Hayatın değişmez kuralı: Değişim

Hayatın değişmez kuralı: Değişim

19 Mayıs 2021 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Erdal Çolak 

Hangi yüzyılda olursak olalım, ülkeler, toplumlar, insanlar ve değişim denildiği zaman öncelikle sanayileşme ve kentleşme gibi kavramlar akla geliyor.  

Aslında insandaki değişim kişilik ve ilişkiler yönünden kendisini gösteriyor. Hiçbir şey ya da durum zaman içinde aynı kalma özelliği göstermez. Dünya sahnesi bu değişikliklerin meydana geldiği yerdir. İnsan ise yaşadığı bu değişimlerin sebebi, bizzat sahibidir. Çünkü hem dünyayı hem de kendisini ve doğa hayatını değiştiren insandır. Bundan etkilenen insan davranışlarını, düşüncelerini, inançlarını hatta değerlerini değiştirebilir. Bahsettiğimiz bu değişim bir anda olup bitmez, değişim zamana yayılan bir süreçtir.  

Değişme kavramı en genel ve en soyut şekilde evren içindeki nesnel gerçekteki tüm fenomenlerin ve nesnelerin sürekli bir başkalaşma içinde olmasını anlatır. Değişme; evrenin parçalarından her birinin, birbirleriyle ilişkilerinde öncekine göre nicelik ve nitelikçe gözle görülebilir bir farklılığın oluşmasıdır. Bu bahsettiğimiz iki tür değişme, nicelik değişmelerinin nitelik değişmelerine dönüşmesi şeklindeki aklı doğru ve yöntemli biçimde kullanma tarafından belirlenen bir ilişki içindedir.  

Varlığın var olması, evrende ya da düşüncede yer alma durumudur. Varoluşu, huzuru, sükuneti, durgunluğu, sessizliği, dinginliği değişimde bulur. Bilinen, bilinmeyen her şey zıttı ile var olur, her şey zamanın içindedir. Her şey bir yerden başka bir yere hareket ve akış içindedir. Buradaki değişim, doğrudan insanın sebep olduğu ama aynı zamanda zamanın yol açtığı bir değişimdir, olumlu ya da olumsuz şekillerde olabilir.  

Bu yönden insan yaşantısına baktığımızda değişim olumlu veya olumsuz yönde meydana gelirken varlığın özü niteliklerini, değerlerini, kimliğini ve ahlaki değerlerini koruyabilmek için çaba içerisinde olur. Çünkü değişim, varlığın özüne uygun değildir ama zamana bağlı, onunla hareket eden, süreklilik isteyen bir olgudur.  

Yani şartlar uygun olsun olmasın insanı ve değerlerini etkileyen, değiştiren birtakım unsurlar bulunduğu gibi bu değişimi yavaşlatan, hızlandıran, etmenler de vardır. Evrenin var olduğu ilk günden beri dünya, canlılar, eşya, insan, onun sahip olduğu, ona özgü özgürlük, eşitlik, kardeşlik, adalet, sevgi, saygı, hoşgörü, dostluk, dayanışma türü değerler ve ilkeler, kişilikler, huylar, alışkanlıklar ve davranışlar da birtakım iç ve dış tesirlerle değişir. İnsan toplumsal bir varlık olduğu için her türlü dış etkenin etkisinden uzak, bağımsız değildir. Demek ki her şey öyle veya böyle değişimi olumlu ya da olumsuz bir şekilde hissetmektedir.

Mesela insana baktığımızda vücudundaki değişim fiziki olarak doğumla başlar ve ölünceye kadar devam eder. İnsandaki değişimi bir düşünsenize, yumurta ve spermin kaynağı şudur: Döllenme sırasında kadın yumurta hücresine tutunan sperm ile oluşan yapı zigot, hem annenin hem de babanın toplamda bütün genlerini bünyesinde barındırır. Döllenen yumurta kısa süre içinde kanallardan rahime doğru yolculuğa çıkıp bunun sonucunda yaklaşık iki gün içerisinde zigot çoğalır. Plasenta olarak da bilinen bu evrede minik toplar gelişir embriyoyu meydana getirir. İnsanın yapım sürecindeki bu değişimi yaklaşık sekiz hafta sürer. Bu dönemde bebeğin gözleri, kulakları ve solunum sistemi oluşmaya başlar. Daha sonraki haftalarda bebeğin kalp atışları, nefes alıp verişi başlar ve doğuma kadar devam eder. Artık gebeliğin sonuna gelinen süreçte bebek sağlıklı ise, fiziksel değişimini, gelişimini sağladıysa kırkıncı haftadan sonra doğum gerçekleşir. Daha ana rahminde iken değişimi yaşayan insanoğlu sürekli değişimi özünde, ruhunda, zihinsel, bilişsel olarak yaşar. Kısacası sürekli bir değişimi yaşayan insan doğar, gelişir, büyür, yaşlanmaya başlar ve ölür.

