HDP ve ‘sol’ yanılgı

HDP ve ‘sol’ yanılgı

12 Aralık 2021 Pazar  |   Serbest Kürsü

Ümit Aslanbay

Yapabilirse elbet. 70’lere, ilk darbeye giderken ana yatağından kopuşa, Kürt hareketine dönüşe, 80’lere, ikinci darbeye giderken paramparça edilmiş sosyalist solun hedef alınışına ve sonrasına gitmeden, son on yıla bakarak. Bu kadarı dahi yeter. Öyle ya çok eskide kaldı! Bugün, Selahattin Demirtaş HDP adına, sosyalist sola “Bulundukları yerin soluna bakarsa bizi orada göreceklerdir” diye “demagojik” bir yanıt verirken “İmralı’da Abdullah Öcalan ile MİT görüşürken siz neredeydiniz ve sol sizin herhangi bir tarafınızda mıydı?” karşılığını alabileceğini düşündü mü bilinmez.  

Ancak “müteharrik” durumda olan, duruma göre sürekli değişen HDP’dir; sol değil. HDP’nin o gün ya da bugün durduğu, duracağı yere göre tarif vermek, konum belirlemek de imkânsız olduğu kadar doğru da değil. İmralı görüşmeleri peşi sıra “Türkiyeli olmak” iddiasıyla sosyalist solu içine almaya, eritmeye soyunan (kimler akıl etti ki?) HDP politikası gelinen kilometre itibarıyla başarısızdır. Kendi açısından diğer başarısızlık olan “açılım sürecinde” ise zaten “sosyalist sol” yoktur. O zaman sol, ne işin ne de HDP’nin herhangi bir tarafındadır. Günün değişen koşullarında artık HDP’ye düşen sosyalist solu içinde eritmeye çabalamak değil, tam tersine sosyalist solun içinde erimektir. Ana yatağına dönmektir, kayıtsız şartsız... 

Ancak o zaman PKK’nın yarattığı ve derinleştirdiği düşmanca kopuşu gidermek için adım atmak mümkün olacaktır. Ancak o zaman darağacında “Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği” diye bağırarak son nefesini veren Deniz’i, “bölücülükten, Kürtçülükten kapatılan” TİP’i aklınıza getirebilirsiniz. Bu ülkenin kaybedilmiş hafıza kartları da böylelikle yerine gelebilir: Demokrasi, barış, özgürlük... Hedef netleşir. 

Neoliberal politikalar tüm dünyada başka şeylere evrilirken, “özgürlük maskesi” aşağı düşerken CHP yeniden biçimleniyor. HDP de... Bu “biçimlenişler” ne kadar “sol” ya da “sol jargon” içindedir tartışılır. İlki, daha geniş bir tabana oturmak, kitleselleşmek için sağa açılarak AKP’nin terk ettiği her liberal değere sahip çıkıyor ya da onu terk etmek zorunda bırakıyor. İkincisi ise tam tersini yapıyor. Sonuç vermeyen ve AKP ile büyük hayal kırıklığı yaratan neoliberal değerleri terk ederken kendine solda bir yer açmaya, bulmaya çalışıyor. Zorladığı ama içinde olamadığı Millet İttifakı’nın yerine kendi önderliğinde, solu içine alacak bir ittifaka soyununca da bu kez bizzat soldan “dur” ihtarını alıyor.  

HDP’nin şu an, gerek Millet İttifakı, gerek sol partilerle tek ortaklığı bugünkü iktidara karşı olmaktır. Taktiksel ittifaklar peşinde olarak görünmektedir. Ve bu haliyle de sosyalist soldan daha çok Millet İttifakı’na yakındır. 

“Bu iktidar gitsin sonrasında kendi gündemimize bakarız” izlenimi vermektedir. Bu izlenimin bir süre önce giriştiği “jargon değişikliği” ile silinmesi de zor görünüyor.  

Oysa sosyalist sol Türkiye’de “sistemle savaş” perspektifini hiç kaybetmedi, “flu” hale getirmedi. En ağır yenilgilerden sonra dahi onun aktığı ana yatak, antiemperyalizmdi. Örneğin bugünkü TKP antikapitalizmi vurguluyor; FKF / MDD döneminde sosyalist solda antiemperyalizm, “istiklal” esastı... Örneğin birlik görüşmelerindeki açıklamaları ile dikkat çeken bugünkü TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan “sosyalist sol”u diğerlerinden üç ölçüt ile ayırıyor: laiklik, antiemperyalizm ve antikapitalizm. Yani emek / sermaye karşıtlığında alınan pozisyon olarak. HDP bu pozisyonun neresinde? 

Sosyalist sol bu kimliği ile peşpeşe gelen ABD-NATO darbelerinin esas hedefi oldu. Bu kimlik onu 27 Mayıs öncesinde Kemalistlerle omuz omuza, iç içe kavgaya soktu. Durum 80’lere kadar da iyi kötü böyle gitti. “Emperyalizm” diye söze başlayanların aşağılandığı günlere, “Emperyalizm mi kaldı, artık küreselleşme var, karşılıklı bağımlılık var” denilen, kopuşun, düşmanlığa dönüştüğü günlere kadar.  

Bugün HDP, solda kendine bir yer açmak, yer bulmak, Türkiyelileşmek istiyorsa PKK’nın Suriye’de Amerika ile ne yaptığını önce kendine izah etmek zorunda. Sonra, o zaman soluna bakarsa kendini değil, sosyalist solun aktığı antiemperyalist ana yatağını görür. Anti-NATO’yu görür. Bu, Haziran 1968’de Dolmabahçe’de “6. Filo Defol” diye bağırırken de böyleydi bugün de böyle. Aynı zamanda, “muhafazakârlıkla” suçlanan solun ısrarla üzerinde durduğu “sabitin” ne kadar yerli yerinde, önemli ve doğru olduğunu da gösteriyor. Barışma buradan geçiyor. Bunun dışında kalan kendiliğinden oluşan geniş antiiktidar cephesidir ki HDP istese de istemese de zaten bunun içindedir. 

Not: Bu yazım ilk olarak Cumhuriyet gazetesinde yayımlanmıştır.