Faşistler ve narsistler

Faşistler ve narsistler

20 Ocak 2021 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Erdal Çolak

Bana, ”Faşizm ve faşist hakkında fikrin nedir” diye sorsalar, son günlerde yaşanan olaylara da baktığımda herhalde şöyle derdim: "Faşist, sadece kendi düşüncesini doğru belleyen ve başkalarını o düşüncenin doğruluğuna inandırmaya zorlayan kişi ya da devlettir." 

Bu tanımı biraz daha ileri götürebilirim: Dünyada bugün yaşadığımız sorunları da göz önünde bulundurduğumuzda faşizm kavramı genel anlamıyla baskıcı, otoriter, ırkçı ve antidemokratik özelliklerden hepsini ya da birkaçını taşıyan rejimleri tanımlamak için kullanılır. 

Peki var mı böyle rejimler? Olmaz olur mu, sürüsüne bereket! Faşizmin bir ideoloğu yoktur. Mesela sosyalizmin ideoloğu Karl Marx'la Friedrich Engels'dir ve ideolojileri onların fikirleri üzerine biçimlenmiştir. Fakat faşizmde durum böyle değil; faşizm direkt olarak siyaset sahnesinde ortaya çıkmış ve bu yüzden akademik temeli olmayan ”babasız” bir harekettir. Irkçılık; bir halkın, bir grup insanın diğer halk ya da insanlardan farklı olmakla kalmayıp, aynı zamanda diğerlerinden fiziksel, entelektüel ya da ahlaki bakımdan daha iyi, daha güçlü, daha yüksek ya da daha yaratıcı olduğunu, bu üstünlüğün atalardan miras alınmış biyolojik farklılıklardan kaynaklandığını savunan hastalıklı, zavallı ve entelektüel yönü olmayan bir anlayıştır 

Gerçekten hep merak etmişimdir; bazı insanlar neden bencil ve kötü karakterli, buna karşılık bazı insanlar nasıl yardımsever ve iyi karakterli olabiliyor? Neden bazı insanlar başkalarına acı çektirmekten, aşağılamaktan, onlara zulüm etmekten zevk alır? Bu konu üzerine biraz kafa yorduğunuz zaman görülen o kadar aşikar ki, narsistler her şeyin başlangıcı. Yaşadığımız dönemde, çeşitli bölgelerde ve toplumlarda siyasal, ekonomik, yargısal, eğitsel ya da diğer alanlarda dünya sürekli daha da kötüye gidiyor.

Çünkü bu tür narsist kişilerin başkalarının ihtiyaçlarını, arzularını, yeteneklerini, isteklerini görme kabiliyetleri gelişmemiştir. Bu sebeple empati yoksunluğu onları sevenlere acı çektirir. Bu narsistler kendilerine biçtikleri değer duygusunu korumak için saldırıya geçebilen aşırı bencil ve kibirli insanlardır. Dünyada yaşanan bütün faşizan duygu ve düşüncelerin altında bu narsist insanlar vardır. Burada şunun altını iyi çizmek istiyorum: Bu narsist kişilik tarzı, düşüncesi aynı devletler için de geçerli. Devletler demokratik görünerek insanları etkileme, göz boyama konusunda çok başarılıdır. Bu tür devletler özgürlük, insan hakları, kadınların ve çocukların durumu, toplumun huzuru mükemmelmiş gibi göstermeye çalışırlar ama işin aslı kesinlikle öyle değildir. Bu narsist devletler aynı narsist bir insandaki bütün kişilik özelliklerini kendi bünyesinde barındırır. Öncelikle ben merkezci ve empati kurma yeteneğinden yoksundurlar. İletişimde bulundukları devletlerin ya da insanların ne duymak istediğini çok iyi bilirler. Hayranlık duygusu uyandırıncaya kadar da devam ederler. İleri narsistler hayranlık duygusu uyandırdığı kişiyi artık yok sayar, küçümser. Faşizm, genel olarak yurttaşlar arasındaki eşitliğe karşı olduğu gibi, kadın erkek eşitliğine de karşıdır.