Dikkat ederseniz bu süreçte değişimde belirleyici olan insan değildir, ona etki eden fiziksel koşullar, psikolojik, sosyolojik, iç ve dış diğer birçok faktöre bağlı olarak değişim kendisini gösterir. Buradan şunu anlıyoruz ki değişim, evrenin ve evren içindeki her şeyin zorunlu olarak uyduğu en temel bir yasa olarak karşımıza çıkar. Herakleitos’un dediği gibi, "Varlık hiçbir şeydir. Oluş her şeydir." Değişim varlığın oluş sebebidir, bir nitelik nesnenin karşıtına dönüşmesi ya da daha temel bir açıklamayla, bir nitelik nesnenin yitirilerek, onun karşıtı bir nitelik nesnenin kazanılmasıdır. Yani daha önce canlı olana insanın ölümle sonuçlanan hayatın akışı içinde, her şey, sürekli olarak karşıtına dönüşüm içindedir. Herakleitos nesnel dünyadaki fenomenlerin sürekli değişimini yorumlamış, sonradan ünlü “panta rhei” yani  "her şey akar"  formülüyle etmiştir: "Her şey akar ve hiçbir şey kalıcı değildir", "Aynı nehre iki kez girilmez..." 

Benim anladığım zıtlıklardır hayatı anlamlı ve uyumlu kılan. Herakletios’u her şeyin bir akış veya değişim içinde olduğu iddiasına götüren şey, evrendeki her şeyin birbirinin karşıtına dönüşme sürecinde olduğu düşüncesidir. Thales ise suyu ilk arke olarak ele alır, sudaki değişimleri gözlemleyerek işi değişiklikleri ile birlikte suyun katı, sıvı ve gaz formlarına dönüşebildiğini belirtir.  

Anaksimenes’e göre tüm elementler havanın kendisinden meydana gelir ve birbirlerinden yalnızca yoğunluk ve seyrelme derecelerine göre değişir ve farklılaşır. Her şeyin varoluş ve değişim sebebi  havadır Anaksimenes'in belirtmek istediği, havadaki değişimin seyrelerek ateşe, yoğunlaşarak rüzgar, bulut, su, toprak ve taşa dönüşmesidir. Buradaki değişimin kaynağı havadaki sonsuz seyrelme ve yoğunlaşma hareketidir. Hava her yerde bulunduğu, kendinden hareketli olduğu için değişime de yol açar fikrini dile getirmiştir. Doğayı gözlemlediğimizde mevsimlerin dönüşümündeki düzen, canlıların doğum ve ölümlerindeki değişimlere bakarak hiçbir şeyin statik olmadığını, her şeyin değiştiğini, hareketli olduğunu belli bir düzene göre değişim gösterdiği görülür. Sürekli değişen mevsimler, ilkbaharda yeşil renkli yapraklar, yazın sararan, sonbaharda dökülen sarı, kırmızı, turuncu yapraklardır. Burada yaprak yaprak özünü koruyup belli bir dönem renk değiştirip değişim yaşadıktan sonra toprak olmaktadır.  

Evrenin, insanların, hayatın değişim üzerine kurulu olduğu bilinciyle davranması gerekir. Hepimiz için önemli olan, değişim zamanının geldiğini fark edip zaman kaybetmeden değişimi içimize sindirmek, kabul etmektir. Değişim, eğer doğru zamanda, doğru yerde olursa işe yarar ve başarıya ulaşır. Kişi içinde yaşadığı toplum ve bütün içinde ortaya çıkan farklılaşmalardan etkilenerek gelişir. Toplumun diğer bir gerçeği sürekli bir değişim süreci içinde olmasıdır. Toplumdaki değişim konuştuğu dilde, inançlarında, yasalarında, gelenek ve göreneklerinde, yaşayış biçiminde, edebiyatta ve güzel sanatlarda görülür. Kısaca toplumsal değerlerde olan değişmeler aslında kişinin, toplumun zihinsel ve bilişsel dünyasında meydana gelen değişimlerdir. Değişim olgusuna baktığımızda hayatın değişmez kuralıdır. Biz istesek de istemesek de değişim sürekli ve kaçınılmazdır.