Halime Hanım'ın 'kiasu'su

Halime Hanım'ın 'kiasu'su

9 Ekim 2022 Pazar  |   Köşe Yazıları

Dr. Nevin Sütlaş

Benim kadar kısa boylu, benden birkaç yaş daha büyük bir kadın Halime. Halimah (Halime) Yacop, Singapur’un devlet başkanı. Halime Hanım'ın 5 yıldır yönettiği bu devlete kapkatı kuralların devleti demek mümkün. Her şey ama her şey katı kurallara bağlı ve bu kurallara uymayanlar cezasını çekiyor. Gerçi yasaları ve kuralları belirleyen Halime başkan değil. Kurulduğundan beri parlamenter demokrasiyle yönetiliyor Singapur. Kapitalistten daha kapitalist bir ülke olmasına rağmen, başı bağlı Müslüman bir kadın tarafından yönetilmekten de, bunca katı kurallardan da halk hiç şikâyetçi değil. Yakınmamaları çok uysal oldukları için değil, kurallar olmazsa düzen de olmaz diye düşündüklerinden.

Her şey kurala bağlı demem de boşuna değil:

Umuma açık tuvalette sifon çekmeyi unutmak: 150 dolar.

Vazoyu temizlemeyip içindeki sıvıda sivrisinek üremesine neden olmak: 200 dolar.

Güvercinlere yem vermek: 500 dolar.

Toplum içinde tükürmek: 1000 dolar.

Halka açık mekânlarda müzik yaparak rahatsızlık yaratmak: 1000 dolar.

Başkasının internetine bağlanarak kullanmak: 10.000 dolar ya da 3 yıl hapis.

Sakız satmak: 100.000 (hayır yanlış yazmadım yüz bin) dolar ya da 2 yıl hapis.

Bu cezalar şaka falan değil, Singapur gerçeği. Ülkedeki bütün kurallar huzur ve temizliği sağlamak için oluşturulmuş. Arabanızı kirli bırakmanız yasak. Sokakta su dışında bir şey içmek yasak. Uyuşturucu kullanımı ve porno yasak. Gece yarısından sonra duş almak yasak. Asansöre işeme yasağı bile var. Asansörlere idrar kokusu sensörü koymuşlar. Demek bunu yapanlar da varmış ki sensör idrar kokusu algıladığında kapıları kilitleyip polis çağırıyormuş.

Hemen hiç kimsenin evde yemek pişirmediği bu ülkede hijyen öyle önemliymiş ki restoranların temizliğinden devlet kendini sorumlu tutmaktaymış. Herkesin bir evi olması da devlet güvencesindeymiş; ev alamayan düşük gelirlilere devlet nakit desteği sağlarmış. Yabancıların ev alması ise yasakmış, zaten sadece onlar kiracıymış. Otomobil fiyatları ise ev fiyatlarıyla yarışırmış. Çevre bilincine dayalı yasal düzenleme yüzünden her aile sadece 1 araba alabilirmiş.  Toplu taşıma iyi olmasına rağmen Singapurluların büyük bölümü yürürmüş. Üstelik de saatte 6 kilometreyi geçen bir hızla yani koşma hızıyla yürümeleriyle ünlülermiş. Yapış yapış sıcaklarıyla ünlü bir şehirde tertemiz ve de kokmuyor olmanız da yasal zorunlukken bu koşarcasına yürüyüş işini nasıl becerdiklerini gel de merak etme. Bir gidemedim şu Singapur’a...

Eskiden her yeri kaplayan ormanları halledip yerine gökdelenler dikmişler ama birçok binayı da bitkilerle giydirerek en yeşil şehirlerden biri olmayı da becermişler. Zaten her 7 Kasım ağaç dikme günleriymiş. Dünyanın en güzel ağaç parkları da Singapur’daymış. Kafelerde özgün kıyafetleri içinde Müslüman, Sih ve Hristiyanlar birlikte oturup sohbet ederler, kimse kimsenin dinine kıyafetine karışmazmış. Kıyafetine karışan yokmuş ama sokaklarda çıplak dolaşmak yasakmış.

Tam bizlik bir ülke değil mi?

Birçoğu taşlık kayalık olan 64 adadan ibaret Singapur vatanının bütünü İstanbul’un onda biri kadar. Bu kadarcık alanda 6 milyon nüfusu barındıran dünyanın en kalabalık ülkelerinin birinden bahsediyorum. Düşünün ki Türkiye’de 1 kilometre karede kabaca 100 kişi yaşarken Singapur’da bir kilometre karede 7 bin kişi yaşıyor. Böyle omuz omuza, dip dibe yaşama zorunluluğunun da bir bedeli  olmalı.

