'Halklar kaybetti, sertlik yanlıları kazandı'

'Halklar kaybetti, sertlik yanlıları kazandı'

30 Mayıs 2021 Pazar  |   MG Özel

Hakan Başak

Ramazan ayının sonlarına doğru Kudüs’teki Şeyh Cerrah mahallesinde yaşanan mülkiyet sorunu Filistinli Müslümanlar tarafından protesto edilince İsrail polisinin müdahalesiyle olaylar daha da şiddetlendi. İsrail polisinin Müslümanların kutsal kabul ettiği Mescid-i Aksa’daki protestolara müdahalesi sonrasında Hamas'ın da dahil olmasıyla günlerce Gazze ve İsrail arasında karşılıklı bombalar atılmaya başlandı. Gerilim sokağa da yansıdı, İsrailli ve Arap vatandaşlar arasında sokak çatışmaları yaşanmasına yol açtı. Günlerce süren olaylar sonrasında ateşkes sağlandı fakat çocuklar da olmak üzere yüzlerce insan çatışmalarda hayatını kaybetti. Yaşanan olayların sebepleri, sonuçları ve Türkiye-İsrail ilişkilerine etkilerini Moşe Dayan Merkezi (MDC), Tel Aviv Üniversitesi ve Kudüs Güvenlik ve Stratejik Araştırmalar Merkezi (JISS)’den Dr. Hay Eytan Cohen Yanarocak ile konuştuk. 

-Gazze ve İsrail’deki olayların başlangıcı nasıl oldu? Sebepleri nelerdi? 

-Her şey Filistin seçimlerinin iptal edilmesiyle başladı. El-Fetih Partisinin oylarının üç değişik aday arasında bölünmesi ve bu partinin yolsuzluğa karışıp yozlaşmasından dolayı Hamas seçimlerin favorisiydi. Filistin Özerk Yönetimi (FÖY) ve aynı zamanda El-Fetih lideri Mahmud Abbas koltuğunu ve partisinin Batı Şeria'daki hakimiyetini kaybetmemek için bu seçimleri iptal etti. Bir şekilde bu Hamas için büyük bir darbe oldu. Hamas da sokağın desteğini kazanıp El-Fetih'i daha da etkisiz kılmak için Kudüs kartını kullanmaya karar verdi.

Kudüs'teki kriz, bu şehirde bulunan Şeyh Cerrah mahallesindeki mülkiyet krizi ile başladı. Söz konusu arsa ve üzerindeki evlerin mülkiyeti 1876 yılında iki ayrı Yahudi vakfı tarafından satın alınmış. Yahudilerin mülkiyet üzerindeki hakları Osmanlı belgeleri ile tescil edilmiş durumda. Bu sayede 1876-1948 arası bu bölgede bilfiil Yahudiler yaşadı. 1948 yılında İsrail'in bağımsızlık savaşı sırasında Şeyh Cerrah bölgesi Ürdün tarafından ele geçirildi ve bu mahallede yaşayan Yahudiler sınır dışı edildi. Evlerinden çıkarılan Yahudilerin yerlerine bugün o evlerde oturan Filistinli Araplar o mahalleye Ürdün tarafından yerleştirildi. İsrail 1967 savaşı sonunda bölgenin kontrolünü ele geçirdiğinde bu mahallede bilfiil oturan Filistinli Araplara evlerinde iki nesil yaşama hakkı tanıdı ve Yahudi vakıflara kira ödemelerine hükmetti. Filistinli Araplar bu anlaşmayı kabul etti. Buna karşın yıllar içinde kira ödemeyi kestiler. Bu anlaşmazlık doğal olarak yargıya intikal etti. Hamas söz konusu olayları siyasileştirip yargı üzerinde baskı oluşturmak için sokağı karıştırarak mahallede şiddet olaylarının yol açılmasına sebep oldu. Daha sonra da Ramazan ayının kutsiyetini kullanarak aynı provokasyonları Mescid-i Aksa üzerinde de tatbik etti. Mescid-i Aksa'yı çatışma alanına çeviren, taş, sopa, havai fişek, çatapat ve molotofkokteyliyle İsrail polisine saldıran Hamas sempatizanlarının fitillediği olaylar, samimi Müslümanların duygularını suistimal etti. Hamas, Ramazan ayı süresince yaşanan şiddet olaylarını dini motifli bir çatışma şeklinde yansıtmaya çalıştı. Sonuçta İsrail polisi Hamaslıların oyununa geldi ve cami alanı içinde verilmemesi gereken resimler maalesef medyaya yansıdı. İsrail polisinin daha akıllıca ve hassas davranması gerekirdi. Kudüs'te yaşanan olayların Gazze ile hiçbir alakası yokken, Hamas bu durumdan kendine vazife çıkarıp, İsrail'in başkenti Kudüs'e roketli saldırıda bulundu. İsrail Meclisi Knesset'te devam etmekte olan oturum roket saldırısı yüzünden durduruldu. Milletvekilleri sığınağa girdi. Kuşkusuz bu İsrail'in kabul edebileceği bir resim değil. Bu roketli saldırı vuku bulana dek İsrail'de Gazze'ye karşı bir operasyon kesinlikle gündemde değildi. Dolayısıyla Gazze konusunda İsrail'in meşru müdafaa hakkını kullandığını söylemek yanlış olmaz.  

