Görünenin ardındaki hayalet

Görünenin ardındaki hayalet

14 Kasım 2021 Pazar  |   Köşe Yazıları

Dr. Nevin Sütlaş

Beyinden çıkıp bedene ulaşan kocaman bir sinir vardır: Vagus. Kalp dâhil pek çok organın çalışma hızını o ayarlar... 

Vagus sahnenin yıldızı değildir, perde arkasından çalışır. Örneğin heyecanlanınca  çarpıntımız olması vagus sayesindedir ama biz kalbimiz  yüzünden sanırız. “Yüreğim ağzıma geldi” ya da “yürek mi yedin, bu ne cesaret” derken kastettiğimiz yürek, kalbimizdir. “Gönül işlerine akıl sır ermez” ya da “sen gönlümün sultanısın” derken kastettiğimiz de kalbimizdir. Sağ avcumuzu sol göğsümüze yapıştırarak selamladığımız kutsalımız da kalbimizdir. Çünkü biz her türden duygumuzun kaynağını kalbimiz sanırız. Bu yanılgı, vagusu bilmemek yüzündendir. Kalp denilen, kaslardan oluşan o basit torbayı, hadi basit demeyeyim, bütün bedenimizin yaşaması için gereken kan devri daimini sağlayan o önemli pompayı yaşamın odağı haline getiren sinir sistemidir. Kalp söz konusuysa bu sinirlerin anası da babası da vagustur.  

Sanat, edebiyat,  felsefe vb. tarafından tersine inandırılmış olsak da kalp,  vagustan aldığı emirler uyarınca hızlanıp yavaşlayan, kutsiyetle alakasız bir adale torbasıdır.  Vagus ise başka organlar gibi kalbe de ayar verendir. Ancak asıl kumandan vagus da değildir. Asıl kumandan her konuda olduğu gibi beyindir. Unutmamak lazım ki beyin demek akıl demek değildir. Akıl da bir beynin işlevidir ama birçok beyin işlevinin akılla alakası bile yoktur. Vagusun ve de kalbin çalışmasının da öyle.  

Beynin kimyasal bir makine olduğunu anlamamızın üstünden çok zaman geçmedi. O gün bugündür ilaç denilen kimyasal maddeler ile beynin bozulmuş kimyalarını düzeltebiliyoruz. Bu bilgi öncesinde çaresiz kalınan akıl ve duygu durumundaki bozukluklarının, ayrıca akıl ve duygu ile hiçbir alakası olmayan bazı beyin hastalıklarının da beyin kimyasalındaki değişiklerden kaynaklandığını anladıkça bozulanı tamir edebilir oldu tıp. Bilim ve teknolojinin olanakları sayesinde artık çok önemli bir gerçeği daha biliyoruz: Beyin kimyasallar ile çalıştığı kadar elektrikle de çalışan bir makinedir.  

Beyin kendi ürettiği elektrikle çalışan bir makinedir. Tıbbın pratiğinde o elektriğe ilişkin müdahaleler de mevcuttur. Beyin derken kastettiğim bütün sinir sistemidir, yani ister beynin ya da omuriliğin içinde bulunsun ister gövdemizde ya da kolumuzda/bacağımızda bulunsun bütün sinirlerimiz aslen birer elektrik kordonudur. Hepsinin içinden elektrik akar ve bu sayede de bedenimizin hem dış hem de iç yapıları çalışır. Sinirlerdeki elektriksel iletinin aksaması yerel ya da genel sorunlar doğurur. Beyin elektriğimiz tümden durunca biz de tümden dururuz. O yüzden kan dolaşmayınca yani kalp durunca değil sinirler çalışmayınca yani beyin durunca gerçek anlamıyla ölürüz.  

Epilepsiyle ilgilenen nörologların çok iyi bildiği bir teknoloji vardır; vagus stimülatörü. Minik bir operasyonla minicik bir aleti vagusa yakın bir yerde cilt altına yerleştirirseniz, bu sinirdeki elektriksel ileti yolunu tersinden kullanıp beynin içine sinyaller yollayabilirsiniz. Epileptologlar, sara hastalarının yönetilmesi güçleşmiş nöbetleri bu stimülasyon ile kontrol altına alabiliyorlar. Benzer biçimde bir stimülatör bizzat beynin içine yerleştirilip başka nörolojik hastalıkların denetimi de gerçekleştirilebiliyor. Tarihi çok da eskiye dayanmayan bu elektriksel teknoloji şimdilik mükemmele erişmiş durumda değilse de çaresiz bazı beyin sorunları için farklı çözüm yolları açmış durumda.  

Bütün bedeni bir ağ gibi saran sinir sistemi sayesinde bütün kas ve organlarımız gibi kalbimiz de elektrikle çalışır. Kalp kaslarının yaşamasını sağlayan incecik damarları iyi biliriz çünkü onlar tıkanınca beslenemeyen kalp kasları öleceği için pompa bozulur ve biz kalp krizi geçiririz. Ancak aynı kasları çalıştıran sinirleri nedense pek bilmeyiz. Oysa sinirleri düzgün ileti vermediğinde kalp kasları ne kadar sağlam olurlarsa olsunlar düzgün çalışamazlar. Elektrik sistemi aksayan kalbin düzensiz çarpması ise hayatı riske atar.  