Burada ifade etmek istediğim nokta biz gazeteciler, sözüm ona basın ve yayın kuruluşları bilerek ya da bilmeyerek mevcut faşist ideoloji paralelinde yayın yapar. Egemen görüşe zıt düşünceler ve eleştirel seslerin çıkması çeşitli baskı unsurları aracılığıyla önlenir. Aykırı yayınlar sansürlenir, kapatılır veya başka türlü yollarla engellenmeye çalışılır. Böylece egemen düşüncenin karşısına farklı düşüncelerin çıkması mümkün olmaz ve tek tip düşünce toplumun genelinde baskın hâle gelir. Dünyada yükselen işsizlik, enflasyon ve sosyal huzursuzluklar, sağ siyaset, ırkçılık, göçmen politikalarının sertleşmesi, dinci-ırkçı siyaset ve dinsel baskılar, mezhep çatışmaları küreselleşmenin idealleriyle insanları daha da manipülatif ve Makyavelci yapmakta. Yani amacına ulaşmak için her yolu meşru sayma ve başkalarının duygularına karşı duyarsız, psikopat özellikli faşist ve narsistler. İddia ediyorum günümüzde yaşadığımız bütün bu sorunların altında narsist, faşist düşünce ve duygular yatıyor.

Hemen hemen bütün ülkelerde ırkçılık ve milliyetçilik var. Sermaye faşizminin yarattığı eşitsiz gelişme, sermayenin genişleme, tekelleşme ve toplumu tahakküm altına alma hedefleri, ağır sosyal adaletsizlik ve yoksulluk yaratıyor. Bu da toplumdaki ayrışmaların, ayrılmaların altında yatan neden. Özellikle faşist ırkçı söylemlerin her ülkede bulunduğunu biliyoruz. Fakat ben bugün dünyanın süper gücü olarak gösterilen ABD'yi örnek vermek istiyorum. Amerikan ulusunun ortak bir tarih, eşsiz bir dil veya özel, dışlayıcı bir etnik kimlik iddiasına sahip olmayışı, ulus kimliğinin oluşmasında siyasi değerlere ve coğrafyaya yapılan vurguyu arttırmıştır. Bununla birlikte aynı zamanda Amerikan ulusçuluğu güçlü bir etnik ayrımcı ölçütü de beraberinde barındırdığı için ABD bu konuda ileride çok büyük sıkıntılar yaşayacaktır. Dış görünüşüne göre bir insana karşı nefret beslemek hiçbir insanı değer ile bağdaşamaz. İnsana derisinin rengi, dinsel tercihi, mezhep farklılığı, göz, saç rengi gibi diğer fiziksel farklılıklar nedeniyle zulüm etmek akıl fikir işi değil. Eskiden "Bütün yollar Roma'ya çıkar" derlerdi. Şimdi günümüzde yaşadığımız bütün sorunların yolu faşist düşünce mantığına çıkıyor. Bu işin çözümü çok basit: Bir kere hangi koşulda olursa olsun insan birbirini sevecek, sayacak. İnsanın varlığının özü sevgidir. İnsanı her şeyden üstün tutan, değer veren yine insandır. İnsan sevgisini en yüksek değer kaynağı olarak gören, kişinin yaratılışını, gelişimini, doğallığını, özgürlüğünü, etkinliğini ön plana çıkarır. İnsanın mayası, içsel yapısı iyiye yöneliktir. Yani genlerimizden dolayı pozitif eğilimlerimiz birbirimize karşı sağlıklı, mantıklı ve yapıcı yönde olmalıdır. Ben insanın doğuştan, yaratılıştan aslında gerçekten iyi olduğuna, insandaki iyiliğin onun hamurunda, insanı prensiplerine uymakla ortaya çıktığına inananlardanım. İnsanların din, dil, ırk, cinsiyet, yaşam biçimi, tercihleri siyasal, kültürel sosyal ayırım yapılmaksızın sevilmesi gerektiğine inanıyorum. Burada dile getirmek istediğim hümanizm, hoşgörü, insaniyeti oluşturan varlığının delili olan farklılığını ortaya koyan, önemli bir düşünce ve hümanist olgunun kazanılmasını sağlayan en sağlam yoldur. İnsan, kendisininkilerle çelişse bile başkalarının, kanılarına, inançlarına, duygu, düşünce ve davranışlarına saygılı olmak zorundadır. İnsanlar canlılara karşı toleranslı, daha insancıl duygular besliyor olsalardı; bu kadar iç karartıcı, acıların yaşandığı bir dünyada yaşamazdık.

Charlie Chaplin`in dediği gibi ”Bu hayatı olağanüstü bir mutluluk serüvenine çevirecek olan sizlersiniz. Öyleyse, insanlık ve demokrasi adına bu gücü kullanalım ve milliyetçilik hastalığına karşı birleştirelim. Din, dil, ulus ayrımcılığı olmayan yeni bir dünya yaratalım.”

Bu zor olmasa gerek ,yeter ki isteyelim!..