 

Dr. Hay Eytan Cohen Yanarocak

 

-Aynı zamanda İsrail’de de 2 yılda 4 seçim olmasının ve hükümet kurulamamasının olaylara etkisi var mıdır? 

-Etkisi elbette ki var. Tüm bu olaylar başlamadan önce İsrailli Arap Partisi Raam'ın koalisyon hükumetinin parçası olacağı söylentileri vardı. Bu aynı zamanda İsrailli Arapların sistem içine entegre olup kendilerini bu ülkeye ait hissedebilmeleri için önemli bir adımdı. Hamas bu savaşı başlatarak İsrailli Arapların yeniden sistemin dışına itilmesine onların taraf olarak algılanmasına sebebiyet verdi. Dolayısıyla sol partilerin Arap partilerle koalisyon yapabilme şansının sadece sağ partilerin buna evet demesine bağlı olduğunu düşünürsek bu denklem çökmüş oldu.    

-Sizce Netanyahu bu durumu iç siyaset için lehinde kullandı mı? 

-Savaşın açılışı daha önce de belirtmiş olduğum gibi Hamas'ın Kudüs'e roket fırlatması ile başladı. Dolayısıyla Netanyahu İsrail'e açılan bu savaşın sonuçlarını elbette kendisi için kullanmak isteyecek. Savaş sayesinde artık kendisini sağ parti olarak niteleyen hiçbir parti İsrailli Arapların partileri ile koalisyon anlaşmasına imza atamaz. Bu elbette ki Netanyahu'nun rahat bir nefes alması demek.  

-İsrail’de yeni bir seçim görünüyor mu? 

-Maalesef bu hafta içinde bir mucize olup hükumet kurulamazsa Devlet Başkanı Rivlin hükumeti kurma görevini bu kez bir siyasi partiye vermek yerine direkt olarak İsrail Meclisi Knesset'e verebilir. Belki bu şekilde son bir çaba ile hükumet kurulabilir. Şunu da belirtmekte yarar var. Bu savaşta Mavi Beyaz Parti'nin Başkanı Benny Gantz savunma bakanıydı ve operasyonu iyi yönetti. Dolayısıyla Gantz'ın popülaritesi arttı. Bu durumda Gantz kendini daha güçlü hissedip ezber bozan hareketlere girip rotasyon ile Netanyahu'dan başbakanlığı teslim alıp hükumeti kuran ana parti konumuna da gelebilir.   

-Eğer seçim olursa olaylar seçimi nasıl etkiler ve avantaj sizce kimde olur? 

-Seçim olursa İsrail sol partilerinin barajı geçme konusunda zorluk yaşayacağını düşünüyorum. Barajı geçmeleri halinde üç aşağı beş yukarı aynı resmi yeniden elde edeceğiz gibi gözüküyor. Ancak Naftali Bennet'in "Yemina" (Sağa) partisinin zayıflayacağını onun yerine Netanyahu'nun daha da güçlenebileceğini söyleyebiliriz. Sebep ise çok açık: Bennet, "İsrailli Arap Raam partisi ile koalisyon kurmam" demedi... Kapıyı açık bıraktı bu sebepten dolayı kendi kampında hain damgası ile yaftalandı.   

-Ateşkesle birlikte sizce kim ne kazandı, kim ne kaybetti?

-Bence her iki halk da kaybetti. Kazanan her iki tarafta da sertlik yanlısı olan aktörler.  
 

