Gökyüzü insanlığın ölen ruhuna ağlıyor

Gökyüzü insanlığın ölen ruhuna ağlıyor

22 Aralık 2021 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Erdal Çolak

İnsanlık, belli bir ahlaki, düşünsel ve davranışsal krize girdiği zaman, "entelektüel" diyebileceğimiz kesim çok iyi analizler, sorgulamalar yaparak toplum için öncü olup alternatif tezler üretebilmeli. Hümanist düşünceler ile hareket ederek toplumu yaşadığı o alacakaranlıktan çıkarmak için çalışıp çözüm üretmeli. İnsanlığın geleceği için endişeli ve karamsar mıyım? Evet.  

Bir yerde okumuştum, "Karamsarlık bir yaşayış ve düşünce biçimidir. Ne kadar karamsar olursan o kadar gerçekçi olursun. Tıp buna 'depresyon' der, biz ise yaşam tarzı deriz” diyordu. Çoğu psikolog her ne kadar karamsar insanların olayların olumsuz taraflarına odaklanma eğiliminde olduklarını söylese de inanın öyle değil! Hayalperest değil gerçekçi olduğunuz zaman yaşananları sorgulayarak analiz ettiğinizde ister istemez karamsar bir havayı soluyorsunuz. O zaman psikologlara ya da bu konunun uzmanlarına hatırlatmak isterim, dünyadaki ekonomik gelişmelerde görülen dengesizlik, imkanların yetersizliği, yoksulluk, işsizlik, kısıtlı siyasal özgürler, mezhep çatışmaları, göç, iklim değişikliği, doğal kaynakların tahrip edilmesi, sağlık hizmetlerinin aksaması, salgınlar ve tarımsal üretimin düşmesi insanlığı tehdit edecek boyutlara ulaşmış. Demem o ki herkesin ruhsal sağlığı çökmüş. Karamsar olmayı ben ve benim gibiler  seçmiyor. Bu karamsar durumun sebepleri hep dış kaynaklı oluyor, farkında mısınız? 

İşte, insanlığın düştüğü bu durumdan olsa gerek içimde öksüz bir çocuk var. Sahildeyim. Baltık Denizi isyanda; hırçın dalgalarla boğuşan ıssız bir kumsalda kendimle yaptığım bir yürüyüşle yalnızlığımla ölen insanlığa sessiz sessiz  ağlıyorum. Sevdiğim insanlar, dünya nasıl oldu da bu hale geldi? Gökyüzü karamsar, deniz  gri, yüreğim parça parça. Bulutlar bilir üzgün olduğumu, kimseden bir şey beklemediğimi. Sabah sabah esen rüzgarla kaybolan insanın içindeki merhametin, vicdanın yokluğunu hissediyorum. Denizin dalgasında gelgit sınırında yığılmış sözlerim var. Çürüyen yosunlar arasında kalan insanların hayalleri ve benimkiler. İşte bir umut, bu hayatı sorgulayıp bekliyorum. Sahilde uzakları beklerken, gözyaşları gelir damla damla bulutlardan. Yüreğimdeki yaralar üzerine düşüp düşüp dağlayan. Sel oldu düşüncelerle duygularım anında. Birileri umutlarımızı çaldı. Biliyorum. Kumdan yaptığım kale çabuk yıkılan. Denizdeki tuza dönüşür kayalar. İçim suskun suskun ağlar. Benim de içimde var anlatamadığım sırlar. Bir boşluk olup sesin yayılmadığı bir yerde ölmek istedim. Kaybolmak istedim, hiç kimsenin göremediği bir yerde. Biliyorum, en dehşetli yalan hayat. Sanki bir varmış bir yokmuş; insanı yanıltan. Acılarının derinliğinde yaşamları kırılgan, anılarında fay hattı kırılıp parça parça olan, düşüncelerine ümitsizlik yayılan insanlar tanıdım. 

İşte insan, sürekli bir anlama, kavrama çabası içerisinde. Yaşadığı olaylara, çevresine anlam yükleme konusunda, yaşadığı sıkıntılara karşı sığınabileceği tek güvenli bir liman kendi iç dünyası. Hayatı anlamlı kılma çabasının herkes için geçerli, elle tutulabilir evrensel bir karşılığı yok, biliyorum. Herkese, her şeye, her kesime göre yaşamın anlamı farklı. Evet, ben bile dinlemiyorum artık kendimi. Duyan yok ki sesimi. Söyleyecek çok şey var bildiğim ama söyleyemediğim. Ruhumda bir melodi bilmediğim...

Yitik anılar ile özlediğim insanlık. Belki de insanın en son amacı, basit bir yaşam sürdürüp çekip gitmek. Hayat sonsuz tekrar edilen bir hiçlik gibi. Hayatın kendisi boş aslında, insan onu abartır. Yoksa bu hayata, yaşadıklarımıza acılara  göğüs germe bir katlanma mı? Hiç düşündünüz mü? Konuşur mu zaman? Hayat boş, ciddiye alınacak bir şey değil. Abartmayalım, hiçbir yere sığdıramadığımız bu hayat bir gün bitecek. 

Elbert Hubbard`ın dediği gibi "Hayatı çok ciddiye almayın Daha ondan canlı kurtulan olmadı." Kısacası ölmek için doğmuşuz. Burada öyle bir mesaj var ki... Bizler her şeyi çok ciddiye alma eğilimindeyiz , özellikle de kendimizi. Siz de benim gibi düşünüp durmayı bırakın. Bu endişeler sizin mutluluğunuza, sağlığınıza, hayatı daha iyi yaşamanıza mal oluyor. Benim gibi yapmayın, her şeyi çok ciddiye almayı bırakın, belki daha mutlu olursunuz. Charlie Chaplin gibi hayatı çok ciddiye almayalım. Hayatın beni ciddiye almadığı için ben yokmuşum gibi davranıyor. Ne onun bana küskünlüğü var ne de benim ona .Büyük hesapların adamı olmayın…