Güncel bir soru: Erdoğan'la Putin benziyor mu?..

Güncel bir soru: Erdoğan'la Putin benziyor mu?..

15 Nisan 2014 Salı  |   Köşe Yazıları

Çoğu kişinin dikkatinden kaçmamıştır, 30 Mart seçimlerinin ardından Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı kutlayan ilk yabancı lider Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin oldu.

Rusya'nın Sesi Radyosu'nun Türkçe Servisi bu konuda aşağıdaki değerlendirmeyi yaptı:

"Erdoğan'ın galibiyetini, bazı analizciler, Vladimir Putin'in Kırım'ı Rusya'ya katması konusu ile karşılaştırıyor. Bu bağlamda ABD'nin günümüzde Rusya'ya yaptığı baskı da seçim sürecinde Erdoğan'a karşı uygulanan baskı ile karşılaştırılmakta. Bundan dolayı, AK Parti ve başkanının zaferi, Türkiye'nin ABD ve AB'den bağımsız olarak kendi siyasi çizgisini belirleme isteği olarak da algılanmakta. Aynı zamanda Erdoğan'ın millî çıkarlarını koruma konusundaki ısrarı, Rus vatandaşlarının çoğunun ona saygı duymasına neden olmaktadır."

Rusya'yı biraz bilenler, böyle bir yorumun "kendiliğinden", yani "yukarı"nın onayı olmadan yapılamayacağını bilir!..

30 Mart tebriği geçmişte de zaman zaman yapılan Erdoğan-Putin karşılaştırmasını bir kez daha gündeme getiriyor. 

Erdoğan'la Putin gerçekten benziyor mu?

Çocukluk ve yetişme tarzlarının benzediği kesin: biri Kasımpaşa'da, diğeri St. Petersburg'un benzer bir mahallesinde benzer sosyal çevrede büyümüş. Biri futbola, diğeri judoya meraklı.

Erdoğan 2002 seçimlerinde oyların yüzde 35'ini alarak iktidara geldi, Putin ise, 2000'de Rus halkının yarısının desteğini alarak başkanlık koltuğuna oturdu. Yani, ikisi de yaklaşık aynı dönemlerde ülkelerinin yönetimine geldi. Geçmişe bakıldığında Erdoğan'dan farklı olarak Putin'in hayatı gizli serviste geçti, "Soğuk Savaş"ın son anlarına kadar Doğu Almanya'da KGB adına casusluk yaptı.

 Zaten bu nedenle Putin'in kitabında "demokrasi"nin yeri pek yok, en azından başlarda yeri yok. Rus "derin devleti"nin operasyonuyla iktidara gelen Putin'in misyonu, Boris Yeltsin dönemde dağılma aşamasına giren ülkeyi kurtarmak, uluslararası alanda yeniden önemsenen, saygı duyulan –ve biraz da  korkulan- bir devlete dönüştürmekti. Putin için "düzen", "ekonomik istikrar" ve "uluslararası prestij", demokrasiden önemli kavramlar.

ABD'ye kafa tutan siyasetiyle Türkiye'de de pek çok hayranı bulunan Putin sahip olduğu imajı aslında Kremlin'in dev propaganda makinasına borçlu. Yani, Putin iktidar merdivenlerini karizması sayesinde ya da savaşarak çıkmadı, sistem onu iktidara taşıdı. Propaganda makinesinin yarattığı Putin'le kimi zaman savaş uçağı kullanırken, kimi zaman avlanırken, kimi zaman üstü çıplak poz verirken, kimi zaman da vahşi hayvanların yanında karşılaşıyoruz.

Kuşkulu patlamalar

Bu noktada bir parantez açarak Putin'le ilgili Türkiye'de fazla bilinmeyen bir iddiadan söz edelim...1999 yılı Ağustos ayında dönemin lideri Yeltsin'in başbakanlığa getirdiği Putin'i Rus kamuoyunda hemen hemen hiç kimse tanımıyordu. 1 ay sonra, yani Eylül ayında aralarında Moskova'nın da bulunduğu kentlerdeki apartmanlarda bombalar patlamaya başladı. Putin, 293 kişinin öldüğü saldırılarından Çeçenleri sorumlu tuttu ve Rus ordusunu Çeçenistan'a soktu. Kısa süre sonra Yeltsin istifa etti ve başkanlık seçimleri yapıldı. O dönemde bombalı saldırıların Putin'in imajını güçlendirmek için Rus gizli servisi FSB tarafından yapıldığı iddiası ortaya atıldı. Bunu söyleyenlerden biri de, İngiltere'de FSB tarafından öldürülen eski Rus ajanı Aleksandr Litvinenko'ydu...

