Erdoğan'la Putin'in diplomatik şifreleri

Erdoğan'la Putin'in diplomatik şifreleri

2 Ağustos 2012 Perşembe  |   Köşe Yazıları

Kuşkusuz ülkeler arasındaki ilişkilerde asıl belirleyici olan liderlerin kişisel yakınlığı değil, devletlerin çıkarıdır. Bununla beraber, ülkeleri yönetenler arasındaki yakınlık ve sempati işleri kolaylaştırır, sorunların büyümeden, kestirmeden aşılmasına yardım eder.

 Gerek Moskova'da gazeteci olarak görev yaptığım dönemdeki kişisel gözlemler, gerekse Erdoğan'la Putin arasındaki görüşmelere katılan Türk ve Rus diplomatlarla konuşmalarımdan toplanan bilgiler hem iki lider arasındaki ilişkinin niteliği hem de kişisel karakter özellikleriyle ilgili ipuçları veriyor. Bu bilgilerin bir kısmı kamuoyuna ilk kez yansıyor.

 Erdoğan'la Putin'in görüşmelerine katılan ya da ziyaretler sırasında onları yakından gözlemleme olanağı bulunan diplomatlara göre iki liderin karakterleri gerçekten birbirine benziyor. Örneğin, ikisinin dikkat çeken ortak noktası "hayır"ı yanıt olarak kabul etmemesi, yani istediklerinin mutlaka yapılmasında diretmesi.

 Yine diplomatlara göre, ikisi de resmiyetten fazla hoşlanmıyor ve özellikle heyetler halinde yapılan uzun sıkıcı görüşmelerden çok haz etmiyor, bir an önce konunun özüne gelmek istiyor.

İki ülke heyetleri arasında Moskova'da ya da Ankara'da yapılan, zaman zaman gergin de geçebilen görüşmelerin ardından Erdoğan'la Putin ikili görüşme sırasında gayet pratik davranıyor, lafı fazla dolaştırmadan en kısa sürede sonuca gitmeye çalışıyor.

 Bir başka ortak yön, ikisinin de kimi zaman diplomatik üslubu bir yana bırakabilmesi. Hatta, Türkiye ile Rusya arasında gümrük krizinin yaşandığı 2009 yılında yapılan bir görüşmede Putin diplomatik dili iyice terkederek, "Hepimiz bütün gümrükçülerin hırsız olduğunu biliyoruz!"demiş,  hem de yanındaki koltukta Rusya Gümrük Komitesi Başkanı Andrey Belyaninov otururken... Ayrıca, özellikle Putin'in sert ve soğuk görüntüsünün tersine görüşmeler sırasında espriler yaptığı anlatılıyor.

 Moskova'daki eski Türk Büyükelçisi Halil Akıncı, 2009 yılında Soçi'deki zirveyle ilgili olarak Rus basınına yaptığı açıklamada, "Erdoğan'la Putin sınıf arkadaşı gibi" demişti. İkili görüşmelerin ardından düzenlenen basın toplantılarında  seçilen sözler ve kullanılan vücut dilleri de bu gözlemi doğruluyor.

2005 yılında Moskova'da yapılan görüşmeden sonra Putin eşinin rahatsızlığı nedeniyle akşam yemeğine katılamayacağını söylemiş ve "Böylece ülkelerimizi ilgilendiren güncel konuları erkek erkeğe daha rahat ve derinlemesine konuşma fırsatımız olacak"demişti. Hatırlatmak gerekirse Putin "erkek sporu" olarak kabul edilen judoya, Erdoğan ise futbola meraklı.

  Özel olarak Putin'in, genel olarak Rus yönetiminin Erdoğan'a sıcak bakmasının bir nedeni daha var: Topraklarında 20 milyona yakın Müslüman yaşayan Rusya, Türkiye'de adı dinle anılan bir partinin iktidara gelmesinden önce tedirgin olmuştu. Ancak daha sonra Erdoğan'ın başbakanlığındaki Türkiye'nin Rus Müslümanlarını kışkırtıcı bir siyaset izlemediğinin ve bu alanda Rusya'nın iç işlerine karışmak istemediğinin ortaya çıkmasıyla tedirginlik son buldu.

Türkiye ile Rusya arasındaki yakınlaşma elbette bir ülke diğerinin "kara kaşına kara gözüne hayran olduğu için" başlamadı. Yakınlaşmanın iki ülkenin hangi çıkarlarından kaynaklandığını ve Erdoğan'la Putin'in politikalarının karşılaştırmasını da bir başka yazıya bırakalım...

Etiketler:  Eleştiri Medya