Singapur devleti, bizim Cumhuriyetimizden bir asır önce, 1819’da İngilizler tarafından kurulmuş. 2. Dünya Savaşı'nda Japon işgali yaşamışsa da İngilizlerce geri kazanılmış. Benim doğduğum yıl (1959) kendini yönetme hakkı kazanmış ama 1963'de Malezya’ya bağlanmış. Ancak 1965'de bağımsız olabilmiş minicik genç bir devlet.  Doğal kaynakları pek yok. Tropikal iklim nedeniyle aşırı yağışlı, sıcak ve nemli. Bu iklim tarıma elverişli değil. Eskiden bu adalar tropikal ormanlarla kaplıyken insanlar kalabalıklaştıkça orman da kalmamış pek, hayvancılık da. Ancak bütün bu yokluklara rağmen hızla dünya ticaretinin merkezi olmayı becermiş. Şimdilerde kişi başı geliri en yüksek ülkeler listesinde başı çekiyor. Bu beceride en önemli unsursa kazanma hırsını bileyen kiasu.

 

Halimah Yacop

 

“Kiasu” bencilliği tanımlayan, Çincenin Hokkien diyalektiğinden köken alan bir kelime. Kiasu, kaybetme, ziyan etme korkusu gibi bir anlam taşıyormuş. Tamahkar tavırları ifade etmek için de kullanılırmış. Örneğin, sonunda basit bir eşantiyon verileceği için gidip saatlerce kuyrukta bekleyen kişi bir “kiasu”imiş. Kiasuism, Singapur'un hâkim kültürü sayılmaktaymış. Çünkü kaybetme korkusu bir Singapurlu için başa güreşen değermiş. O nedenle, açgözlü davranışlar sergileyen, sadece kendini düşünen kişiler Singapur’da hızla yükselebilirken ötekilere pastadan pay düşmezmiş. Bütün bu negatif anlamına rağmen Kiasuism aslında iyi bir şeymiş.

Kiasu mentalitesinin iyi bir şey olduğunu söyleyenler, kaybetme korkusu içinde olanların, elde etmek ve elindekini korumak için çok çabaladıklarını, sahip oldukları değerleri geliştirmek için aşırı gayret gösterdiklerini, böylece yolun sonunda da onların kazandığını söylüyorlar. Kiasu bencilliğinin yanlış anlaşıldığını, oysa düşenin tekrar ayağa kalmasını sağladığını söylüyorlar. Ben bu iyilikten bir şey anladığımı söyleyemeyeceğim. Ancak konunun ana fikri net: Daha çok şey elde etmek istiyorsan, daha çok çalışacaksın. Singapur bunu yapabilenlerin ülkesi.

Hong Kong, Güney Kore ve Tayvan ile birlikte Asya’nın dört kaplanı olarak bilinen bu ülkenin ekonomik açıdan bu kadar hızlı büyümesinin altında ülkede yaşayan ve çalışanların üçte birinin yabancı olması da yatıyor. ABD gibi orada da çarkı döndüren ithal beyin göçü. Maaşların yüksekliği, işsizliğin neredeyse olmaması, yabancıları bu ülkeye mıknatıs gibi çekiyor. Çok çalışmaya ve çok kazanmaya niyetli olan iyi eğitimli kişileri ve de orada okumak isteyenleri bağrına basan bir ülke Singapur. Kurallarına harfiyen uyduğunuz ve yeterince çalışkan olduğunuzu kanıtladığınız takdirde elbette.

Çalışma saatleri genel olarak sabah 9 akşam 6 ve cumartesi yarım gün. Kıdemsizseniz bir hafta olan yıllık izniniz kıdem kazanınca 2 haftaya çıkıyor. Yılda 6 gün de bayram olduğu için izin yapıyorsunuz. Bundan fazla çalışmaya zorlanırsanız (daha ne kadar çalışabilirsiniz bilmem) hakkınızı devlet koruyor. Yani çalışmak deyince de çalışmak anlaşılıyor. Yan gel yat, ama maaş al mantalitesini gel de anma…

SKM yani Singapur Nezaket Hareketi, 2011 yılında kiasu özseverliğinin anketini yapmış. Singapur vatandaşlarının üçte ikisinden çoğu kendilerinin merhametli ve diğer insanlara karşı nazik olduğunu söylerken, kendileri dışındakilerin nazik ve merhametli olduğunu söyleyenler sadece yüzde 15. "Son 6 ay içinde herhangi birine herhangi bir konuda yardım ettin mi" sorusuna yüzde 85 evet cevabını verirken, başkası sana yardım etti mi sorusuna ise yüzde 55 evet cevabını vermiş.  Bu anket yaklaşık 1500 kişiye uygulanmış. Benzeri sorulardan elde edilen sonuçlar Singapurluların benmerkezciliğini açıkça kanıtlamış.

Singapur’da yaygın olan benmerkezciliği gidermek için çabalar varsa da bu kadar yarışmacı bir hayatın içinde bunun mümkün olamayacağı açık. Singapurlu niye bu kadar endişeli, açgözlü, bencil ve koşar adım? Temel kültürel değer olarak kiasu, yani “yeterince elde edememek ve elde ettiğini kaybetmek” konusunda çılgınca bir korkuya sahip olmak konunun bam teli.

Aynı dilde “kiasi” ise ölmekten korkmak anlamına geliyormuş. Kiasi ve kiasu benzerliğine bakar mısınız? Bir insan için “Kazanamazsam ölürüm” noktasına gelmek çok acı değil mi?

Yoksa değil mi?