Gazetecilikte ahlak çizgisi

Gazetecilikte "ahlak çizgisi"

2 Ağustos 2012 Perşembe  |   Köşe Yazıları

Kısaca hatırlatmak gerekirse, Yıldırım şike iddiaları üzerine 3 Temmuz'da gözaltına alınmış, 7 Temmuz tarihli Habertürk'ün sürmanşetinde "Yıldırım'ın Gözaltı Fotoğrafı" başlığıyla Fenerbahçe Başkanı'nın önden, sağdan ve soldan çekilmiş "eşgal tespit fotoğrafı" yayımlanmıştı Bu durumu tartışmalı kılan  önemli bir unsur, fotoğrafların gazetenin muhabirleri tarafından değil polis tarafından çekilmiş olması ve soru işareti uyandıracak şekilde sızdırılmasıydı. TGC, ödülü işte bu fotoğrafa verdiğini duyurdu ama Fenerbahçe Kulübü'nün son derece sert bir açıklama yapması üzerine ödülün aslında fotoğrafa değil habere verildiğini söyleyerek tepkiyi bastırmaya çalıştı.

 Böylece bir fotoğraftan üç ayrı tartışma konusu çıktı; yani, bu tür bir fotoğraf basılmalı mı, polis tarafından sızdırılan bir fotoğrafa ödül verilmeli mi ve en az bunlar kadar önemlisi, gazeteci etik çizginin neresinde durmalı?

 Görüşlerine değer verdiğim iki saygın gazeteciye bu konularda ne düşündüklerini sordum...

İlk konuştuğum meslektaşım Derya Sazak hem deneyimli bir gazeteci hem de Milliyet'in "ombudsman"ı olarak hemen hergün bu tür tartışmaların içinde. Sazak, Yıldırım'ın gözaltı fotoğrafının kullanılmasında gazetecilik etiği açısından bir sorun görmüyor. "O fotoğraf benim yönettiğim gazetenin yazı işleri masasına gelse, ben de kullanırdım. Ama nasıl kullanılacağı genel yayın yönetmeninin tercihine kalmış. Mesela ben fotoğrafı o kadar büyük koymazdım"diyor. Sazak, muhabirlerin çekmediği fotoğraf için ödül verilmesini ise onaylamıyor, "Ortada gazetecinin bir çabası, katkısı yok, fotoğrafın çekilmesinde herhangi bir gazetecilik faaliyeti yok. Bu gerçeğe rağmen ödül verilmesini yadırgarım"diye konuşuyor.

 Habertürk'ün ödül alan fotoğrafında bazı ilginç ifadeler vardı:

"...42 gün önce Sivas'ta kazanılan 4-3'lük maçla şampiyonluk sevinci yaşayan Aziz Yıldırım, kısa sürede hem zirveyi hem de dibi görerek büyük bir trajedi yaşadı. Başkanın fotoğrafları çekilirken oldukça yorgun ve üzgün olduğu gözlerden kaçmadı. Federasyon başkanlarının da üstünde bir misyon yüklenen ve Türk futbolunu yöneten 1 numaralı isim olarak görülen Yıldırım'ın çaresizliği yürek sızlattı."

 Sazak bunların "gereksiz" ifadeler olduğunu düşünüyor ve "Sanki muhabir fotoğraf çekilirken oradaymış, tanıklık etmiş gibi yazıyor. Yıldırım'ın 'çaresiz' göründüğünü nasıl bilebilir ki..."diye soruyor. Sazak, yayımlanmasına karşı çıktığı fotoğrafa örnek olarak Bülent Ecevit'in ölümünden önce hastanede çekilen fotoğrafını gösteriyor.

Konuştuğum ikinci meslektaşım Kadri Gürsel de Yıldırım'ın gözaltı fotoğrafının yayımlanmasında bir aykırılık görmüyor ve "Dünyanın her yerinde ünlü ve kamuoyuna mal olmuş insanların polis tarafından gözaltına alındıklarında çekilen fotoğrafları tartışılmaz haber değeri taşır ve bunlar hangi medya organına sızdırılır ya da ele geçirilirse onlar tarafından mutlaka yayımlanır. Herhangi bir etik tartışmasına da yol açmaz genellikle"diyor.

Gürsel'in, bu tür fotoğrafların birinci sayfada değerlendirme ölçütü ise şöyle:

"Bu fotoğrafların manşete çekilip çekilmeyeceği tamamen kamuoyunun fotoğrafın konusuna atfettiği önem ve ilgi derecesiyle alakalıdır. Habertürk'ün yayın yönetmeni olsam ben de manşete çekerdim, çünkü Aziz Yıldırım Türkiye'deki en güçlü kulüp başkanıdır; Fenerbahçelilerin gözünde efsanevi bir kişiliktir. Ve onun polis nezaretinde çekilmiş fotoğrafı bu imaj ve durumla tamamen tezat oluşturduğu için son derece ilginçtir."

Gürsel, TGC'nin ödüllendirmesi konusunda ise, "Böyle bir fotoğrafa TGC'nin ödül vermesindeki mantığı, Türkiye'de çok tartışılan şike operasyonunu tek kareyle sembolize etmiş olmasıyla açıklıyorum"diyor.

 Yıldırım'ın fotoğrafı konusunda akla takılan bazı sorular var…

 Örneğin, Yıldırım ve onun kadar tanınmış kişilerin gözaltı fotoğrafları haber niteliği taşıyabilir ama acaba Türkiye'de şimdiye kadar benzer durumda olan kaç ünlünün fotoğrafı  basına sızdırıldı?

Fotoğrafın sızdırılmasının amacı, henüz eşgal tespit fotoğrafı çekilen bir kişinin daha yargılanmadan "suçlu" olduğuna ilişkin algı yaratmak mıydı?

Eğer Yıldırım fotoğrafının basıldığının ertesi günü serbest bırakılsa ne olacaktı?

Fotoğrafın sızdırıldığı, üstelik sızdıran polis memurunun gözaltına alındığı bilinirken fotoğrafa ödül vermek gazetecilikte etik sınırların çiğnenmesi anlamına gelmez mi?

Bu sorular bir yana, daha genel bir bakış açısıyla, gazeteci başarılı olma, farklı olma, haber atlatma adına, rekabet adına, daha doğrusu bunların arkasına sığınarak, habere (ya da fotoğrafa) ulaşmak için her yolu mübah sayamaz.

Etiketler:  Eleştiri Medya