Faiz indirimlerinin ardından

Faiz indirimlerinin ardından

29 Kasım 2021 Pazartesi  |   Köşe Yazıları

İsmail Boy

Son aylarda üst üste gelen faiz indirimlerinin ardından, yükselen döviz kurları ile ilgili şikayetlere karşın hükumet yetkililerinden yüksek döviz kurunun iş gücünü ucuzlatacağı, dolayısı ile gelişmiş ülkelerin Uzak Doğu'daki yatırımlarının bu düşük ücretler karşısında (taşıma ve tedarik sürelerini de göz önünde tutarak) Türkiye’ye kayabileceği yönünde görüşler geliyor. 

Yaklaşık 25-30 sene öncesine kadar Türkiye’nin çok genç nüfusa sahip bir ülke olduğu, gelişmiş ülkelerin ise yaşlandığı, dolayısı ile bu ülkelerde çalışabilecek aktif insan sayısının hızla azalacağı ve Batı'ya her türlü mal ve hizmetin yakın gelecekte Türkler tarafından üretip sunulacağı konuşuluyordu,  

Son döviz kurlarındaki artış ile buna benzer söylemler tekrar alevlenmişe benziyor.  

Türkiye’nin demografik nüfus yapısına yakından bakmakta ve son zamanlarda ortaya çıkan bazı gerçekleri paylaşmakta yarar var,  

Öncelikle kendimize şu soruları sormamız gerekiyor:  

-Biz Türkiye olarak hâlâ genç bir nüfusa sahip miyiz?  

-Ortalama yaşımız kaç?   

-Nüfusumuz nasıl değişiyor?   

-Ne kadarımız yaşlı?   
      
Genel nüfusu iş gücü açısından iki ana bölümde ele almakta yarar var, 

1)15-65 yaş arasındaki insanlar. "Aktif yaş grubu" olarak tanımlanan bu kesim çalışan, "üretim yapan nüfus" diye de anılıyor. 

2)-15 yaş ve +65 yaş insanları, "pasif yaş grubu" olarak tanımlanmakta, bakıma muhtaç, bağımlı grup veya namıdiğer "tüketim yapan nüfus" diye anılmakta.  
       
Nüfusun yaşlanmasının iş gücü açısından birçok sıkıntıları var, yaşlanan bireyin iş gücü piyasasında kalmasının belki birtakım tecrübe ve entelektüel birikim avantajları olabilir ama bu avantajların yanı sıra, yaşlanma ile birlikte ortaya çıkan bazı fiziksel sınırlamalar ve iş gücüne yeni katılacak insanların motivasyonu yönünde olumsuz etkiler yapması da söz konusu. 

20. yüzyıl öncesinde dünyada nüfus artışı oldukça yavaş ilerliyor ve  genel nüfusun içindeki 65 yaş üstü kesim çok az yer kaplıyordu. 20. yüzyılın ilk yarısında nüfus artış hızı yükseldi ve ortalama yaşam süresi uzadı fakat aynı yüzyılın ikinci yarısında yeni bir demografik dönüşüm sürecine geçildi ve doğurganlık dünya genelinde hızla düşmeye başladı. 

Ülkemizdeki duruma gelince; henüz genç sayılan aktif nüfusumuz gelişmiş Batı ülkelerine kıyaslandığında oldukça yüksek düzeyde ancak dünya genelinde düşmeye başlayan nüfus artış hızı, bizde de etkisini gösterdi, 2020 yılındaki artış hızımız  %0,94 oldu. Maalesef 2023 yılında bu oran % 0,86 ya gerileyecek ve Türkiye’de nüfusun yaşlanma süreci başlayacak.  

2050 yılında bu artış hızı %0,3 e kadar düşüp, nüfusun azalma dönemi başlayacağı ve gelişmiş batı ülkelerindekine benzer yaşlılık krizleri görüleceği tahmin edilmektedir.  

Günümüzde çalışma çağında olanlar, Türkiye’de doğurganlığın çok yüksek olduğu dönemde doğan kuşaklardır. Aslında bu durum ülkemiz için ekonomide demografik bir fırsattır ve bu fırsat sadece bir nesil yani 25-30 yıl sürebilecektir.  

