Geçmiş olsun Ann-Mari

Geçmiş olsun Ann-Mari

23 Kasım 2020 Pazartesi  |   Köşe Yazıları

Emre Dilek

Herkesin bir hikâyesi var ama bazılarınınki ise biraz sıra dışı... 1952 yılının başında Göteborglu bir kız dünyayı tanımak ve İngilizcesini geliştirmek amacıyla Londra’ya gelir. Bir aile yanında çocuk bakmak (au-pair) için Londra’ya gelen Ann-Mari o günlerde bu yolculuğun hayatının akışını ne denli değiştireceğini tahmin bile edemezdi. Bir gün İsveçli başka bir kız arkadaşı ile yemeğe çıktılarında Orhan ile tanışır. Orhan doktora yapmak için Oxford’a gelmiş bir orman mühendisidir. O ilk görüşmeden sonra görüşmeye devam eden Orhan ve Ann-Mari birbirlerine âşık olurlar. 

Orhan’ın doktorası bittiğinde 1953 yılının baharında Ann-Marie ile beraber Türkiye’ye taşınırlar. İstanbul’da Ann-Mari’nin "şehrin dışında" diye tarif ettiği Etiler'de oturmaya başlarlar. Orhan öğretim görevlisi olarak çalışırken daha sonraları baraj ve orman çalışmaları konusunda devlet projelerini yürüten ekiplerde de yer alır.  

Bu arada Ann-Mari’nin babasının İstanbul’daki İsveç Konsolosluğuna kızının kendi isteği ile mi yoksa kaçırılarak mı gittiği ile ilgili araştırma yapılması için mektup yazması. Bunun neticesinde Orhan’ın izlenilip hakkında bilgi toplanılması. Ya da devlet memurlarının yabancı vatandaşlarla evlenme yasağından dolayı Orhan’ın bir akrabası ile Ann-Mari’nin göstermelik bir evlilik yapması gibi bazı ilginç olaylar yaşanır.  

Türkiye’yi çok sever ve kısa sürede uyum sağlar. Hatta 1953 yılının kasım ayında bir İsveç gazetesinde Türk kadınlarının sosyal yaşamdaki durumunu yanlı ve eksik bilgilerle anlatan bir yazı çıktığında mektupla müdahale eder. Kendi gözlemleri ile makaledekileri karşılaştırır, yanlışları anlatır ve mektubunu tekzip mahiyetinde yayınlatır. Cumhuriyet gazetesi o dönemde bunu haber yapar ve gazeteye basar. 

Kendi sözleri ile "Her zaman en güzel dostlarım ve dünyanın en iyi kalpli eşi yanımdaydı. Onun sayesinde Türkiye’de unutulmaz bir yaşantım oldu. Her maceranın mutlu sonla bitmeyebileceği gibi bu mutlu yaşam da 17 yıl sonra Orhan’ın vefatı ile sona erdi." 

Orhan ani bir kalp krizi ile hayatını kaybettiğinde Ann-Mari 39 yaşındaydı ve Mehmet ve Kemal isimli iki erkek çocukları vardı. Bir 6 sene daha Türkiye’de yaşadıktan sonra çocuklarla beraber İsveç’e dönmeye karar verdi Ann-Mari.  

Çocuklarından Kemal ile çok eski bir dostluğumuz var. Yazının bu kısmı ise onun bana büyük bir heyecanla anlattığı bir keşif ve sonuçları hakkında. Kemal anneannesi vefat ettikten bir müddet sonra evinin eşyalarını boşaltırken dolapta 2 bavul bulur. Bavulların içi mektuplarla doludur. Ann-Mari 1953-1976 yılları arası annesine yüzlerce mektup yazmıştır. Ve annesi bunların hepsini saklamıştır. Kemal annesi ile birlikte bu mektupları tasnif etmeye başlarlar. Annesine bir bilgisayar alır. Ann-Mari 65 yaşında bilgisayar kullanmayı öğrenir ve tüm mektupları bilgisayar ortamına aktarır. Kemal tüm bunları yaklaşık 1200 sayfalık ve sınırlı sayıda basılan ‘’İstanbul’da Göteborglu Bir Kadın- Boğazın Kıyısındaki Hayatım’’ isimli 2 ciltlik bir kitapta toplar.  

