Hawaii sahillerinden Tunceli dağlarına

Hawaii sahillerinden Tunceli dağlarına

9 Mart 2021 Salı  |   Köşe Yazıları

Dr. Nevin Sütlaş

Hawaii Adalarını bilir misiniz? Kuzey Amerika kıtasının batısında Pasifik Okyanusu'nun ortasında sıra sıra dizilmiş irili ufaklı bir dizi ada. Tipleri de huyları da ne Asya ne da Amerika kıtasında yaşayanlara benzeyen, nereden geldikleri ve nasıl oralara yerleştikleri hakkında türlü rivayet olan bir halkın yaşadığı, devasa denizlerin ortasında yapayalnız yerleşim yerleri. Olduğumuz yerden bakınca dünyanın ta öbür ucu.  Çapulcu Avrupalıların Amerikan kıtasının doğusundan başlayan işgalinden yüzyıllar boyunca haberleri bile olmamış bir yer. Ancak sonunda gene de Amerikan toprağı sayılmaktan ve sömürülmekten kurtulamamış çünkü hiçbir zaman kendi devletleri olmamış bir halk. Turizm cenneti adıyla günümüzde sömürülmeye devam edilen cennet adaları Hawaii… 

Japonlar ölüm fermanlarını Hawaii’ye saldırarak imzalamışlar. İkinci Dünya Savaşı sırasında, göze görünmeden nasıl gelmişlerse gelmiş, gizlice sızdıkları Hawaii limanında demirde bekleyen Amerikan savaş gemilerinin bütün filosunu bir gece baskınıyla sulara gömmüşler.  Kızılhaç bayrağı olan yani hastane gemisi olduğu belli olan haricindeki bütün gemileri tek hamle ile bir gece baskınında yok etmişler…   

Bu saldırı Amerika Birleşik Devletleri tarihinin kara lekesi olmuş. Sen "dünya deviyim" diye geçin ama kendi karasularındaki kendi filonu bile koruyama. Hem de savaş için eğitilmiş personelinle ve savaş gereçlerinle tam teçhizat donatılmışken. Bu saldırının öcünü, olabilecek en hain biçimde almış Amerikalılar. Atom bombası ile… 

Eski günleri anlatıyorum. Nükleer yani atom bombası yapma hayali taşımayan devlet yok gibi. Bu bombanın gücünü tahayyül edebilenler, sahip olmanın da peşinde.  Bu hayalin peşindeki araştırma merkezlerinde yüzlerce bilim adamı çalıştıranların başında da Almanlar ve de elbette Amerikalılar geliyor  Bizim dili dışarda dağınık saçlarıyla tanıdığımız, "emcekarenin kaşifi" diye bildiğimiz büyük beyin Einstein da bir Yahudidir ve Hitlerin katliamından kurtulmak için Amerika’ya sığınanlardandır. Atom bombası yapımına son noktayı koyan da odur. Almanların bu konudaki araştırmalarının geldiği aşamayı götürüp Amerikalıların bir türlü keşfedemediği son basamağa yerleştirmiştir. Böylece Amerikalılar bir Alman sayesinde Almanlara fark atmış ve dünyanın gerçekten hâkimi olmuşlardır.  

Amerika Birleşik Devletleri atom bombasını ilk kez ve umarım ki son kez kullanan tek devlettir. Hawaii baskınının öcünü almak için Japonların tepesinde patlatmışlardır. "O bombayı atmasaydık 2. Dünya Savaşı bitmezdi" yalanı ile yaptıklarını aklamış, zeytinyağı gibi suyun üstüne çıkmışlardır. Kendi öç alma duygularını neredeyse bütün Japonları yok eden bir saldırı ile tatmin etmişlerdir. Nazım'ın şiire döktüğü gibi, şeker yeme çağındaki bebeler bile anında kavrularak yok olmuştur. Hemen ölemeyenler acı çeke çeke sürüne sürüne ölmüştür. O sırada var olmayanlar uzun yıllar sonra bile kanserlerle doğmuştur. Japonya askeri kuvvetlerinin bir gecelik becerisinin bedelini milyonlarca Japon haklı asırlar boyunca ödemiştir. Hâlâ bile ödemektedir. Devlet olmak kindar olmaktır. Devlet olmak halka bedel ödetmektir. Devlet ne kadar büyükse kindarlığıyla çektirdiği de o kadar büyük olmaktadır.  

