Eski Mısır'da 'ölüm korkusu'

Eski Mısır'da 'ölüm korkusu'

1 Ekim 2022 Cumartesi  |   Serbest Kürsü

Halil Ocaklı (halilocakli@yahoo.com)

Mısır sanatı, dünya çapında bilinen en ilginç sanat formlarından biri olarak kabul edilmektedir. Tutankamon'un maskesi, oturan kâtip, Nefertiti'nin büstü ve elbette piramitler gibi günümüze ulaşmış çok sayıda büyüleyici örnek var. Mısır sanatı kapsam olarak, Milattan Önce (MÖ) 31. yüzyıl ile Milattan Sonra (MS) 3. yüzyıl arasında üretilen mimari yapıları, yontuları, çizimleri ve dekoratif el sanatlarını tanımlar.

Antik Mısır'da sanatın sembolize ettiği değerlere ve amaçlara bugünün gözüyle değil, yaratıldığı dönemin koşulları açısından bakmak daha yararlı olacaktır. Sanatta odak noktası öncelikle estetiğin takdir edilmesi değil, işlevsellik ve pratik yararlardı.

Gerçekten de Mısır'da sanat, sanatsal bir üretim aracı olmaktan çok hanedanların propaganda aracı olarak kullanılırdı. Bu nedenle de resimlere genellikle anlatıyı tamamlayan uzun hiyeroglif metinler eşlik ederdi. Eserler, ölen bir kişinin hem yeryüzüyle etkileşime gireceği hem de öbür dünya için ilahi yararlar elde edeceği beklentisiyle tasarlanırdı.

Antik Yunan ve Mısır kültürleri arasında bazı paralellikler olsa da, toplumların düşünce biçimlerinde önemli farklılıklar vardı. Bunun bir örneği sanat yapıtlarının anonim olmasıdır. Mısır’da bazı mimarların adları bilinirken, resimler, gravürler, kabartmalar ve hiyeroglifleri yaratan ressamların ya da yontu ustalarının adları bilinmez. Antik Mısır’da sanatçının anonim kalması önemliyken, Yunan sanatında durum böyle değildi.

Mısır duvar çizimleri perspektif derinlikten yoksun, sadece iki boyutluydu. Neredeyse 3 bin yıl boyunca, canlılar fiziksel olarak imkansız pozisyonlarda ve kameraya poz verir gibi betimlenirdi. İnsan figürlerinde baş, bacaklar ve ayaklar yandan görünür şekilde çizilir, ancak baş ile bel arası her zaman yalnızca önden (veya arkadan) çizilirdi. Bir ufuk noktası belirleyerek üç boyutlu derinlik etkisini geliştirenler Yunan sanatçılar oldu.

Bununla birlikte, Mısır'da sanatın biçim ve yöntem olarak hiç değişmediğini, statik kaldığını söylemek haksızlık olur. Ancak bu değişim geçen zamana kıyasla küçük düzeydeydi ve bunda Mısır dini de rol oynamıştır. Farklı bir stilde heykel yontmak yerine, tanrı Ptah tarafından yaratılan orijinal heykelleri kopyalamak daha önemli sayılmıştır.

Eski Mısır kültür ve sanatından belli ölçüde etkilenen erken dönem Yunan sanatçıları, hareketliliği plastik sanatlara başarıyla uygulamış ve sanatsal yaratımı çok ileriye taşımışlardır. Antik Yunan plastik sanatının en seçkin örnekleri onlarca arkeoloji müzemizde görülebilir. 

Yunanların sanatta bu denli ilerleyebilmesinin en belirgin nedeni, toplumda eleştiri kültürünün gelişmiş ve kanıksanmış olmasıydı. Örneğin Milet Okulu öğrencileri üstatlarını eleştirebilirken, Mısır'da böyle bir kültürün gelişemediği anlaşılmaktadır.

Diğer yandan Mısır sanatının ve devasa mimarisinin durgunluğunun bir diğer nedeni de ölüm korkusunun ana tema olarak travmatik bir boyutta işlenmesi olabilir. Ölümle ilişki kapsamında gömülme, öteki dünya, ruhlar ve sonsuza dek var olma arzusu gibi temalar her yerde karşımıza çıkmaktadır. 

Ölümü yabancı bir ülkeye seyahate çıkmak gibi algılayan Mısırlılar, fiziksel bedenin öteki dünyada dirileceğine, oradaki yaşamın dünyadakine benzediğine ancak farklı bir boyutta sürdüğüne inanıyorlardı. Tüm enerjileriyle ahirette gelecek olan sonsuzluğa hazırlanırlardı. Sonsuza dek dayanması amacıyla granit gibi sert taşlardan anıt mezarlar inşa ediyor, duvarlarına tanrılara yakarışlarını gösteren sahneler çiziyorlardı. 

Öte yandan Mısırlılar hiyeroglif yazı sisteminin firavunlara tanrılar tarafından verildiğine ve değişmemesi gerektiğine inanıyorlardı. Aslında kendileri de fonetik bir alfabe geliştirmeye çalışmışlar ancak değişime karşı direnç nedeniyle ilerletememişlerdi. Nitekim Orta Doğu'da yaygın olarak kullanılan ve çok daha pratik olan fonetik alfabeye geçmemişler, İskender istilasına kadar karmaşık hiyeroglifleri kullanmakta ısrarcı olmuşlardı. 

Eski Mısır toplumu sanat ve kültürde dine ağırlık veren, sürekli ölüm korkusunu işleyen, tutucu, dogmatik ve eleştiri kültürü gelişmemiş bir toplumdu. Benzer bir düşünce ve anlayış biçiminin bugün Orta Doğu toplumlarında hâlâ gözlemlenebiliyor olması ilginçtir. Bunun eski Mısır'ın bölgedeki olası sosyokültürel mirasıyla bağlantılı olup olmadığı sorgulamaya değer.