Kitap çok farklı bir kültürde yetişmiş kuzeylinin gözünden 50’li, 60’lı ve 70’li yıllarda Türkiye’nin ve İstanbul’un gündelik hayatının son derece detaylı anlatımlarından oluşuyor. Mektuplarında ailesine Türkiye’deki yaşamını anlatan Ann-Mari en küçük detayları bile atlamadan yazmış. Meraklısına çok değerli bir kaynak olduğunu düşünüyorum. Kitaptan birkaç pasaj aktarmak istiyorum.

24 Eylül 1953

‘’Ara sıra böbrek ve ciğer alıyorum, bunlar sadece sakatat satan özel dükkanlarda satılıyor. Domuz eti sadece Rumların dükkanlarında var. Bakkallarda süt yok. Sütü üstlerinde kocaman güğümler yüklü atlı ya da katırlı sokak satıcılarından alabiliyorsun. Kaynatmak gerekiyor içmeden önce. Bir akşam Orhan eve bir koyun kafası getirdi. Dili hala ağzında duruyordu. Paketi açtığımda iki göz bana bakıyordu. Her şeye rağmen insan İsveç ve Türkiye arasındaki farklılıklara hızlı adapte olabiliyor.

2 Ağustos 1954

"Üniversitede Demokrat Parti'yi destekleyenlerin sayısı onların aleyhine çıkan bir yasadan dolayı az sayıda. Yasaya göre profesörler 60 yaşına geldiğinde emekli olacaklar ve eğer herhangi bir istisna olmazsa sadece devlette değil özel ders de veremeyecekler. Kendilerini kurtarmak isteyen bazıları göstermelik olarak Demokrat Partiliymiş gibi yapıyorlar. Ama ne yapalım halk tarafından seçildiler yapacak bir şey yok.

Fakat dindarlar ağırlıklı olarak Demokrat Partili. Mesela geçen hafta 30,000 kişi hacca gitti. Çıkarılan bir yasa ile yanlarına 4 hafta için 12.000 lira almalarına müsaade edildi. Öte yandan yurt dışına okumaya gidip memleketine faydalı olabilecek insanlar aylık en fazla 800 lira çıkarabiliyorlar yurt dışına."

2 Aralık 1955

‘’Kapı çaldı açtım, karşımda Limoncu Hasan. Narenciye satar, genelde sokakta bağırır ama bazı devamlı müşterilerinin kapısını da çalar ihtiyaç olup olmadığını sormak için. Hasan’ın 1 metreden biraz uzun olduğunu düşünüyorum, kırık ve eğri olduğu için herhangi bir işe yaramadığını düşündüğüm bir de gözlüğü var. Hava çok soğuktu ve üstündekiler çok inceydi. Üşüyüp üşümediğini sorduğumda ellerini ovuşturdu. İngiltere’den aldığım eldivenlerimi ona verdim, o da bana teşekkür olarak 2 limon uzattı.’’

Şu anda sadece İsveççe olan kitap Türkçeye kazandırılmalı diye düşünüyorum. Sadece meraklıların okuması için değil sanırım akademisyenlerin de bazı araştırmalarında başvurabilecekleri bir kaynak olarak da önemli olabilir. Belki Kemal ile beraber uygun bir zamanda bunu projelendirip gerçekleştirebiliriz. Kemal buna "emeklilik projesi" diyor.  

Maalesef malum pandemi Ann-Mari’yi de 90 yaşında yakaladı ama durumu her gün daha iyiye gidiyor. Kısa zamanda iyileşeceğinden eminim. Bu yazıyı ona şifa dileklerimi iletmek için yazıyorum.

Geçmiş olsun Ann-Mari...