Tahminlere göre Avrupa’da 2030 yılında 45-59 yaş gurubunun toplam iş gücü içindeki payının en fazla olacağı ülke %26,8 oranı ile Türkiye olacak.      

Doğurganlık oranına gelince; o konuda da ülkemizde sürekli gerileme görülüyor. 1960’larda kadın başına düşen ortalama sayısı 6 doğum iken, 2002 yılında bu oran 2,2, 2014 yılında 2.0, güncel olarak 2021 yılında ise 1,7 doğuma düştü.  

Günümüzde, kadınların daha fazla iş hayatında yer alması, çekirdek aileye dönüş, artan hayat pahalılığı ve ekonomik kaygılar ile değişen tercihler, doğum oranını azaltmaya devam ediyor. 

Üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir diğer önemli nokta ise “ortanca yaş” konusu; Türkiye sahip olduğu genç nüfus avantajını burada da kaybetmek üzere.      

"Ortanca yaş"; bir ülkedeki toplam yaşın toplam nüfusa olan oranıdır. 1990’lı yıllara kadar  bu oran Türkiye’de 20 yaş civarında iken, bugün 34 yaş seviyesinde.  

Ortanca yaşın daha iyi anlaşılabilmesi için bazı ülkelerin ortanca yaşı ile ilgili rakamlarına bakalım, Türkiye’de 34 olan ortanca yaş, İtalya’da 44 , Almanya ‘da 41, Japonya’da 47 ve Afrika’da 17.  

Türkiye için 2050 yılı ortanca yaş projeksiyonu 42,9.  

Yaşlanma konusunda istatistikler Avrupa’da birçok ülkenin yaklaşık yüzyılı bulan yaşlanma sürecinin, Türkiye’de ne yazık ki 27 yıl gibi çok kısa bir dönemde ve çok hızlı bir şekilde yaşanmakta olduğunu gösteriyor.  
     
1960 yılı Türkiye genel sayımında 27 milyon olan nüfusumuzun sadece 810 bin insanı 65 yaş üstü iken, bugünkü 84 milyon nüfus içinde, 8,5 milyon insan 65 yaş üstünde yani son 60 yılda nüfusumuz sadece 3 kat artarken, 65 yaş üstü insan sayımız 10 kat artmış. 

Birleşmiş Milletler (BM) tanımına göre, nüfusundaki yaşlı oranı (BM tanımına göre 60 yaş ve üzeri grup)   

- %8-10 bandında olan ülkelerde nüfusun “yaşlı”,  

- %10 üzeri ülkelerde ise nüfusun “çok yaşlı” olduğu kabul ediliyor.   

Bu itibarla Türkiye’nin 2023’den sonra %10 oranını geçerek “çok yaşlı” ülkeler arasına gireceği öngörülüyor.    

Yukarıdaki veriler bize, %10'a dayanan yaşlılık oranı, azalan doğurganlık (kadın başına düşen ortalama doğum oranı), artan yaşam süresi (ortalama 76,9 yıl), büyüyen ortanca yaş ile Türkiye’nin artık yüksek doğurganlık ve yüksek ölümlülük oranlarına sahip genç bir ülke olmaktan çıkmak üzere olduğunu ve her geçen yıl hızla yaşlanan ülkeler konumuna girdiğini gösteriyor. Yani “çok genç bir nüfusa sahibiz ve üretimde bu iş gücünden yararlanacağız” söyleminde biraz daha dikkatli olmakta yarar var.  

Bu gerçekler ışığında, şayet düşük faiz ve yüksek kur ile istihdam yaratacak politikaları savunurken, “Yatırım ve üretim için gerekirse ülkemize göç ile gelen insanlar da kullanılabilir” diye bir sav  geliştirilir ise, o politikanın da getireceği toplumsal sorunları ayrıca değerlendirmek gerekecektir.

Kaynak: Demografik dönüşüm sürecinde Türkiye. S.G. Çuhada & K.Lordoğlu

Etiketler:  Ekonomi