Hemşin’den ABD’ye gelin gitmek...

Hemşin’den ABD’ye gelin gitmek...

5 Şubat 2021 Cuma  |   Serbest Kürsü

Adnan Genç, serbest gazeteci 

Gurbetçilik, yüz yılı aşkın bir zamandır bu ülkenin; Karadenizlinin ve bu söyleşi bağlamında Hemşin halkının neredeyse kaderi olmuştur. Hemşin’in kültürel coğrafyası hep ama hep göç vermiştir. Sadece ekmek kapısı olarak görülmemiştir; başka kentler ve ülkeler; aynı zamanda, ‘yeni yurt’ edinilmiştir. Sadece ekmek kapısı da değil; aslında yüz yıldan önceki zamanlarda da Ordu’dan Hopa’ya değin dağlarda yaşayan Hemşin halkı, düze inip öncelikle doğuya, yakın tarihte ise batıya yönelerek, gurbetçilik, maişet motorunu çevirebilme kaygısı ve ne yazık ki, çok eskilerde kalmış da olsa yaşamsal var olma mücadelesi nedeniyle, gurbet ellere göç etmiştir. Bir kısım insanımız da Sakarya’ya bağlı köylerde uzun yıllardır yaşayagelmektedir…  

Bu yazı dizimizde iki tür söyleşi olacak. Biri, birkaç bölüm halinde dünyanın dört bir yanında çalışmaya giden ve zamanla yerleşmiş olanlar; bir diğer tür söylemişiz de, yerleşme kararı arifesindeki insanlarımızla… Anlaşılacağı üzere Amerika’dan Avrupa’ya, Asya’nın bir ucundan Latin Amerika’ya; yani hemen her kıtaya göçen Hemşinliler ile yaptığımız röportajlar olacak. 

Hatta bazı meslektaş dostlarla kimi araştırmalarımızdan söz etmeliyim… Gazeteci dostum İsmail Kayhan, Avustralya’ya çağrı yaptı ama bir kişi dışında kimseyi bulamadık. Onun da konuşmaya pek hevesi yoktu… Zaten kendisini bir tür tarikatçılığa vermiş ve misyonerlik gibi bir şeylerle uğraşıyormuş… Pek istemedim ben de… Latin Amerika için de gazeteci, yazar dostum Metin Yeğin’den rica ettim. Bilirsiniz, bölgeyi defalarca gezmiş, üzerlerine kitap yazmış biridir. O da bakındı ama bizim Hemşinliler galiba sadece işlerine bakıyorlardı koca kıtada. Bulabildiklerimiz ve konuşma sözü verenleri de anlamıyım ki, genel çerçeveyi kavrayabilelim. ABD ve Avrupad’a uzun yıllardır göçen ve yerleşik düzene geçip, iş sahibi olan sayılamayacak kadar çok hemşehrimiz var. Ama yüzyıldan fazla bulundukları yerlerde yaşayanlar ise; Ukrayna, Polonya, Rusya’nın Moskova ve Soçi kentlerinde, Kırım, Abhazya, Ermenistan, Kazakistan ve Kırgızistan’ın kimi yerleşkelerinde ve genç bir öğretmen olarak Vietnam’da yaşayan bir dostumuz var. Afrika’ya da baktık ve gide gele yeni yerleşen bir mimar arkadaşımız da Kamerun ve Dominik’te çalışıyor… Daha ne olsun…  

Bugünün gurbetçi Hemşinlilerine dönelim. Yüz yıl kadar önce Batum üzerinden Moskova içlerine ve Bakü’ye kadar uzanan Hemşinlilik; o günlerde ve oralarda öğrendiği fırıncılık ve pastacılık işlerini zamanla Türkiye’ye taşımışlar. Bu konuda sevgili meslektaşım ve hemşerim Uğur Biryol’ın İletişim’den çıkan ‘Gurbet Pastası’ adlı kitabı, unutulmazdır ve sahici bilgiler içermektedir. Şimdilerde ise dünyanın dört bir noktasına giden dostlarımızla konuşmamızı sürdüreceğiz. Bugün de ABD’ye gelin gidip üç yetişkin evlat sahibi de olan Rize, Hemşin ilçesi Zuğa köyünden bir dostumuzla konuşuyoruz… 

-Sizi tanıyalım, lütfen? Nereden kalkarak, bulunduğunuz yere geldiniz? Ne zamandır buralardasınız ve sonrası için niyetiniz nedir? Buraya sizden önce gelenler olmuş mu ve ne iş yapmışlar? Kendinizi ve yaşadığınız yeri de anlatabilir misiniz? Hemşinli olmanız bulunduğunuz yeni topraklarda halkın ilgisini çekti mi; etnik köken olarak Türkiyeli biri olmaktan ziyade Hemşinlilik vurgusu yaptınız mı? Bunu merak ettiler mi? Hemşince biliyor musunuz? Yaşadığınız bu yeni yerlerde dil bilen Hemşinliler var mı ve anadilinizi sürdürme konusunda neler yaşıyorsunuz?

