Erdoğan-Putin 'dostluğu'nun analizi

Erdoğan-Putin 'dostluğu'nun analizi

10 Aralık 2015 Perşembe  |   Köşe Yazıları

Türkiye ile Rusya arasında kriz patlak verene kadar iki ülke ilişkilerinde Erdoğan ile Putin dostluğuna aynı bir önem atfedilirdi. 2003'te Erdoğan'ın başbakan seçilmesinden sonra yavaş yavaş serpilen ancak özellikle Putin'in devlet başkanı olarak ilk resmi Türkiye ziyareti sonrası hızlanan karşılıklı münasebetler; 2000'lerin ikinci yarısı ve bilhassa 2010'ların başlarına gelindiğinde taraflar arasında imzalanan sayısız ticaret ve enerji anlaşmaları neticesinde görünüşte çok derin ve oldukça farklı bir seviyeye ulaşmıştı. Bu esnada her daim ve öncelikle vurgulanan nokta ise her iki liderin de aralarındaki özel, yakın ve derin bağın niteliği oldu hep.

Ne var ki, uçak hadisesinden sonra köprülerin çoğunun çok kısa bir süre zarfında atılmasına, hem Erdoğan hem de Putin'in birbirlerini karşılıklı olarak çok sert ve ağır şekilde suçlayıcı bir üslup takınmaya başlamalarının izlemesi birçok kişi üzerinde hiç mi hiç beklemedikleri bir şok etkisi yarattı. Nitekim başlarda her iki ülkenin gelişen ilişkilerine olduğundan fazla anlamlar yükleyenler ve iki devlet başkanının da "arkadaşlık" düzleminin boyutlarını gereğinden fazlaca idealize edenler cephesinden ise bu hayret ve şaşkınlık halinin derecesi daha bir yüksek oldu. Oysaki Erdoğan ve Putin'in ve onların temsilcisi oldukları politik elitlerin ve genel olarak idari blokun yetiştikleri, geldikleri ideolojik-siyasi ve sosyo-kültürel iklim tamamen farklı olmak bir yana, birbirlerine neredeyse 180 derece zıttı. 

Etkisiz eleman?

Devletlerarası diplomaside ve siyasal temaslarda somut, belirli kişiler veya onların temsil ettikleri değerlerin ve aynı zamanda sahip oldukları toplumsal-yaşamsal kodların tayin edici olmadığı düşünülegelinir genel manada. Bu genel geçer saptama mühim ölçüde ve çoğu durumda doğru olsa da; yine de bütünüyle önemsiz olduğu iddia edilemez ve yakın siyasal tarihte de söz konusu saptama ile az çok çelişecek nice örnekler bulmak mümkündür. Her şeyden önce Soğuk Savaş döneminde Fidel Castro ile SSCB liderleri arasında, DDR-SEP genel sekreteri Honoker ile Brejnev arasında yine daha öncesinde Arnavutluk önderi Enver Hoca ile Stalin arasında; Çin ile Kuzey Kore liderleri arasında ve hatta bir dönem Mao-Stalin arasındaki çok yönlü ilişkilerde; salt devletlerarası çıkar ilişkilerinin ve genel diplomasi teamüllerinin çok ötesinde ve derininde bir ilişkiler zemini görüyoruz. Bakış açıları ideolojik ve politik manada azami düzeyde örtüşen ülkelerin başkanları dışında; farklı siyasi ve sosyo-ekonomik kutupların temsilcilerinin dahi, sembolik olmanın çok ötesinde gerçek anlamda ve nispeten samimi ve dostane denebilecek ilişkiler ağı örebildiklerine şahit olunmuştur. Bu noktadaki belirleyici etmenlerden birisi; tarafların asgari ölçekte yaşamsal, sosyo-kültürel ve medeni değerleri paylaşıp paylaşmadıkları, hayata dair kodlarının yakın olup olmadığıdır. 

Ortam farkı 

Cumhurbaşkanı ve etrafındaki saray-parti ve hükümet politik elitleri, dini-muhafazakâr ve mukaddesatçı bir gelenek ve siyasal İslamcı bir çizginin içinden gelirken; başta Vladimir Putin olmak üzere günümüz Kremlin yönetici fraksiyonları ise seküler / laik, modernist ve medeni normlar bütününün egemen olduğu bir toplumsal ortamda yetişmişlerdi. Bir diğer taraftan, Tayyip Erdoğan ve zamanında yola çıktığında yanında olan yol arkadaşları başta gelmek üzere; aradan geçen sürede boy veren birkaç jenerasyon, adı geçen ideolojik-siyasi çizginin anti-komünist, Sovyet ve Rus düşmanı öğeleri ile bilenmiş ve şekillenmişlerdi.  

Siyasal elitler

Gerek Putinist cephe gerekse de Erdoğan ve genişletilmiş siyasi kadrolarının birbirlerinin toplumlarının kültür-edebiyat-sanat vs. temel alanlarındaki simgesel de olsa belirli başlı kayda değer kişilikleri, eser ve külliyatı zerre kadar bilmedikleri, merak etmedikleri ve öğrenme konusunda da en ufak bir teşebbüsleri olmadığı öngörülebilir. Putin başta olmak üzere, daha bir evrensel ve dünya kültürü ile yetişen son iki Sovyet kuşağının bu bakımdan az da olsa kültürel sermayesinin en kötü haliyle olabileceği akla gelse de; Sovyet-sosyalizm-komünizm-Rus nefret ve karşıtlığı üzerinden siyasallaşıp militanlaşan MTTB taraftar ve üyelerinin bugün yaşayan ve aktif siyaset hayatındaki kesimlerinin Rus toplumuna dair bilgi sermayelerinin hemen hemen sıfıra yakın olduğu bilinen, veya en azından kolayca tahmin edilebilecek bir olgudur. Halbuki hem aynı Putin ve hem de her türden Moskova siyasal elitinin Avrupalı denktaşları ile bu açıdan farklı bir dil kullandığı (kullanabildiği), daha fazla "aynı dünyanın" insanları oldukları kuşku götürmez bir gerçektir. Sözün özü; her şeyden öte aynı medeni dünyaya inanmayan, aynı çağdaş normları sahiplenmeyen ülke yönetenlerinin sözde dostlukları tamamıyla pragmatist ilişkiler düzleminde tanımlıdır, pamuk ipliğine bağlıdır ve her an bozulmaya aday yalancı bir baharın öznesi konumundadır