Sistem farklı

Türkiye'den farklı olarak Rusya başkanlık sistemiyle yönetiliyor ve Putin'in her söylediği "Tanrı buyruğu" gibi uygulanıyor. Bu düzene ayak uydurmayanların siyasi sistem içinde yer almasına kesinlikle izin verilmiyor ve hemen dışlanıyor. 450 sandalyeli Rusya parlamentosunda iktidar karşıtlarının sayısı 92, yani yüzde 20 dolayında. 550 sandalyeli TBMM'de ise, AKP'nin 317 milletvekilliği, diğer bütün partilerin ise toplam 231, yani yaklaşık yüzde 40 civarında. Türkiye'de muhalefetin etkin olmamasından yakınıyorsanız, Rusya için bu görüşünüzü ikiyle çarpmanız gerekiyor! Tabii, "ahı gitmiş vahı kalmış" Rusya Komünist Partisi'nin sadece adının "komünist" olduğunu da eklemeli.

Elbette, Rusya'nın demokrasiyle – en azından kağıt üstünde- bundan sadece 23 yıl önce tanıştığını unutmamak gerekiyor. Moskova ve St. Petersburg'da orta sınıfı oluşturan kitlelerin dışında Rus halkının demokrasi özlemiyle yanıp tutuştuğunu söylemek mümkün değil. Ortalama bir Rus vatandaşının Putin'den beklentisi, ekonomide sert inişlere çıkışlara izin vermemesi, yani evine ekmek götürmesinin zorlaşmaması ve Rusya'nın uluslararası alanda önemsenen bir ülke olması.

Medya kontrolü

Putin'le Erdoğan'ın ortak noktası, iktidara gelir gelmez medyayı kontrol altına almayı misyon edinmeleri. Putin hemen ülkenin ilk özel kanalı olan NTV ile liberal Sevodnya gazetesinin de sahibi olan ünlü işadamı Vladimir Gusinski'nin MOST Grubu'na ait medya holdingi dağıtıverdi.

Erdoğan'ın başbakanlığı sırasında ise, ana akım meyda içinde bağımsız yayın yapabilen hiçbir gazete ya da televizyon kalmadı. Medya dışında işleri nedeniyle devlete yakın duran patronların baskısına otosansür eklenince, özellikle Gezi olayları sırasında Türk medyası sınıfta kaldı ve halkın bir kesiminin gözünde  büyük prestij kaybetti. Şu anda Türkiye'de basın özgürlüğünden söz etmek mümkün mü?

Gezi olayları

Nasıl Putin demokrasiye hayran olduğunu hiçbir zaman söylemediyse Erdoğan'dan da demokrasinin kendisi için "amaç" olduğuna ilişkin bir söz duymadık.

Erdoğan-demokrasi ilişkisi Gezi olaylarından sonra iyice tartışmalı hale geldi. Tek bir sözüyle olayları bitirebilecek olmasına rağmen Erdoğan Gezi sırasında uzlaşmayı değil gerginliği seçti. Oysa, Gezi cumhuriyet tarihindeki en büyük toplumsal hareketti.

17 Aralık sonrası ise, Türkiye tarihinin en karmaşık  ve en ağır süreçlerinden birinden geçmeye başladı, devlet yönetimine kaos hakim oldu, haklarında ciddi yolsuzluk suçlalamaları bulunan kişiler yargı önüne çıkarılmadı. 30 Mart seçimlerinden sonra ise, muhalefetin hile iddiaları soruşturulmadı.

