Faiz sebep mi sonuç mu?

Faiz sebep mi sonuç mu?

25 Eylül 2021 Cumartesi  |   Köşe Yazıları

İnan Özbek

Günümüzde ekonomistler arasında pek tartışılmasa da, ülkemizde siyasi arenada zaman zaman tartışılan ve sıra dışı fikirlerin ortaya atılmasına yol açan "faizin sebep mi yoksa sonuç mu olduğu" konusu konuşulmaya değer esasında. 

Faizin mahiyetinin ne olduğu ve nasıl belirlendiğine ilişkin tartışma oldukça eskilere dayanır. "Ekonominin Babası” olarak da adlandırılan ve 18. yüzyılda yaşamış ünlü İskoç ekonomist Adam Smith’in temellerini atıp genel çerçevesini çizmiş bulunduğu “Klasik Ekonomi” okuluna ve bu okulun temsilcilerine göre; faiz reel bir olgudur ve reel ekonomi içerisinde tasarruf arzının ve sermaye talebinin kesiştikleri noktada kendiliğinden belirlenir. Dolayısıyla da klasik görüşe göre faiz oranı aslında sonuçtur. 

1930'lu yıllarda yazdığı “ İstihdamın Faizin ve Paranın Genel Teorisi” adlı eseriyle ekonomi biliminde adeta devrim yaratan John Maynard Keynes’e ve kurucusu olduğu Keynesyen Ekonomi Okulu’na göre ise faiz, klasik görüşün aksine parasal bir olgudur ve para piyasasında para arzı ile para talebinin kesiştikleri noktada kendiliğinden oluşur. 

Faizin oluşumu ile görüşünü ünlü “ Likidite Tercihi Teorisi” ile ortaya koyan Keynesyen görüşe göre; para sadece bir mübadele aracı değil aynı zamanda değer biriktirme aracıdır da. Dolayısıyla bireyler sadece mübadele için değil ihtiyat ve spekülasyon güdüleriyle de para talep edeceklerdir. İşte böyle bir ortamda, para arzının sabit olduğu varsayıldığında, faiz oranı arttıkça para tutmanın  alternatif maliyeti de artacağı için kişiler para talebini azaltacaklar, aksine faiz oranı düştükçe de para talebini arttıracaklardır. 

Sonuç olarak Keynesyen görüşe göre de faiz; likiditeden vazgeçmenin bedelidir ve öteki makro değişkenler tarafından belirlenen bir sonuçtur. 

Bugün ülkemizde faizin parasal bir olgu olduğu hemen herkes tarafından kabul edilse de, yüksek enflasyondan muzdarip olduğumuz için faizin enflasyonun sebebi mi yoksa sonucu mu olduğu çokça tartışılmakta. 

Ekonomistlerin büyük çoğunluğunun kabul ettikleri baskın görüş faiz oranının enflasyonun bir sonucu olduğudur. Şöyle ki: Tasarruf sahipleri paralarının reel değerini koruyabilmek için hep enflasyonun üzerinde faiz talep edecekler, o yüzden de piyasada faiz oranı enflasyon oranının birkaç puan üzerinde oluşacaktır. Piyasa faiz oranından enflasyon oranının çıkarılması ile bulunan reel faiz oranının pozitif değerlerde olması yani piyasa faizinin enflasyon oranının üzerinde oluşması, faizin enflasyonun bir sonucu olduğunu gösterir. 

Ayrıca, faizin düşük tutulması sonucunda piyasada kredi alıp verme hacminin artacağı, bollaşan para miktarının talebi arttırarak talep enflasyonuna neden olacağı, öte yandan düşük faiz döviz talebini arttıracağından bu şekilde artan kurların iç fiyatlara yansıyarak enflasyonu bir kez daha arttıracağı, fiyat artışlarını kontrol edip fiyat istikrarını sağlayabilmek için de sonuçta faiz arttırmak zorunda kalınacağı bir gerçektir. 

Geleneksel görüşün dışında ve sıra dışı bir fikir olarak, faizin enflasyonun sebebi olduğu şeklindeki yargı da temelsiz değildir aslında. Söz konusu görüşün temelini, bir ekonomideki reel faiz oranıyla beklenen enflasyon oranı arasındaki ilişkiyi tanımlayan ünlü "Fisher Denklemi" oluşturur. 

Fisher’e göre; nominal faiz oranı reel faiz oranıyla beklenen enflasyon oranının toplamına eşittir, diğer bir deyişle reel faiz nominal faiz oranından beklenen enflasyon oranının çıkarılması ile bulunur. 

Faiz oranını çıkış noktası kabul eden bu görüşe göre; yüksek faiz borçlanma, yatırım ve üretim maliyetlerini arttıracak, bu artışlarda doğrudan fiyatlara yansıyarak enflasyonu arttıracaktır. Öte yandan reel faiz sabit kabul edildiğinde, nominal faizde yapılacak bir artışın enflasyon beklentisini de aynı oranda arttıracağı, dolayısıyla da faizin sebep olduğu varsayılır. 

Teorik açıdan tutarlı gözüken söz konusu bu görüş, reel faizlerin yüksek olduğu ve sabit kabul edilmesinin mümkün olmadığı bizim gibi ekonomiler açısından geçerli gözükmemekte.

Not: Bu yazı Medya Günlüğü'nde daha önce yayınlanmıştır.

Etiketler:  Ekonomi