Hayatın anlamı ve insan...

Hayatın anlamı ve insan...

21 Nisan 2021 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Erdal Çolak

"Ne kadar aklımıza uygun yaşıyorsak, hayatın anlamını o kadar az anlarız..." Lev Tolstoy

”Hayat nedir” diye sorulsa, cevapların herhalde bazıları, ”çoşku, mutluluk, sevinç, keder, tasa, üzüntü, gam ve acıyla dolu bir süreç” olurdu... 

Duygusal, psikolojik ve zihinsel sorunlar içindeki ”modern” insanın hayatını anlamlandırma isteği hep güncelliğini koruyor. Hızlı yaşanan popüler kültür insanın hayatın hakiki anlamını görmesini belki de engelliyor.  

Bence bütün canlılar için hayatın bir anlamı vardır; bu da hem kendi yaşamını hem de soyunu devam ettirebilme yetisidir. Söylediğimiz bu durum, bitki, hayvan ve insanlar için genel bir durumdur. Ama insan için kural dışı bir durum vardır ki o da, diğer canlılara göre daha bilinçli olması, doğuştan gelen algıları sayesinde zincirlerinden kurtulup dünyayı keşfetmesi, hayatın sonsuz, sınırsız akışını deneyimleyebilecek bir karaktere sahip olmasıdır. 

Yaşam doğal olarak, psikolojik, fiziksel, biyolojik ve ontolojik bilimsel bir gerçekliktir. Yaşamın kendisinden, anlamından konuşurken somut, dünyada kendiliğinden var olan bir anlamdan değil, bizim yüklediğimiz, verdiğimiz anlamdan söz ediyorum. Yaşamın kendisinde bir anlam yoktur aslında, insan bu anlamı veren tek canlı türüdür. Bu anlam, kişilerin, toplumların, iç dünyasından gelir, herkeste farklılıklar, değişkenlikler, değerler ya da değersizlikler gösterebilir. Bakış açımızda olayların dayandığı kozalite (nedensellik) ilişkisi temel belirleyici olmakta.

Özellikle şunu dile getirmek istiyorum: Yaşamı kavrama yetisi, algılayış biçimi, nasıl bir yaşam yaşadığımıza, içinde bulunduğumuz toplumun değer yargılarına, kültüre, coğrafyaya, bu hayattan ne isteyip ne istemediğimize, ne beklediğimize, iletişimde bulunduğumuz kişilere bağlı olarak değişir. 

Zihinsel, bilişsel, sosyal ve duygusal dünyasında her türlü isteği eksiksiz, sorunsuz ve sürekli olarak yerine getirebilirse insan daha mutlu ve huzurlu olur, o zaman da hayatı daha anlamlı hale gelir. Buna karşılık anlam duygusunun eksikliği hayatı anlamsız hale getirir. 

Hayat bir nesne veya bir nitelik olarak var olan, varlığı inkâr edilemeyen gerçektir. İşte bizler de hayat kadar gerçekçi olmalıyız.  

İnsan her zaman yaşadığı dünyayı, toplumu, çevresini kuşatan uçsuz bucaksız evreni sorgulama, anlamlandırma çabası içerisinde olmuş. Varlığı sorgulama, anlama, hayatın manasını çözme çabası insanoğlunun dünyadaki yaşamını etkileyen en temel etken. Biz insanoğlu diğer canlılardan farklı olarak bu hayatın yaşanmaya değer olduğunun düşünsel olarak farkındayız. Hayatı anlamlı kılmak bizim elimizde, bu amaçla doldurduğumuz sürece insanın motivasyonu yüksek olur. Bizim elimizdedir yasama düşünsel, bilişsel, zihinsel anlam vermek. Mesela kişinin hayatında pozitif ya da negatif yönde yaptığı bütün değişimler belirleyicidir. Hayatın anlam ya da anlamsızlık duygusu ise kişiye bağlı olarak gelişir. 

İnsan, sürekli bir anlama, kavrama çabası içerisindedir. Yaşadığı olaylara çevresine anlam yükleme konusunda hep bilişsel duygusal, zihinsel, psikolojik ve düşünsel dünyasını kucaklayan insanın benliğini okşayan, yaşadığı sıkıntılara karşı sığınabileceği tek güvenli liman kendi iç dünyasıdır. Hayatı anlamlı kılma çabasının herkes için geçerli, elle tutulabilir evrensel bir anlamı yoktur. Herkese, her şeye, her kesime göre yaşamın anlamı farklıdır. 

