Galatasaray istediğini aldı

Galatasaray istediğini aldı

27 Ağustos 2021 Cuma  |   Köşe Yazıları

Bülent Kaan Köse

Galatasaray, iyi girdiği ve iki maçta altı puan aldığı lig serüveninin ardından yoluna Avrupa’da devam edebilmek adına çok önemli bir müsabakaya çıkıyordu. İlk maçta herhangi bir varlık gösteremeyen Randers’a karşı Terim’in öğrencilerinin turu geçeceğini düşünüyordum.  

Benim kafamdaki asıl soru, bu denli yüksek tempoda takımın nasıl reaksiyon vereceği olmuştu. Bana soracak olursanız her iki yarısı da ayrı hikâyelerin yaşandığı bir maç oldu diyebilirim. Hazırsak, başlayalım… 

Galatasaray, kadroda ufak tefek değişiklikler yapsa da aynı oyun şablonuna sahip. Sarı-kırmızılıların uzun yıllardır, oturan kemik bir kadrosu yoktu. 

Yavaş yavaş bunun oturması sevindirici. Hem oyuncular, hem de rolleri değişmiyor. Daha önceki analizlerimde belirtmiştim.  

Modern futbolda, varyasyon dediğimiz şey artık kalktı. Erişemeyeceğimiz, makas farkının yüksek olduğu bütün takımlar, önceliği sisteme veriyor.  

Bu şekilde hocalar da değişse, oyuncular da değişse, ilk sistem uzun süre devam edebiliyor. Fatih Terim, direkt olarak bunun peşinde. 

İlk düdükle beraber, Galatasaray’ın kurmuş olduğu baskıyı kaldırabilecek bir ‘’Süper Lig’’ takımı olduğunu düşünmüyorum. 

Genç kadronun avantajı ile beraber hoca, ön alan baskısını inanılmaz uyguladı. Saha paylaşımında her bölgede öne adam atan Galatasaray, beklerini merkeze atıp rakibini hataya zorladı. Pozisyon üstüne pozisyon buldu, ürettikçe üretti.  

Randers, uzun boylu ve fizikli bir savunma hattına sahip, 4’lü ve 5’li şekilde kapanabiliyorlar. Çok farklı varyasyonları olmadığı için net bir şekilde kontra takımı. Kehinde’nin süratini çok iyi kullandılar. 

"İlk" organize ataklarında golü bulan taraf olan Randers, Galatasaray’ın Hatayspor maçını iyi analiz etmiş gibi görünüyor. Atılan gol, hazırlanış biçimiyle aynıydı. 

Hatay maçında Nelsson, bu maçta da Luyindama, adam yerine topa odaklanınca, ceza sahası içinde Egho net bir vuruşla skor aldı. Dikkatimi çeken detaylardan bir tanesi ise, Galatasaray bu sezon yediği her golden sonra daha da iştahlı oynuyor. Normal kondisyonunun bir iki gömlek üstüne çıkıyor. 

Yarı boyunca merkezden dikine denediler. Zaman zaman Kerem Aktürkoğlu kanattan sol içe kaydı ve Diagne’ye alan açtı ama Sofiane Feghouli bu boş alanlara yanıt veremedi.. İlk 45’te çok fazla top ezdiğini düşünüyorum.  

Tempolu oyunda, direkt oynayamıyor gibiydi. İkinci topların hemen hemen hepsini toplayan Galatasaray, oyun temposu ile psikolojik üstünlük kursa da, hem Kerem Aktürkoğlu hem de Feghouli, istenen seviyede değildi.  

Kerem, bazı pozisyonlarda opsiyonlarını kullanmadan süratine güveniyor. Bu tarz çabalara gerek yok, kendisi zaten yetenekli bir oyuncu. Sakin kalıp, zihinsel özelliklerini daha fazla kullanmalı.  

Oyunun her anında baskın olan Galatasaray’ı zannedersem bu sezon göreceğiz. Morutan, Cicaldau ve Nelsson’un takıma girişi ile gegenpress sistemine tam yatkın olan bir takım olacağı konusunda şüphem yok. İkinci yarıya başlarken çok çekingen değildim. Futbolda doksan dakika savunma yapma şansına sahip değilsiniz.  

Açıkçası yarı başında değişikliğin Babel-Barış Alper Yılmaz olacağını düşünsem de Fatih Hoca’nın seçimi Kerem Aktürkoğlu oldu. Bu karara bir tık şaşırdım ama sebebini maçı izlerken daha net anladım.  

Bu hamle ile beraber hem Babel hem de Barış atılan boş koşular ile beraber içe kayınca, serbest oynayan Feghouli’ye alan açtılar. Cezayirli yıldızın üstünden sıkıştırma kalkınca da, Diagne çok fazla pozisyona girdi.  

Van Aanholt’un bu golüne ben alışığım. Profil olarak çizgiye inmeyi seven ve şut, frikik, köşe vuruşu gibi duran topları çok rahat kullanan bir isim.  

Boey–Aanholt ikilisi maç boyu o kadar fazla ön alan baskısı yaptı ki, Galatasaray, topu ayağından hiç bırakmadı.  

Set hücumu yerine tek pas tercih edilince her şey bambaşka oldu. Sarı-kırmızılı ekibin istediğini aldığı ve uzun bir süre sonra her hafta üstüne koyarak aynı şablonda oynadığı bir maçı daha geride bıraktık.  

Bir ayrı parantez de Barış Alper Yılmaz ismine açmak istiyorum. Oynadığı ikinci resmi maç olmasına rağmen adından çokça söz ettirecek gibi görünüyor. 

Fiziği ile beraber dengesini birebir de ve ikili mücadelelerde çok iyi kullanıyor. Kerem’den farklı bir profil…  

Sahte forvet oynama özelliğine sahip olduğu için hem gol pası verebiliyor, hem de gol atabiliyor. Bu maçtaki galibiyette payı çok büyük. 

Gençlerimiz ateş ediyor. Bir diğer temsilcimiz Fenerbahçe ise, net bir oyun ve skor ile gruplara kaldı. Vitor Pereira’yı da tebrik etmek gerek.  

Pırıl pırıl gençlerimizi hem Avrupa’ya sundu hem de Türk futboluna kazandırdı. Ne büyük gurur değil mi? Sizce, temsilcilerimiz, Avrupa’da ne yapacak?

Etiketler:  Futbol