'Her seçmene bir oy' ilkesi eskidi mi?

'Her seçmene bir oy' ilkesi eskidi mi?

8 Aralık 2020 Salı  |   Köşe Yazıları

Mustafa Kemal Eriç

Türkiye’de sosyal medyada dolaşan binlerce video klipte, hayat pahalılığından, işsizlikten, hukuksuzluktan yakınıp da “ilk seçimde oyunuzu kime vereceksiniz” sorusunu “AKP”ye ya da “Cumhurbaşkanı'na” diye yanıtlayan seçmenleri görmeyen kalmış mıdır acaba? 

“Demokrasiye karşı en iyi sav sıradan bir seçmenle yapılacak beş dakikalık bir tartışmadır...” demiş İngiliz siyasetçi Winston Churchill. Aynı Churchill şunu da söylemiş: ”Demokrasi, bütün öteki denenmişlerin haricinde, en kötü yönetim şeklidir.”

Nüktedanlığı, kıvrak zekası ve iğneleyici üslubuyla ünlü Churchill’in bu sözleriyle kastettiği, temsili demokrasi yani seçmenlerin kendilerini yönetmek üzere, görev ve sorumluluk almak için gönüllü olanların arasından bir azınlığı seçerek onlara siyasi iktidarı teslim ettiği sistem. 

Bu küçük azınlık ister ABD veya Fransa’daki gibi tek adamın yürütme yetkisini doğrudan seçmenden aldığı ABD veya Fransa’daki (veya Türkiye) gibi bir yönteme ya da yürütme yetkisinin yasama organından çıkan bir gruba devredildiği İngiltere veya Almanya gibi ülkelerdeki gibi bir düzene bağlı olsun, seçmenler adına, onların ne istediğini bildiği ve o istekleri yerine getirdiği iddiasıyla, o seçmenlerin vergilerini harcayarak hükümet eder. 

Ve bu sistemin adaletinin “her seçmene bir oy” ilkesinden kaynaklandığı iddia edilir, "iddia edilir" diyoruz çünkü bu sistemin adaleti oldukça su götürür bir gerçekliktir. 

Evet, Nelson Mandela önderliğindeki  Afrika Ulusal Kongresi, Güney Afrika Cumhuriyeti’ndeki insanlık utancı Apartheid  (resmi ırk ayrımcılığı) politikasını “her seçmene bir oy” ilkesinin evrenselliğini savunarak alt etti ama aynı sistem siyahi çoğunluğun kendi içindeki çekişmelerini, yasadışılığı, soygun ve cinayetlerin yanı sıra yolsuzlukları tırmandırdı. 

Özellikle, 2007-2008 küresel finansal krizinden sonra hızla tırmanan popülizm ortamında “her seçmene bir oy” temsili demokrasiyi ne kadar güçlendiriyor, ne kadar baltalıyor? 

Her seçmene eşit ağırlıkta bir oy hakkı verilmesi ilkesi tarihte ilk kez İngiliz sendikacı Goerge Howell tarafından “one man-one vote” deyimiyle ifade edildikten sonra, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından özellikle Afrika’daki sömürge yönetimlerinin sonlandırılmasında önemli bir işlev görmüş, 1960’li yıllarda da ABD’deki Afrika kökenli Amerikalıların siyasi hak mücadelesine bayrak olmuş. ABD Yüksek Mahkemesi, eyaletlerdeki seçim bölgelerinin ekonomik yapısından (tarımsal/sınai) nüfus yoğunluğuna, gelir düzeyinden eğitim olanaklarına kadar düşünülebilecek tüm kıstasları değerlendirdikten sonra, her Amerikan vatandaşının anayasal hak olarak bir oy hakkına sahip olduğuna ve her oyun eşit olduğuna karar vermiş (dörde karşı beş yani sadece bir oy çokluğuyla). 

Geçen hafta (5 Aralık) idrak ettiğimiz yıl dönümüyle Büyük Önder’in kadınlara oy hakkı verilmesini sağlamasıyla da, Türkiye pek çok Batılı ülkeden yıllar önce “her seçmene bir oy” standardına kavuşmuştu. 

Ancak tarihin çarkları artık bu ilkeyi eskitti mi, bu konuya “çerçeve dışı bir bakış” için zaman gelmiş olabilir mi? 

21. yüzyılın ikinci on yıllık dilimine girerken, hele de Facebook  gibi bir toplumsal manipülasyon aracının Brexit oylamasında nasıl etkin bir biçimde kullanıldığı artık ortaya çıkmışken, seçmenlerin hak, sorumluluk ve kendi çıkarlarının ne kadar bilincinde olduğundan ne denli emin olabiliriz? 

Gelişen bilişim teknolojisiyle insanların beynini yıkama gücü elektronik medyanın eline geçmişken, “her seçmene bir oy” ilkesi sağlıklı bir yönetişim düzeneğine gerçekten tutarlı bir taban oluşturabilir mi? 

Soruyu bir başka biçimde soracak olursak, 2020’li yıllarda kullanılan oyların yönüne artık ne ölçüde insanlar karar veriyor, ne ölçüde medya? (TV’siyle, Whatsapp, Facebook, Twitter ve Instagram’ıyla) 

Bilişim teknolojisinde elde edilen ilerlemelerin geriye döndürülemeyeceği açık, bu teknolojinin insanların düşüncelerini yönlendirme gücü için de aynı şey geçerli. 

Bu durumda çok değil, sadece beş on yıl sonra yapılacak seçimlerde bile kullanılacak oyların ne derecede “özgür” olacağının garantisi var mı, böyle bir garantiyi kim verebilir? 

Başta ABD ve Çin olmak üzere, dünyanın bir çok ülkesinde e-devlet zaten vatandaşlarını gözlüyor epey zamandır, bu gözleme işleminin yakında “yönlendirme”ye dönüşeceğinden kuşku duyan var mı?