 

-İsrail’in Filistinlilerin yaşadığı bölgelerde yeni yerleşim yerleri kurarak İsraillileri yerleştirme politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Hukuki olarak durumu nasıl açıklayabilirsiniz?

-Hukuki olarak bu bir sorun doğru. Bugün İsrail'in içinde çok büyümüş, şehir haline gelmiş eski yerleşimler var. Bunlara en güzel örnek Ariel şehri veya Kudüs'ün dışında bulunan Maale Adumim... Olası bir barış anlaşmasında bu yerlerin kesinlikle boşaltılmayacağı İsrail içinde artık bir konsensüs. Buna karşın ıssız ve dağınık şekilde Filistinlilerin yaşadıkları bölgelerde mukim olan, İbranicede bizim "Maahaz" adıyla tabir ettiğimiz yerleşimler günün birinde boşaltılmalıdır.  

-İran’ın bu yaşanan olaylarda etkisi sizce nedir? Hamas üzerinden hem İsrail’e misilleme yapmaya hem de bölgede güç sahibi olmaya çalışıyor mu? 

-İran yıllarca Hamas'ı silahlandırdı, onlara roket temin etti. İsrail ile İran arasında adı konmamış savaş Hamas üzerinden yürütülüyor. Bunun yanında Gazze'de Hamas'ın yanında daha radikal bir unsur olan İslami Cihad terör örgütü de direkt bütün talimatlarını İran'dan alıyor. Gazze'nin yanı sıra, İran özellikle Suriye içinde İsrail sınırında nüfuz elde etmek istiyor. İsrail de bu yüzden Suriye sınırının ikinci bir Lübnan halini almaması için gerekli hava operasyonlarını yapıyor.  

-Türkiye-İsrail ilişkilerinin normalleşmesi gündemdeyken yaşanan olayların iki ülke arasındaki ilişkilere etkisi ne olur?

Bence maalesef en az 5 yıl geri gittik. Türkiye takınmış olduğu Filistin yanlısı tutum ile arabulucu olma rolünü de Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri'ne bıraktı. Eğer yeni bir şiddet döngüsü olmazsa ilişkiler yıllar içinde zamanın yardımıyla tamir olunacaktır diye umuyorum.  

-Bölgede yaşanan bu sorun sizce hangi yolla bir çözüme kavuşur? 

-Siyasi çözümle. Buna karşın Hamas, İsrail ile Filistin Özerk Yönetimi (FÖY) arasında imzalanmış olan Oslo Anlaşmalarını tanımıyor. El-Fetih'in aksine İsrail'in varlığını kabul etmiyor. Bu durumda Hamas, uluslararası hukukun "Pacta Sunt Servanda" yani "Ahde vefa" ilkesini ihlal ediyor. Oslo anlaşması FÖY tarafından imza edildiği için, Hamas da FÖY çatısı altında hareket ettiği için bu anlaşma ve bu anlaşmanın en önemli şartı olan İsrail'in tanınması ve şiddetin sona erdirilmesi hükümleri Hamas için de bağlayıcıdır. Gördüğünüz gibi burada sorun Hamas'tan kaynaklanmaktadır.  Bugün Orta Doğu barış sürecinin siyasi anlamda bir sonuca erişmesinin önündeki ilk ve en en büyük engel Hamas'ın İsrail'i tanımayıp müzakere masasına oturmaması ve İsrailli sivillerin üzerine roket saldırıları düzenlemesinden ileri gelmektedir. Eğer Hamas, İsrail'i tanırsa ve roket saldırılarını bir daha başlatmamak üzere sona erdirirse o zaman siyasi bir çözümden söz edebiliriz.

Portre/Dr. Hay Eytan Cohen Yanarocak

Kudüs Strateji Enstitüsü ve Güvenlik (JISS) ve Ortadoğu Moshe Dayan Merkezi , Tel Aviv Üniversitesi Afrika Çalışmaları  Türkiye analisti. Doktorasını Tel-Aviv Üniversitesi Tarih Okulu'ndan aldı.  Aynı kurumda ve Negev Ben Gurion Üniversitesi'nde öğretim görevlisi. Turkeyscope editörü.2015 yılında  "Geçmiş: Geçmişi Geri Alma, tarihçiler ve kaynakları " kategorisinde Dan David Ödülü Bursu ile ödüllendirildi.

Etiketler:  Hakan Başak