi hissetmemesidir. Kişi duygusal, bilişsel ve zihinsel olarak yeterince haz duygusuna ulaşamıyorsa bu mutsuz olma halidir. Mutsuzluk beklentilerle doğru orantılıdır; beklentiler gerçekleşmedikçe insanın mutsuzluğu perçinlenir.

E. M. Cioran'ın dediği gibi, "İnsanlık, gelişmesinin başlarında kendini mutsuzlukla denediği zamanlarda onun bir gün seri hâlde mutsuzluk üretebileceğine kimse inanmazdı..."

Evet, günümüz insanı mutsuz ve bu mutsuzluk bulaşıcı bir hastalık gibi herkese sirayet ediyor ama her şey eskir mutsuzluk bile. Bütün varlıklar mutsuzdur; ama ne kadarı bunu bilir? Mutsuzluk bilinci, bir can çekişme aritmetiğinde ya da devasızlık sicilinde boy göstermeyecek kadar vahim...

Duygusal olarak düşündüğümüzde yaşamın kendisi bir hiçlik olunca mutsuz oluyor insan. Duyguların ana vatanı yok mu ne!İnsanlar farklı yerlerde ,farklı sosyoekonomik koşullarda, farklı yönetim şartları altında, farklı kültür-yaşam koşullarında olsa mutsuzluk ister istemez bir şekilde ortaya çıkar Bazen düşünmüyor değilim, nedir derinlerden gelen bu duygu?

Mutsuzluk insanların yaşamı anlama, kavrama mantığı sonucunda çıkan huzursuz, umutsuz, karamsar, yalnız hissetme hali. Bu da insanın yaşamı algılayış ve değerlendiriş biçimi ile ilgili durum olsa gerek.

Bilmiyorum, herkes kendince bir şeyleri paylaşıyor mutlu olmanın  yolları diye. Amerikalı iş ve politika insanı Roy M. Goodman, "Mutluluğun bir varış noktası değil, bir seyahat yolu olduğunu unutmayın" diyor. Biri de tutup dese ki, "Önümde gri bir yol var. Umut kadar beyaz değil, umutsuzluk kadar da siyah değil. Olması gerektiği gibi, dünyanın kendisi gibi, gri bir yol...."

Hadi gel şimdi bunu söyleyen kişiye mantıklı bir açıklama yap! Bilim insanı mutluluğu genetik kodlarımızı bağlıyor. Yaptıkları bilimsel araştırmalarda mutluluğun yüzde 50’sinin kalıtıma, yüzde 40'ının hayata bakış açımıza, yüzde 10'unun ise çevresel faktörlere bağlı olarak değiştiğini dile getiriyorlar. Eğer mutluluk genetik kodlarımıza bağlı ise neden mutsuzlukta genlerimize bağlı olmasın? Benim de iddiam tam tersi: Mutsuzluğun yüzde 50’si genetik kalıtıma, yüzde 40'ı hayata bakış açımıza, yüzde 10'u ise çevresel faktörlere bağlı olarak değiştiğini düşünüyorum.

Mutsuzluğun belirleyicisi olan genler insanın kontrolü dışında bir mucize ise, nesnel dünyanın mikro ve makro sosyal koşulları, iş yaşamı, aile hayatı, çevre, estetik güzellik, maddi zenginlik, ne düşündüğümüz, nasıl düşündüğümüz gibi diğer etkenler mutsuzluk üzerinde genlerimiz  kadar etkili oluyor. İnsan iyi olan her şeyi kendinde taşıyor.

Epikür hedonist bir anlayıştan bahsederken günümüzdeki bedensel zevk anlayışını kastetmiyordu. Epikür daha çok beden haz duygusuna eriştiğinde tinsel hazzın insana mutluluk vereceğini  savunmuştur. Günümüzdeki "hayattan zevk al, ye, iç, gez, dünyanın anasını satayım" mantığında olan filozof Aistippostur. Aristippos'a göre haz veren, mutluluk veren şeyler iyi ,acı mutsuzluk veren şeyler ise kötüdür.

Haz duygusu üzerine kurulmuş olan hedonik mutluluk, pozitif duygulanımın varlığı ve negatif duygulanımın yokluğu olarak tanımlandığında burada ego devreye giriyor. Ego mutsuzlukla varlığını sürdürür, ne kadar çok mutsuzluk varsa onlarla beslenir. Ego dengede olduğu sürece mutlu olabilme şansı çok yüksektir.

