Gölge etmese insan doğa istemez başka ihsan

Gölge etmese insan doğa istemez başka ihsan

21 Kasım 2021 Pazar  |   Köşe Yazıları

Nevin Sütlaş

Longyearbyen, Norveç’in bir şehri. Nüfusu 2500 kişiyi bile bulmayan bir yer. Dünyanın tepesinde bulunan Buz Denizi'nin takımadalarından biri. Dünyanın eeen kuzeyindeki yerleşim yeri. Bir Amerikalı maceraperestin oradaki kömür madenini keşfetmesi, 1900’lerin başından itibaren insanları bu kadar kuzeyde ve buzun içinde yaşamaya sürüklemiş.  

İlginçlikleri anlatmakla bitmez, sokakları kutup ayılarıyla dolu bu buz şehrinde doğmak ve de ölmek yasak. Şaka değil, Longyearbyen yasalarına göre yasak. Doğmanın, daha doğrusu doğurmanın yasak olması nüfusu sabit tutmak içinmiş. Çocuk doğduğu ülkenin doğal olarak vatandaşı oluyor ya, öyle olmasın diye vakti yaklaşan gebeleri uçağa bindirip “doğur da sonra gel” diyerek ana vatana postalıyorlarmış. Neyi korumanın peşindeler, burada doğuramazsın diyen bir yasa yerine buranın ahalisi değilsen burada da doğursan vatandaşlık vermem, diyen bir yasa çıkarmak daha mı zormuş anlayamadım. Ölme yasağıysa daha da garip. Ağır hasta ya da çok yaşlı olup ölümü yakın olduğu varsayılanlar da ana kıtaya gönderiliyormuş.  Çünkü adının anlamı “uzun sene şehri” olan Longyearbyen’de gömülmek yasakmış. Gömmeyin siz de beni yakın, derseniz o zaman orada ölebilirsiniz. Gömme yasağının nedenine gelmeden önce Avrupa’nın en kuzeyinden en güneyine inelim.  

Sene 1918,  bir İspanyol doktorun yayını ile başlıyor bugünküne benzer bir cinnet. O zamanki krizin adı “İspanyol gribi." Bugünlerde “sadece grip oldum, yok bir şeyim” diye geçiştiriverdiğimizi o günlerin en belalı virüsü sayesinde insanlık kırıma uğruyor. (H1N1 varyantı bir Influenza A virüsü ile) Tam da 1. Dünya Savaşı sırasında, tahminen 50 milyon insan ölüyor bu grip yüzünden. O gün bugündür ne zaman bir enfeksiyon salgını çıksa akla önce İspanyol gribi geliyor. Korona salgını için grip lafının kullanılmasına şiddetle karşı çıkanlar, İspanyol grip salgınının da akciğerleri tutarak (pnömoni) insanları öldürdüğünü gözden kaçırdıkları gibi, bu H1N1 gribinin artık küresel salgınlar yapamıyorsa da hâlâ insan öldürdüğünü hem de her sene milyonlarca insan öldürdüğünü fark etmiyorlar. Çünkü o ölümlerin hiçbirinde İspanyol gribinden öldü diye yazılmıyor. Grip yüzünden öldü diye bile yazılmıyor. Kardio pulmoner arrest ya da ihtiyarlığından ciğerleri yetmezliğe girdi falan filan diye yazılıyor ölüm kağıtlarına. Oysa hangi virüsle oluşursa oluşsun, eğer kişinin bedeni yeterince güçlü değilse grip insanları öldürüyor. Tek farkla, virüsler insana ilk geçtiklerinde, onu tanımayan bedenleri öldürme hızları çok daha yüksek oluyor. İster geliştirilen aşılarla, isterse de hastalanıp kurtulanlar sayesinde olsun, insanların “o” virüsün tanışması  gerçekleşince, “o” virüsün katillik katsayısı da azalıyor ama tümüyle yok olmuyor. Bu gerçek, “o” virüs “bu” virüs fark etmiyor.  

İspanyol gribinin adı da aslında bir yanlış anlamadan kaynaklanıyor. Salgının İspanya’yla ve İspanyollarla değil de İngilizlerle alakalı olduğunun ortaya çıkması neredeyse yüz seneyi buluyor, hâlâ da inkâr ediliyor. 1. Dünya Savaşı sırasında İngiliz ordusu nerede konaklamışsa orada grip salgınının başladığını gösteren kıyaslamalı haritayı yayınlayansa bir epidemiyolog. Epidemiyolog, bir çeşit halk sağlığı uzmanı. Meğerse İngilizler, savaşa gönderdikleri askerlerini derme çatma yerlerde sıkış tıkış yatırır, doğru düzgün de karavana vermezlermiş. Açlıktan, yorgunluktan ve havasız pis yatakhanelerde barınmaktan kaynaklanan grip salgınıyla askerlerinin kırıma uğradığını da kimselere söylememiş kurnazlar. Hasta askerlerin savaş süresince gittikleri her yere bu grip virüsünü de taşıdıkları merakı bir epidemiyolog sayesinde açığa çıkmış. Gerçeklerin mutlaka ortaya çıkmak gibi bir özelliği var elbette ama bazen çok zaman alıyor ne yazık ki…  

Bugün beni dünyanın hem geçmişine hem de en kuzeyine sürükleyen CNN 10’daki bir haber oldu. Covid yüzünden her gün 3.4 milyar maske çöpe atılıyormuş. Evet, nerdeyse 2 yıldır her gün üç buçuk milyar maske çöpe gidiyor. Bu rakamı somutlaştırabilmek ve hazmetmek nerdeyse mümkün değil. Doğanın bu maskeleri yok edebilme şansı varmış gibi görünmüyor. Artık okyanuslardaki canlılar bile maskelerimizle dans ediyor. CNN 10’daki haberde konuşan Mohamed Abu Zeid, Kahire’de bulunan Amerikan Üniversitesinin bir profesörü. Bu inşaat mühendisi profesör kendilerinin bir çözüm bulduklarını söylüyor. Maske ve eldivenleri doğrayıp betona katıyorlarmış.  Böylece beton için gereken hammadde yüzde yirmi oranında azalıyormuş. Betonu maskelendirmek, beşte bir oranında beleş hammadde kazanmanın dışında betona ilave güç de katıyormuş. Bu katkı sayesinde beton daha zor çatlıyor ve daha zor kırılıyormuş. Bu keşif henüz binalarda uygulanmaya başlanmamış ama profesör umutlu umutlu anlattı 16 Kasım 2021 tarihli CNN haberinde. Onun umudu benim karabasanım oldu.  