Bazen olmayan, nesneler var olmayan renkler, var olmayan sesler ve bunlara anlam yüklemeye çalışan kapkaranlık, dehlizlerle dolu  bir beyin. Hayatın tamamını çevremizdeki cisimlerin sesini, rengini, kokusunu, sertliğini, yumuşaklığını, sıcaklığını sadece düşünerek, dokunarak, duyarak, koklayarak kavramak elbette zordur. 

İşin garip tarafı, bize belli bir zaman dilimi içerisinde sunulmuş elimizin altında olan bir  hayat var. John Locke, insan zihninin ilk doğduğu anda bir "boş levha", başka bir söylemle “Tabula Rasa” olduğunu söyler. "Tabula Rasa" görüşü her şeyin doğuştan belli olduğunu ifade eder. Benim anladığım, insan zihni tecrübelerin üzerine gelişir, tüm tecrübelerin sayesinde hayat dediğimiz boş levha hislerle dolmaya başlar. Bütün gelen bu veriyi beyin işler. İşte bu bilgiler sayesinde yaşamın değerine, amacına, önemli hedeflere, bazıları için de, maddi manevi değerlendirmelerde bulunur. Burada kişinin bakış açısıyla yaşamın ontolojik anlamı konusunda bir fikir sahibi oluyoruz. 

Büyük filozof Aristo’ya göre ise, insanı diğer varlıklardan ayıran etik, ahlaki yaklaşımdır. İnsan diğer canlılara göre, mantıklı ve akılcı (rasyonel) bir varlıktır. Bütün bu iyi özellikler sonuçta bizim hayatı anlamamıza yardımcı olur. 

İnsanın nihai amacı, basit bir yaşam sürdürüp bu dünyadan çekip gitmektir. Bu karmaşık olmayan yaşamda toplumdaki kişilerin bazıları para, aşk, kariyer peşinde koşar, bazıları ise yeme, içme ve cinsellik gibi arzuları yaşayıp gösterişsiz bir hayat sürdürmeye çalışır. Kimileri için insan hayatının bir amacı da, zevki olabildiğince yüksek tutup haz veren duygulara ulaşmaktır. İnsan içinde bulunduğu evreni, doğanın işleyiş mantığını iyi tanımalı ve ona göre hareket etmelidir. İnsanın söylediklerinden ziyade davranışları önemlidir. Evrene, doğaya göre davrandığımız sürece hayatın anlamını kavramış oluruz. Bazı Nihilistlere (yokçuluk) göre her şey serbest olmalıdır ama aslında hayatın anlamı yoktur. Yaşamın anlamını dar ve sade kavramlarla ifade etmek çok zor. Yaşamın tek başına, kendi içinde bir anlamı yok, ona anlam yükleyen bizleriz. Biz varken yaşam anlam kazanıyor, yokluğumuz aynı zamanda yaşamın yokluğudur. 

Her ne kadar Nietzsche hayatın nesnel bir anlamı olmadığını ifade etse de; onun için hayat sonsuz tekrar edilen bir hiçliktir. Schopenhauer'e göre ise, hayatın kendisi boş bir şeydir, insan onu abartır. Buda’ya göre hayat yaşadıklarımıza, acılara göğüs germe, bir katlanmadır. 

Hayatın anlamı bizim ona atfettiğimiz şeydir. Dünyaya gelmek istek ve irademiz dışında olduğuna göre hayata yüklediğimiz anlamlar farklıdır. İddia ediyorum ki dünyadaki insan sayısı kadar yaşamın anlamı vardır. Çünkü insanlar farklı farklı yaratılmıştır. Bu konuda farklı düşünmemiz ve farklı davranmamız çok doğaldır, bizimkine benzemeyen görüşlere saygı duymamız gerekir. Hayatımızın anlamı, amacı önce kendimizden başlayarak, insanları, toplumu, çevremizi ve evreni anlamak ve aklımızın sınırları içinde bilinçlenmektir. Bu, bizim ona yüklediğiniz anlamlarla sınırlıdır. Bizim anlamlarımız neler ise hayatımız da odur. Hayatımızın anlamı, hayat sadece bizim olduğu sürece, içine yükleyebileceğimiz ve yüklediğimiz anlamlardır. 

Yaşıyor olmak bunun anlamıdır. Bence insanın hayatı sorgulayabilmesi için öncelikle kendisini bütün yönleriyle tanıyor olması gerekir. Kendini tanıyamayan bir insanın, kendi hayatının anlamını bilmesi asla mümkün değildir. Kısacası, hayatın anlamı aslında bizim ona yüklemek istediğimiz anlamdır...