Hayatta kalma mücadelesinin KKTC versiyonu

Hayatta kalma mücadelesinin KKTC versiyonu

11 Mart 2022 Cuma  |   Köşe Yazıları

Hasan Erçakıca

Dünyada sorunlar bitmiyor! Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı, elbette KKTC’de de büyük sorunlara neden oldu. Pahalılık aldı başını gidiyor. İnsanlar yarın evlerine ne götürebileceklerini bilmeden yaşamaya çalışıyorlar. İşletmeler ayakta kalamıyor; çalışanlar açlıkla yüz yüze… 

Ama bu durum bile, KKTC’deki politik sorunlardan daha fazla tartışılmıyor. “Bitti artık. Kurultay da yaptık; seçim de. Yeni Meclis’ten çıkabilecek hükümet de bellidir” diye düşünürken ve yeni başbakan “önceliğimiz ekonomidir” diye ilan etmişken “hükmedemeyeceğimizi” bir kez daha hatırlatan müdahaleler ile karşılaştık. 23 Ocak’ta sonuçlanan milletvekilliği erken genel seçimlerden 50 üyeli parlamentonun 24 sandalyesini kazanarak çıkan Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı Dr. Faiz Sucuoğlu başkanlığında kurulan KKTC hükümeti, UBP liderliği ile Ankara arasında yaşanan “güven bunalımı” nedeniyle sarsılmaya başladı. Sonuçta, Başbakan Sucuoğlu, 17 günlük hükümetinde değişiklik yapmak zorunda kaldı: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı istifa etti; onun yerine Dışişleri Bakanı; Dışişleri Bakanı’nın yerine ise eski Dışişleri Bakanı atandı. 

Anlaşılan şudur ki Ankara hükümeti, Tahsin Ertuğruloğlu’nun Dışişleri Bakanı olmamasını kabul etmedi; KKTC’ye para yardımı yapmayacağının sinyallerini verdi ve bu değişiklik, yapılmak zorunda kalındı. 

Hükümet değişikliği ne getirecek? 

Bu değişiklik Türkiye makamları ile uyumlu mu; bilmiyoruz! Bu değişiklik sonrası her şey yoluna girecek mi; belli değil! 

Türkiye makamlarının en az üç bakana daha itirazları olduğu söyleniyordu… Onlar da değişecek mi; göreceğiz! 

Bütün bunları bekleyip göreceğiz ama görmek için beklememize gerek olmayan sorunlar hayatı etkilemeye devam ediyor. 

Başbakan’ın parti içindeki güçler dengesine göre hareket etmemesi nedeniyle iktidar partisi içinde bir isyan yaşanıyor. Hükümet oluşumundan hemen sonra gerçekleşen Meclis Başkanı seçiminde UBP’nin adayı seçilmek zorunda olduğu halde partisinden yeterince oy alamadı ve ancak beşinci turda seçilebildi. UBP’li milletvekillerinden bazıları oy kullanma kabinine ellerindeki cep telefonlarını sallayarak girdiler; “gizli oy ilkesini” göstere göstere ihlal ettiler. Böylece kamuoyuna, oylarını baskı altında kullandıklarının mesajını verdiler. Bu mesajı verebilmek için hapislikle cezalandırılan bir suç işlemekten sakınmadılar. 

Kamusal harcamalardan geri adım atılmıyor

Siyasi arenada bunlar yaşanırken KKTC halkı ekonomik sorunlar altında ezilmeye devam ediyor ama hükümetin bu konuda herhangi bir aksiyon planı bile bulunmuyor. 18 Şubat’ta KKTC Meclisi’nde okunan hükümet programında Mesarya ovasına Hint keneviri ekmekten, sanal bet için izin dağıtmaya kadar her şey var ama hükümetin başlıca sorunu olan kamu maaşlarının nasıl ödenebileceğine dair tek bir önlem bulunmuyor. KKTC’deki herkes, yediden yetmişe bütün yurttaşlar biliyor ki bütün bu siyasi karmaşa kamu görevlilerinin maaşlarının ödenmesi sıkıntıdan kaynaklanıyor ama kamu harcamalarının nasıl azaltılabileceği konuşulmuyor. 

KKTC’nin maaşlar için her ay 600 milyon TL bulması gerekiyor. Daralan ekonomi nedeniyle bu paranın piyasadan toplanması mümkün değil. Azalan sosyal güvenlik yatırımları, sosyal sigorta emeklilerinin maaşlarını ödemeye yetmiyor. Yükselen akaryakıt fiyatları nedeniyle zarar eden Elektrik Kurumu yakıt alamaz duruma geldi. Hükümet, yerel yönetimlerin bütçeden alması gereken payı dağıtamıyor; belediyeler maaş ödeyemez ve hizmet üretemez noktaya geldi. 

Hayatta kalmanın en etkili yolu 

Ortada ciddi bir siyasi çekişme, günler boyunca çalışan telefonlar, geceler boyunca sürdürülen tartışmalar var ama bunların hiçbiri bu soruna ilişkin değil… Başkanlık ve bakanlık yarışları siyasi gündemin ilk sırasını işgal etti. Bundan sonra sıra müsteşar ve müdür atamalarına; daha sonra seçim vaatlerinin kamu kaynakları ile karşılanmasına gelecek. 

Bütün bunları irrasyonel veya dayanaksız bir davranış olarak göremeyiz ama… Siyasi kadroların bu tutumunun da bir rasyonelliği vardır: KKTC’de en güvenilir ve en iyi gelir, kamuda yüksek maaşlı bir makam sahibi olmakla elde edilebilir ve herkes kendi gelirini büyütmenin peşindedir. KKTC’de bunun yolu siyasetten geçer… Bir makama doğrudan sahip olmak veya bir makam sahibinin destekçisi olmak, hayatta kalabilmenin en etkili yolu olarak revaçtadır. 

Sonuçta hepimiz bir hayat kavgasının içinde değil miyiz zaten? 

Ukrayna’da “siyasi etik” mi kaldı? Yoksa Rusya’nın müdahalesinin haklı veya haksız olduğunu konuşmak mı anlamlı? 

İsterseniz Türkiye’ye de bakabilirsiniz! Yargısız infazlar… Bir yanda 3 bin TL alamayan çalışanlar; diğer yanda üç maaşlı bürokratlar… Bir yanda yoksunluk; diğer yanda şatafat… 

Hammurabi öncesine dönmüş olmalıyız: Ne etik var; ne de kural! Hayatta kalmak için her şeyin mübah sayıldığı günlerden geçiyoruz. 

Elbette bunun bir de KKTC versiyonu da olacaktı; işte biz de onu yaşıyoruz!  

Fotoğraf: Antalya'daki "Diplomasi Forumu"na katılmaya giden Başbakan Dr. Faiz Sucuoğlu ve bakanlar.