Başta söylemediğim Longyearbyen’de uygulanan gömme yasağının nedeni İspanyol gribi. Yüzyıl önceki büyük salgın sırasında ölüp gömülenlerin bu buz şehrinde çürümeden kaldıkları ortaya çıkmış. Çünkü buzlu toprakta bırakın böcekleri bakteriler bile üreyemediği için, insanların ölü bedeni derin dondurucudaymış gibi bozulmadan kalıyormuş. Bunu anlamaları dünyanın ısınmasıyla yüzeydeki buzlar eriyip aşındıkça cesetlerin yüzeye çıkmasıyla olmuş. Asıl ortaya çıkansa çürümemiş bedenlerdeki grip virüsü olmuş. Bu cesetlerden yeniden açığa çıkan virüslerle Longyearbyen’de İspanyol gribi hortlayınca bu yasak konmuş. Böylece ölecekler transfer edilmeye başlanmış ki gömüldüklerinde çürüyebilsinler. (Ölenleri toprağa gömme âdetinin neden ve nasıl başladığı çok tartışılır, yaşayanlara hastalık bulaştırmasın diye icat edildiğinin açık bir kanıtı da bu yasa değil mi?)  

Bu araya sokuşturmasam çatlarım. Karıncalar, ölülerini yaşadıkları kolonilerden uzağa götürüp bırakıyorlarmış. Üstelik bu işle görevli ekipleri varmış ve onlar ölüyü taşıyıp döndükten sonra belli bir süre koloniye giremiyorlarmış yani karantina uyguluyorlarmış. Bizim cenazeden dönüp hep beraber yemek yiyor oluşumuza bakınca, kim daha akıllı bilemiyorum. Bu soruya, yıkayıp kullanabileceğimiz doğru düzgün maskeler üretmek yerine kullan-at dandik maskeler üretmemizi de eklersek…   

Mısır’da koronavirüslü maske ve eldivenleri betona gömme keşfine dönmeden hatırlayalım: İster adı korona ister İspanyol gribi olsun, isterse herhangi bir başka virüs olsun, davranışı da akıbeti de özünde aynıdır. Çünkü virüs denilen şey ölmez. Virüsler bizim arayıp bulmadığımız ölümsüzlüğe sahipler. Ölmezler çünkü yaşamazlar da. Virüsler bir bütün kabuk içindeki gen parçacığından ibaretler. O gen parçacığı eğer uygun bir canlının hücresine tesadüfen (yani öksürük aksırık vb.nin havayı itelemesiyle veya kapalı ortamlardaki havanın ortak solunması yoluyla bir insandan diğer insana) erişebilirse kendini o hücreye çoğaltır. Bunu da bilerek isteyerek falan yapmaz, virüsün misafiri olduğu şaşkın konak hücresi, bir fotokopi makinesi gibi önüne ne gelirse onu kopyalar. Kansermiş gibi oluşan bu sınırsız çoğalmanın yarattığı birikinti yüzünden de konak hücresi çatlar patlar ve de bu üreme durdurulamazsa canlı da ölebilir. Zaten cansız olan virüs ölmez. Ancak virüs deterjanlara ya da ışığın ultraviyole dalga boyuna maruz kalırsa, bu kez o çatlar patlar. Tıpkı kabuğu kırılan bir yumurta gibi canı/geni açığa çıkınca yok olur gider. Kapsülünü kaybetmiş bir virüs geni hiçbir şeydir; açıkta kalan gen yok olur gider. Eğer bu ölmekse, virüs böyle ölür. Özetle kapsülsüz yani çırılçıplak kalan virüs geni yok olur. O yüzden, el yıkamak da maske yıkamak da, sabun ya da deterjan virüsün kapsülü parçaladığı için,  kesin çözümdür. Ayrıca kapsülüyle de olsa açık havada virüs yok olur çünkü ultraviyole dalgaları (UV) da virüslerin kapsüllerini parçalar.

Ancak, betona ya da buza gömülen virüs sonsuza kadar var olur çünkü korunmuş olur.

Bir enfeksiyon uzmanının ya da virüsten anlayan gerçek bir bilim insanın şu Mısırlı inşaat mühendisini hemen durdurması lazım. Aksi takdirde tonlarca atıktan kaynaklanan çevre felaketini engelleyeceğiz diye ya da betonu güçlendireceğiz ve de maliyetini düşüreceğiz diye virüslü maske ve eldivenleri betona gömmek gelecek nesillere bol bulamacından korona salgını hediye etmektir. Çünkü virüsün ömrü sonsuzsa da beton eninde sonunda parçalanır ve içindekiler ortalığa saçılır…  

Geçmişte akıllı bir insan boşuna dememiş “gölge etme başka ihsan istemem” diye.  

Ahhh insan, insan. Aklı çok, uygulamaları b...k insan… 

Not: Tıp mensupları için İspanyol gribi hakkında derli toplu bir yazı: https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC3291398/