Ama yüksek bir ego ile istediğin her şeyi elde etsen bile doyumsuz, sınırsız bir yapıya sahip olan ego yıpranacağından mutsuz olur, hüsrana uğrarsın. Burada ortaya çıkan mutsuzluk, egonun ortaya çıkardığı duygusal ve zihinsel bir rahatsızlıktır. Ayrıca kişinin kendisini mutlu ya da mutsuz etmesi onun düşüncelerinden beslenir.

Bilmiyorum ne kadar doğru olabilir, bir kişide var olan ego aslında insanın içindeki var olan öz cevherin kendisi değil. İçinde yaşadığı toplumun ona biçtiği roldür. Ya da şöyle söyleyeyim bir kişiye biçilmiş ego aslında bir bebeğin doğal emme içgüdüsünü tatmin eden ve ona güven hissi veren emzik gibidir. Dahası onu çocuğun eline bir kedi ya da bir köpek gibi oynaması için verilmiş ;bir oyuncak gibi düşünebiliriz. İşte ego bu yüzden bireye acı, keder ve mutsuzluk getirir. Bölünmüş bir kişiliğin sonucu olarak; dramatik, duygusal ya da inişli çıkışlı, kendisi ile çelişen, çatışan davranışlarla kendi dünyanda mutsuz olursun. Ben şöyle anlıyorum: Elemden kaç hazzı yakala.

Aristoteles de mutluluk anlayışı eudaimonia adı altında ele almıştır. Aristo şöyle ifade ediyor: Yaşam boyunca insana eşlik eden daimon talihini iyiye çevirmesidir.

Aristo insanın nirvanaya, olgunluğa ulaşmasının kendini bulmasının, kendini gerçekleştirmesinin mutluğun bir amacı sonucunda ulaşılabileceğini ifade ediyor. Akıl ve erdemin olduğu yerde mutluluk, yaşanmaya değer bir hayatın ortaya çıkmasına sebep oluyor. İspanyol filozof José Ortega Y Gasset’e göre bütün insanlar mutlu olma potansiyeline ve arzusuna sahiptir. Yani her birey, kendi gerçekliğini ve onları neyin mutlu edeceğini bilir, bu yönde çaba sarfeder. Gasset'e göre ,eğer bir kişi gerçekliğe tam anlamıyla ulaşmayı başarırsa, mutlu olur.

Şunu fark ettim; Doğu toplumlarında hüzün, acı ve ızdırapla yani mutsuzlukla beslenen romantik bir arabesk tarafımız var. En mutlu anımızda bile üzerimize bir karamsarlık çöker. Diyeceksiniz, savaşlar ve talanlardan dolayı Doğu toplumları böyledir. Doğu toplumları için geçerli olan bu durumun aynısı Batı toplumları içinde geçerli. Batı toplumları da birçok acıyı sindirmelerine rağmen daha realist bir mantık altında mutlu olmaya çalışıyorlar.

Doğu toplumlarının yönetim şekilleri, feodal toplum yapısı, ekonomik sistemleri ,dini yaşayış biçimleri, çalışma koşulları, gündelik hayatın karmaşıklığı  düşünüldüğünde nasıl mutlu olunabilir ki? Cevabını siz verin. Sonuç mutsuzluk… Kısaca derdi sollarken mutluluğu geçmişiz.

Başka bir yönden mutsuzluğu ele aldığımızda çocukluk evresinde gerilimli aile içi yaşamı, çatışma ve kavgalarla dolu narsist bir ailede yaşayan insanlar sürekli mutlu olma ile ilgili sorun yaşar. Çocukluk evresinde öz değer saygınlık duygusunu doya doya yaşayamamış çocukların ilerde mutlu olma sorunu ile karşı karşıyadır.

İnsanın gelecek hakkında kaygılanması da umutsuzluğa götürür. Mükemmeliyetçi, egoist yapıya sahip olan karamsar insan kolay kolay mutlu olamaz. İnsanlara güvenmemesi, hayatın çok zor olduğunu düşünmesi , plansız, hedefsiz olması hayatın  iyi yönlerine değil de olumsuz taraflarına odaklanması mutsuzluğun en önemli nedenleri arasında gösterilebilir. İnsan bu sorunları halledebildiği sürece mutluluğu yakalayabilir.

Son olarak, insanı mutluluğa götürecek yolda erdemli ve bilinçli eylemlerde bulunabilmek; akılla mümkündür. Mutluluğun sığınacağı çok yer var da, mutsuzluğun gideceği bir yer yoktur, o yüzden hep içimizdedir...