Değiş tokuş

Putin 2008 yılında ilginç bir karar aldı ve devlet başkanlığından ayrıldı. Bunun nedeni, anayasanın 3. kez  başkanlığa adaylığını koymasına izin vermemesiydi. Başbakanlık koltuğuna oturdu ve yerini Dmitriy Medvedev'e bıraktı. 4 yıl sabırla bekledi ve 2012'de o başkanlığa döndü, bu sefer Medvedev başbakan oldu.

Bu senaryonun Türkiye'de tekrarlanabileceği, yani Erdoğan'la Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün koltuklarını değiştirebileceği uzun süredir konuşuluyor. Diğer bir seçenek ise, parti tüzüğünde değişiklik yapılarak Erdoğan'ın parti liderliğini, dolayısıyla başbakanlığı sürdürmesi...

Son olarak iki lider etnik sorunda nasıl davranmış ona bakalım...

Putin, Rus-Çeçen savaşları sırasında sertlik yanlısı bir tutum takındı ve ayrılıkçı gruplarla kesinlikle diyalog kurmadı. Ayrıca günümüzde, Rusya'da yaşayan azınlıklara hakim ırkın Ruslar olduğu her fırsatta hatırlatılıyor. Erdoğan ise, önceleri Kürt sorununu çözmek istediği izlenimi bırakan adımlar attıysa da son dönemde bu konudaki niyetini sorgulayanların sayısı artmaya başladı.

Sonuç

Sonuç olarak iki liderin birbirine benzediği, hatta bu benzerliğin son bir yılda arttığı söylenebilir. Yalnız, Türkiye ile Rusya arasında çok önemli bir fark var: Demokrasi düzeyi ve deneyimi. Rusya'da Putin'in (gizli servisin) karşısında durabilecek, hatta buna cesaret edebilecek hiçbir kurum yok.

Türkiye'de ise, 17 Aralık sonrası kurumların felç olmasının ve aralarında çatışmasının geçici bir durum olduğu varsayımı ve umuduyla  daha genel bir değerlendirme yapılırsa manzara her şeye rağmen biraz daha farklı. Rusya'ya göre daha köklü bir demokrasi geçmişi bulunan Türkiye'nin içine girdiği labirentten yine demokrasi yardımıyla er ya da geç çıkması hala mümkün görünüyor.

Cenk Başlamış

Kişisel bir not:

Yazının sonunda bir eleştiriye gecikmiş bir yanıt vermek isterim...

Geçen yıl Gezi olaylarının ardından Deutsche Welle Türkçe Servisi için benzer bir Erdoğan-Putin karşılaştırması yapmış ve bir okurdan hiç hak etmediğim şekilde, "Yandaş medyada seçeneklerini artırmak için Putin üzerinden Erdoğan güzellemeleri yapıyor" eleştirisi, daha doğrusu "hakaret"i almıştım.

Bu okur Putin'i eleştirmemi son derece yanlış şekilde Erdoğan'ı övmek olarak algılamış ve Putin'in seçimlerde çok başarılı olduğunu, Rus muhalefetin gösterilerine-Gezi'deki gibi-müdahale edilmediğini, Erdoğan'ın tersine Putin'in toplumu ötekileştirmediğini söylemiş.

Rusya'yı İngilizce kaynaklardan takip ettiğini düşündüğüm bu okur, Putin'in hanesine yazdığım her eksi puanı –nedense- Erdoğan'ın hanesine yazdığım bir artı puan olarak algılamış ve son derece yanılmış. (Sadece bir öz eleştiri olarak, Erdoğan'ın Meclis'teki yüzde 10 barajını kaldırmayı" başaramaması" yazmamın yanlış anlamaya yol açtığını kabul ediyorum)

Bunun dışındaki eleştirilere toptan verebileceğim en kestirme yanıt: Rusya bir gizli servis devletidir, sandıktan ülkeyi yönetenlerin isteği dışında bir sonuç hiçbir zaman çıkamaz, Rus muhalefetine baskı Türkiye ile karşılaştırılamaz, ayrıca ırkçılık gizli olarak desteklenmektir.

Abdi İpekçi ekolünden yetişmiş bir gazeteci olarak  kimse için "güzelleme" yapmam...

Etiketler:  Eleştiri Medya