Kalp sinirlerinin emir aldığı bir “elektrik santrali” vardır. Bu merkez iyi çalışamıyorsa kalbin bulunduğu göğüs bölgesine minik bir pil takılarak aksayan merkez devre dışı bırakılır.  “Pace maker” adıyla bilinen bu kendi ufacık ama marifeti yaşamsal olan aygıt, tıpkı vagus stimülatörü gibi kalbin sinirsel iletiminin dışarıdan denetlenebilmesini sağlar. Mekanizmasını pek bilmiyor olsak da artık pek çok insanın kalp pili sayesinde yaşadığını duymuşuzdur. 

İster beyni ister kalbi hedeflesin, insan bedeninin elektriksel uyaranlarını dışarıdan denetleyebilmek, bu yüzyıl tıbbının müthiş bir başarısıdır. Bu başarı elbette teknoloji sayesinde elde edilmiştir. Teknoloji ve bilim denilen şeyleri geliştirenler, bir önceki keşfin üstüne yeni bir basamak ekleyen çok yaratıcı ve tutku derecesinde çalışkan insanlardır. Akıllı mı akıllı olan bilim insanlarının içinden kurnazlar çıkmaz. Kurnaz olanlar üretmek için dirsek çürütmek yerine üretilmiş olanı çalıp kullanırlar çünkü. Kurnazlık, her şey gibi bilim ve teknolojiyi kendi çıkarları uğruna kullanan uyanık tacirlerin (!) marifetidir. En uyanıkları da en ileri teknoloji ve bilimi kullanır. 

Bilim ve teknolojiyi geliştiren kişiler için kullanılan “bilim insanı” tanımı gündelik dilde yalan yanlış kullanılıyor. Örneğin bilim uygulayıcıları olan hekimler de toptan bilim insanı sayılıyor. Oysa genel anlamıyla hekimler bilgi üreticileri değillerdir. Bu iyi hekim kötü hekim olmakla ilgili değildir. Tümüyle bambaşka bir şeydir.  

Bazı hekimlerin gözlem ve deneyimlerinden kaynaklanan bilgilerini, medyada değil de (ki bu en önemli noktadır) bilimsel yayınlarla bildirerek yarattıkları bilime katkının önemini yok sayıyor değilim. Öyle hekimlerin aslen bilim insanı olduklarını inkâr ediyor değilim. Ancak genel anlamıyla hekim olmanın araştırıcı olmak anlamına gelmediğini, hekim ya da diğer tıp çalışanlarının bizzat bilgi üreten değil sadece uygulayan oldukları için bilim insanı unvanıyla anılmalarının pek de yerinde olmadığını döne dolaşa vurgulamak istiyorum. Bu üretici ve uygulayıcı farkına vurgumun anlamı çok ama şimdi konuyu dağıtmak istemem.  

Başa dönerek, karar verici olan beynin, göğüs kafesindeki organlar için elçisinin vagus olduğunu yinelemek isterim. Ancak bazen vagusa dışarıdan bir aparat yerleştirilerek patronun değiştirildiğini, o durumlarda aletin kumandası elinde olanın asıl patron olduğunu eklemek isterim. Uygulayıcı hekimlik bilgi sahibi olmaktan da deneyim sahibi olmaktan da çok farklı özellikler gerektirir. Eğer bir hekim gerçek bir bilim insanının kuşkucu düşünme özelliklerine haiz değilse, çok bilgili ve çok deneyimli olması da yetmez. Böyle hekimler, kendisine öğretileni uyguladıkları için vagustan farklı değillerdir. Öyle de hekim mi olurmuş derseniz, 30 sene hekimlik yapmış ve binlercesini tanımış biri olarak, suratımın alacağı ifadeyi görmenizi istemem.   

Özetle, artık bedenlerimize hekim eliyle dışarıdan yerleştirilen aletler sayesinde sinirsel elektrik akışımız azaltılabiliyor ya da artırılabiliyor. O aletler sayesinde hayatlar kurtarabiliyor. Ama aynı teknoloji hayatı yok da edebilir. Tıpkı ilaçların hayat kurtarabildiği gibi hayatı sonlandırabilmesi gibi. Elektriğini yani sinirlerinin çalışmasını değiştirebilen, organların çalışma biçimini de değiştirir. Bir minicik alet, kalbin yani bütün bedenin şalterini de indirebilir.  

Olağanüstü bir gücü temsil ettiğinde o şalteri kaldırmak gibi indirmek için de olağanüstü ihtimaller gerçek hale gelebilir. Vagus sadece bir emir eridir ve her vagusun emir aldığı bir merkez vardır. Üstelik merkez yeterince kurnazsa ne vagus bunu bilir ne de o merkezin emirlerine direnebilir. 

Bunu kim, niye yapsın ki? Hele bütün amacı hayat kurtarmak olan bir hekim böyle bir şeyi yapar mı? Gene de böyle bir olasılık hiç mi yok? Gerçekten olağanüstü bir istisnaysa da hekim eliyle, kazara değil kasten, zehirlenmiş olanları tarih kaydetmedi mi? Bedenin kimyasını kendi çıkarları uğruna bozanlar olduğuna göre aynı amaçla elektriğini bozmaya kalkanlar vagusları kullanıyor olamaz mı?  

Çıkar söz konusu olduğunda basit bir polis sorusu mutlaka sorulmalıdır:  

O şalteri indirmekten kimin ne çıkarı olabilir?  

Emin olun ki kurnazların çıkarı bizim çıkarımız değildir. Asla ve katiyen bizim çıkarımız değildir…