Erdoğan'ın KKTC ile imtihanı

Erdoğan'ın KKTC ile imtihanı

18 Temmuz 2021 Pazar  |   Köşe Yazıları

Hasan Erçakıca

20 Temmuz KKTC’de çifte bayram olarak kutlanacak. Hem Barış ve Özgürlük Bayramı hem de Kurban Bayramı olarak... Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu vesile ile yarın (19 Temmuz) KKTC’ye geliyor. 

Erdoğan bu ziyarete verdiği önemi bir ay kadar önce duyurdu: "İnşallah 20 Temmuz'da ben Kıbrıs'ta olacağım ve Kuzey Kıbrıs'tan gerekli mesajları tüm dünyaya inşallah oradan vereceğim."

Kıbrıs’a uçmadan önce, bu gizemi biraz daha büyüttü: “Kuzey Kıbrıs'a müjdesini, orada parlamentoda vermek istiyorum. Güzel bir adımımız var. Ön çalışmalarını bitirdik.” 

Herkes heyecanla müjdeyi duymayı bekliyor ama endişe içinde olanlar da var. Erdoğan’ın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti makamlarından bile sakladığı bu müjde açıklanmadan önce Türkiye’ye uçan bazı Kıbrıslı Türklerin “yasaklı” diye kapıdan geri çevrildiğini veya Kıbrıs sorununa ilişkin politika değişikliğinin KKTC Meclisi başta olmak üzere hiçbir yerde tartışılmasına olanak sağlanmadığını dikkate aldığımız zaman bu endişeleri haksız bulmak mümkün değil tabii… 

Erdoğan, KKTC’de her ne diyecekse, herkes buna “çok iyi” diyerek alkış tutmak zorunda mı olacak? En büyük endişe kaynağı da budur aslında... Artık farklı seslere tahammül edilmeyecek veya bu seslerin sistem içinde yer bulması engellenmiş mi olacak? 

Müjdeli veya müjdesiz, bu soruların yanıtları gerçek birer sürpriz olacak! 

Siyasi arena açıklık kazanacak

Bu diyalogsuzluk ve belirsizlik, Erdoğan için de bir sürpriz doğurdu ama... 

KKTC’deki geleneksel siyasi güçlerden ikisi, ana muhalefet partisi Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) ile Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP), Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın KKTC Meclisi’nde yapacağı konuşmayı dinlemeye gitmeyeceklerini açıkladılar. 

Şimdi KKTC’de kıyamet kopmuş görünüyor: Kimisi, tutumu beğenilmese bile Türkiye Cumhurbaşkanı’na karşı saygısızlık yapılmaması gerektiğinden söz ediyor; kimisi özellikle CTP’nin artık bir daha hükümet olamayacağını ileri sürüyor. “Bunlar zaten Rumcudur” diyenler de var! 

Onların gerekçeleri ise çok basit: Nereye gittiğini bilmedikleri, söz haklarının bile olmadığı bir sürecin parçası olmak istemiyorlar; o kadar! 

Bu gelişmelerin daha başka sonuçları da olacaktır. Bu iki siyasi parti, Türkiye Hükümeti ile ilişki kurmakta zaten zorlanıyorlardı; bundan sonra, böyle bir ilişki söz konusu bile olmayacak. KKTC’deki iktidar partisi Ulusal Birlik Partisi (UBP), rahatlayacak ve kendini alternatifsiz görür duruma gelecek; Ankara çalacak, onlar oynayacak! 

KKTC siyaset sahnesinde yaşananlar, biraz daha aleniyet kazanacak. 

İki ayrı devlet nasıl olacak? 

Elbette gündeme başka sorunlar ve sorular gelecek... 

KKTC, böylece, bağımsız ve saygın bir devlet mi olacak acaba?  

Soru sormanın bile cesaret gerektirdiği bir ortamda dünya sahnesine çıkıp “çağdaş bir toplum” olduğumuzu mu ileri süreceğiz? 

Türkiye kendi kararlarını vermesine olanak tanımadığı, muhalefetini hakir görüp dışladığı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni iki-üç devlete olsun tanıtabilecek mi? 

Bu durumda Kıbrıs Rum tarafı, KKTC Cumhurbaşkanı Tatar ve temsilcilerini muhatap alıp müzakere yapacak mı? Yoksa Ankara’ya yönelip “işgali kaldırmak” için yeni pazarlık masaları kurmayı mı deneyecek? 

Peki ya Amerikalılar ve İngilizler? Onlar Rumların tam tersini yaparak Kıbrıs sorununu Ankara ile konuşmak yerine Lefkoşa’ya akın edip Tatar ile masaya mı oturacaklar? 

Çifte bayrama hastanelerinde ilaç kalmamış bir halde giren KKTC, yeni yatırımlar ile ihya edilecek ve bu boykotçulara hadleri böyle mi bildirilecek? 

Belki de gerçek sürprizler, bundan sonraki TC-KKTC ilişkilerinde ve Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs’ta yapacaklarında yaşanacak!