Gerçeğin ekonomisi

Gerçeğin ekonomisi

18 Şubat 2021 Perşembe  |   Köşe Yazıları

İnan Özbek

Amacımız her daim gerçeğe ulaşmaksa; “ Gerçeği arıyorsan parayı takip et” sözünden kalkarsak, bireysel ve toplumsal gerçekliği çok daha doğru bir biçimde kavrayabiliriz.   

Modern insanın atası sayılan Homo sapiensin başka bir adlandırması olan Homo ekonomikus; her durumda kendi çıkarını düşünerek faydasını en çoklaştırmaya çalışan insanı ifade eder. 

Ekonomist tavır, Homo ekonomikustan başlayarak, insanın bireysel tercihlerine ve hemen tüm sosyal ilişkilerine yön veren, kişiyi belirleyen ana unsurdu. 

İnsanın yaşam biçimini belirleyerek topluluk içindeki konumunu da saptayan ekonomik durum, toplumların bütün bir sosyal yapılarını ve ahlak tanımlarını şekillendiren temel etken olagelmişti. 

Ekonomik durumun belirleyiciliği öylesine güçlüdür ki mesela; bir toplumdaki yoksul insanların ahlak anlayışları ile zengin bireylerinkiler farklı olacak ya da  toplumların, alt sınıflardan bir insanın tavırlarını ahlaki açıdan sorgulamaları ile üst sınıflardan bir bireyin tavırlarını sorgulamaları ve sonuçta varılacak yargı da değişik  olacaktır. Ahlak çemberi her zaman üst sınıflar için daha geniş, alt sınıflar içinse çok daha dardır. 

Bireysel açıdan büyük farklar yaratan ekonomik durumun genel siyasal ve sosyal sonuçları da  o denli belirleyicidir ki, günümüze kadar geliştirilmiş olan hemen tüm anlatıların odak noktalarını ekonomik gerçekler oluşturur aslında. 

Marx’ın ünlü tezine göre; "Tarihin motoru toplumlardaki temel sınıf ilişkileri ve bu ilişkilerin doğurduğu  çelişkilerdir." Yine Marx’a göre; "Bir toplumdaki sosyoekonomik alt yapı ilişkileri; ahlak, hukuk, siyaset ve din gibi üst yapı kurumlarını belirler." Büyük düşünürün son derece çarpıcı ve doğru olan, günümüze kadar da çürütülememiş bu temel tezi ekonominin belirleyiciliğini net bir biçimde ortaya koyar. 

Alt ekonomik sınıflara mensup insanların dini algılayış ve yaşayış biçimleriyle, üst sınıflardan olan insanlarınki epey farklıdır. Yine; "Hukuk, küçük sineklerin takılıp kaldığı, büyük sineklerinse delip geçtiği bir örümcek ağı gibidir" sözünü doğrularcasına, yoksul insanların hukuk karşısındaki konumlarıyla zengin olanlarınki bir olmamıştır hiçbir zaman. 

Dünya siyasi tarihinin seyrini kabaca gözden geçirerek, kilometre taşı niteliğindeki olaylara dikkatli bir biçimde bakarsak, ekonomik nedenlerin ve taleplerin asıl belirleyici unsurlar olduklarını net bir biçimde görebiliriz. 

Batı'nın siyasi tarihindeki ilk anayasa metni olarak kabul edilen Magna Carta (Büyük Şart) İngiliz Kral John ile  derebeyler arasında imzalanmış, kralın feodal beylerle istişare etmeden tek taraflı bir tasarrufla yeni vergi koyamayacağı ve mevcut vergileri arttıramayacağı hükmü belgenin özünü oluşturmuştu. (Manşet fotoğrafı) 

Luther ve Calvin’in öncülük ettikleri, siyasi tarihin önemli bir dönüm noktası olan Hristiyan Reformasyonu’nun başka sebepleri de bulunmakla birlikte asıl sebep; kilisenin dini dar bir biçimde yorumlaması ve ruhban sınıfının yaygın ekonomik ayrıcalıklarının gelişmeye başlayan ticaret burjuvazisine ket vurması idi. Esas etkenler olarak çıkar çelişkilerinin ve çatışmalarının ateşlediği reform hareketi, dinin kısıtlayıcılığını reddeden ve ileride her şeyiyle tam bir sınıf oluşturacak olan burjuvazinin ataları sayılan ticaret erbabının taleplerine uygun yeni bir din yorumu olarak Protestanlığı doğurmuştu. İşte bu yeni mezhep sermayedarların ekonomik gelişmelerini çok hızlandırmış, ticaret ve sonrasında da sanayi kapitalizmine geçişi kolaylaştırmıştı. Kısaca liberal kapitalizm, kendi ruhuna uygun özgürlükçü yeni bir din anlayışı ve ahlak geliştirmişti. 

Büyük Fransız Devrimi de, daha fazla hak talep eden burjuvazinin öncülük ederek, memnuniyetsiz geniş halk kitlelerini de arkasına alıp, aristokrasiye ve krallığa karşı kazandığı bir zafer olarak esasen bir burjuva devrimiydi. 

Aynı şekilde adeta tarihin akışını değiştiren Sovyet Devrimi’nin fitilini ateşleyen sebeplerin en başta geleni; Rus halkının yaygın yoksulluk ve sefaletinin biriktirdiği öfkenin patlamasıydı. 

20. yüzyılda yaşanan iki büyük dünya savaşı da esasen ekonomik paylaşım savaşlarıydı. Keza liberal kapitalizmin yeni bir aşaması olarak, 1970'li yılardan itibaren hükmünü sürdüren neoliberalizm de  ekonomist ilkeye dayanır. 

Bizim toplumumuzun uzak ve yakın tarihindeki büyük dalgalanmalara, isyanlara, kırılmalara da yakından bakacak olursak, asıl nedenin vergi ile ilgili uyuşmazlıklar yani ekonomik unsurlar olduklarını görürüz. Örneğin;  tarihimizde ilk anayasal belge olarak kabul edilen ve bu açıdan  Magna Carta ile karşılaştırılan 1808 tarihli Sened-i İttifak; Padişah 2. Mahmut ile ayanlar arasında imzalanmış, padişahın mutlak otoritesini ilk defa sınırlandırarak, özellikle vergilendirme konusunda keyfi tasarruflarda bulunamayacağı hükme bağlanmıştı. 

Sonuç itibarıyla; o ünlü sözde söylendiği gibi; "İnsanların özgürlük aşığı olduklarını düşünüyorsanız, bütün tarihin bir hatadan ibaret olduğunu kabul etmeniz gerekir."

Çünkü asıl olan ekonomik talepler ve çıkarlardır.