-Ben, Ferahi Engin. Rize’nin Pazar bölgesindeki Hemşin ilçesinden buraya geldim. Köyün Zuğa (Çamlıtepe) köyü, kıyıdan 24 km içerde bir dağ köyüdür. Orman içinde yaşardık… Babam ve ablalarım; özellikle babamla yarenlik etmek için, dönüşümlü olarak köydeki evimizi canlı tutmaya çalışıyoruz, artık bütün bir yıla dönüşen bu nöbet sistemi, hâlâ sürüyor… Ben, 1991 yılında yani 21 yaşındayken, benim gidişimden 8 yıl önce Amerika Birleşik Devletleri’nin New York Eyaletinde olan Rochester şehrine ailesiyle beraber yerleşen eşimle evlenip oraya yerleştim. Eşim de benim gibi Hemşinlidir. Ben Rochester'a geldiğim sıralar burada 300 küsur Türk ailesi ikamet ediyordu. Buraya gelen Türkler genellikle burada bulunan konfeksiyon fabrikasında çalışmaya gelen usta terzilerdi. Tabii yıllar geçtikçe, evlilikler, çoluk çocuk durumları arttıkça, burada büyüyen nesil, her dala her alana yayılmış bir durumda. Doktorundan tutun da fabrika işçisine kadar her dalda Türkiyeli bulmak mümkün bu günlerde. 1981 yılında kayınpederimin getirildiği terzi fabrikasında, 1994 senesinde ben de çalışmaya başladım ve son 27 yıldır da devam ediyorum. Son 4 senedir de ek iş olarak bir mağazada çalışıyorum. Eşimle 3 çocuğumuz var. İki erkek bir kız. Üçü de şu an üniversite mezunu. En ufağı olan kızım, ilk üniversiteyi bitirdikten sonra eczacı olmaya karar verdi ve bu aybaşı eczacılık okuluna başladı. Geldiğimden bu yana, İngilizcemi geliştirmek için devamlı okula gittim ve gitmeye de devam ediyorum. Rochester, çevresiyle beraber 1 milyon nüfusluk bir şehir. New York’un batısında Ontario gölü çevresinde kurulmuş bir şehir. Kodak, Xerox ve Bausch & Lomb firmalarının kurulduğu şehir. Türklerin buraya gelmeleri 1960 yıllarına dayanır. Yani Kafkaslar ve Rusya içlerine yönelmiş olan gurbetçilik maceramızdan belki bir yüz yıl kadar sonra.. Gurbetçiler buraya ilk geldiklerinde çok zorluklar çekmişler ama hiç yılmamışlar. O zamanlar işçi iken şimdilerde, her dalda işveren haline gelmişler. Gelen usta terziler, Hickey-Freeman adlı konfeksiyon fabrikasında bir kaç sene çalışıp kendi terzi dükkânlarını açmışlar. Burada müstakil evler, yeşillik bana hep köyümü hatırlatmıştır. Defalarca yaz tatillerinde Türkiye’ye döndük (çocuklarla beraber) fakat bu kadar uzun bir süredir burada yaşadığımdan dolayı, Türkiye ye kesin dönüş yapmayı düşünmüyorum.  

Geçinmek çok zor ama mümkün… 

Doğrusunu söylemek gerekirse, Hemşinli olma ayrıcalığı yaşamadım burada. Türkiye’nin her köşesinden gelen kişilere rastlamak mümkün. Benim Hemşinli olmam kimsenin umurunda değil (benden ve ailemden hariç tabii).  Hemşince biliyormuşsunuz sorusuna gelince, Türkçeden değişik bir lisan konuşamıyorum ama lehçe olarak köyümün şivesinde unutmuş değilim. Çalıştığım terzi fabrikasında Lazca konuşan birkaç kişi tanıyorum. Türkiye’deki gibi tek aile bireyinin çalışıp geçim sağlaması çok zor olduğundan dolayı, eşlerin ikisinin de çalışılması zorunlu. Normal olağanüstü olmayan bir hayatım var. 13 senedir Türkiye’yi ziyaret etmedim. Çoluk çocuk gelebilmek yüksek maliyetli oldu artık. Ayrıca hele şimdilerde Korona nedeniyle mümkün de değil. Hemşinlilere, köylülerime ve aileme çok çok selam olsun… 

Fotoğraf: Ferahi Kantar Engin (soldan 2.), 3 bebeğini büyütüp; üniversite mezunu yaptığı halde hâlâ bir büyük markette çalışıyor...

1. Bölüm

2. Bölüm

3. Bölüm

4. Bölüm