Öldürme ustası askeri gücün gözden kaçan noktasını Zülfü Livaneli’nin imbiğinden süzülen şarkı sözleri ne güzel anlatır:  

“Tankınız ne güçlü, ne güçlü. Yüz insanı ezer geçer. Ama bir kusurcuğu var: Sürecek insan ister… 

Uçağınız ne güçlü, ne güçlü. Yüz insani ezer geçer. Ama bir kusurcuğu var: Sürecek insan ister… 

İnsan neler yapar, neler yapar. Bilir uçmasını öldürmesini. Ama bir kusurcuğu var: Bilir düşünmesini de…” 

Einstein’ın bu bombalamadaki katkısının savunanı ve suçlayanı boldur. O bombanın atılmasına karar verenlerin savunucusu da öyle. Peki pilot için ne denmeli acaba? Attığı bombanın kapasitesinden habersizdi diyenler var. Tersi bal gibi ortadayken. "Atmıyorum" deyip uçağı geri çevirseydi olur muydu yani, diyenler var. Biliyordu ama bu kadarını o da bilmiyordu diyenlerse çoğunlukta. Şener Şen filmindeki gibi sevdiğim kadına gökyüzünden çiçekler atayım diye hava kuvvetlerin seçili pilotu olunmuyor herhalde. Hadi niyetiniz oydu diyelim, sizi oralardaki o özel görevlere getirenlerin seçim yaparken nelere dikkat ettiğini bilmesek de tahmin etmemiz zor olmamalı. O pilot özel olarak seçilmemişti deyin diyebiliyorsanız… 

Dün Dünya Kadın Hakları günüydü. Bazıları bugünü, erkeklerin kadınlara çiçek verme mecburiyeti  günlerinden biri daha diyerek hafife almaktaysa da ağır kölelik koşullarında çalışan ve bıçak kemiğe dayandığında “Neden ben hak ettiğimi alamıyorum” diyerek  isyan edip hak arama mücadelesinin bayrağını yükselten 135 kadının New York’ta bir fabrikada diri diri yakıldığı günün anma günüdür bu. Devlet,  sermayenin zarar görmesine izin vermemiştir o gün, elebaşı olan kadınları yakarak. Sahi devlet nedir demiştik?    

8 Mart Dünya Kadın Hakları günü. Bir çok yerde ve bir çok kadın için hâlâ lafta kalsa da, kadınlar haklarının ele geçirilişine sevinsin ve bu yolu açmak için ölen kadınları hiç değilse bir gün ansınlar diye var bugün. Kapitalistler bugünün de içini boşaltıp, mücadele hikâyesini alışverişe tahvil etmeyi pekiyi becerse de işin aslı astarı bu.  

Peki biz ne yapıyoruz? Türkiye’nin ilk savaş pilotuydu diye kadın haklarının bayraktarı olarak Sabiha Gökçen’i göndere çekiyoruz. Sabiha Gökçen adını duyan Kürtlerin tüylerinin diken diken olduğundan haberimiz bile olmadan. Sabiha Gökçen’in en önemli belki de tek başarısı, Kürt köylerinin üstüne bombalar yağdırmasıdır. Devlet isyan çıkaran Kürtlerden öcünü uyuyan bebelerin üstüne bomba yağdırarak almıştır. Dünyanın en güzel methiyesi olan “Memleketimden İnsan Manzaraları”nı yazan Nazım Hikmet bile Hiroşama’da yanarak kül olan çocuğa yaktığı ağıdın bir benzerini kül edilen Kürt çocukları için yakamamıştır. Malumunuzdur o upuzun memleket insanı güzellemesi şiirlerini öç alıcı devlet yüzünden hapse atıldığında yazmıştır. O müthiş methiyeler de işe yaramamış, gene de uzun yıllar hapisten çıkamamıştır. Bir de Kürt kızlara ağıt yaksa, kim bilir sonu ne olurdu… Sahi devlet nedir demiştik?  

Hiroşima ve Nagazaki’yi bombalayan pilotlar, ne yaptıklarını biliyorlar mıydı bilmiyorlar mıydı diye sorgulanıyor. Ancak Sabiha Gökçen ne yaptığının farkında mıydı diye soran sorgulayan yok. Bizzat bombalayan olduğunu bile bilen söyleyen yok. Varsa yoksa “göklerin fatihi ” diye hamaset tutku atılıyor…  

Bomba atan kişi kadın mı erkek mi fark eder mi? Bomba, yakıp kül ederken suçluyu suçsuzu, ihtiyarı bebeği ve de kadını erkeği seçer mi? Bir halkın üstüne bomba atmanın devletin öç alması dışında bir açıklaması olabilir mi?  

Sabiha Gökçenler sizin olsun, ben istemiyorum. Ben 8 Mart'ın önemine binaen dünyanın hangi köşesinde yaşarsa yaşasın, hangi ırka, dine, devlete tabi olursa olsun, emeği ile yaşayan ama emeğinin gerçek karşılığını alamayan yani sömürülen kadınlara kucak dolusu sevgilerimi iletmek istiyorum. Dünya Kadın Hakları Günü, hak eden herkese kutlu olsun.   

Bir de, hiç ilgisi olmayan bir kapışmanın (savaşların)  kurbanı olan bütün çocuklara, kadınlara ve de erkeklere saygılarımı sunmak istiyorum. Benim saygım emeğe ve üretenedir, yakana yıkana, paraya ve düzene tapana değil. Saygılarımla...