Erdoğan KKTC'de kendi oyununu oynadı

Erdoğan KKTC'de kendi oyununu oynadı

22 Temmuz 2021 Perşembe  |   Köşe Yazıları

Hasan Erçakıca

Kimimiz korku; kimimiz coşku içindeydi... Cumhurbaşkanı Erdoğan, KKTC ziyaretinde büyük bir müjde verecek, sürpriz bir hediye açıklayacaktı.  

Şapkadan “külliye” çıktı.  

Korkanlar sevindi: Türkiye, bir vesile ile daha uluslararası camia ile karşı karşıya gelmekten kurtulmuştu... 

Coşanlar hayal kırıklığı yaşıyor: Ellerinde olsa birkaç haftadan beri devam ettirdikleri “hainlik” fırtınasını tersine döndürecekler! 

Uluslararası ilişkiler 

Erdoğan’ın KKTC Meclisi’ndeki konuşmasında “müjde” diye açıkladığı Cumhurbaşkanlığı ve Meclis için yeni bina yapılması projesi kimse tarafından hoş karşılanmadı. 

KKTC Sağlık Bakanı Ünal Üstel, hastanede ilaç olmadığını doğrular ve “Şu anda sadece acil ilaçları temin ediyoruz ama paramız olmadığı için yeterli ilaç alamıyoruz” derken insanların “Bizim de bir külliyemiz olacak” diye sevinmelerini kim bekleyebilir ki? 

Yeniden canlanan Covid-19 salgını yüzünden bir türlü açılamayan turizm nedeniyle zor günler geçiren binlerce işletme ve on binlerce özel sektör çalışanı var. İnsanlar tanıdıklarının kapılarını çalıp beslenme için yardım talep ederken Cumhurbaşkanı’nın yeni bir saraya taşınması kimin umurunda olur ki? 

Bu sorunları çözmek dururken külliye yapılmasından söz etmek, zaten akıl alacak bir iş değildi. 

Üstelik soruna siyasi açıdan bakanlar da var: “Bizim bina isteyip istemediğimize veya nasıl bir bina istediğimize karar verecek makamlarımız yok mu?” diyerek Erdoğan’ın KKTC demokrasisini yerle bir ettiğine inanların sayısı, bu kararı alkışlayanlardan eminim ki çok ama çok fazladır. 

Yine de beklenenden iyiydi tabii... Rahatladık aslında... Külliye yapıyoruz diye kimse bize savaş açmayacak! 

Maraş tepkisi ne olacak? 

Maraş’ın yüzde 3,5’nin açılması ise elbette daha önemli ama...  

Kimileri gerçek müjdenin bu olduğunu söylemeye başlamış olsa bile açılacağı aylarca önce duyurulmuş olan Kapalı Maraş’ın yüzde 3,5 kadarı, bu ziyaret öncesinde askeri yasak bölge olmaktan çıkarıldı. Böylece, Kıbrıslı Rumlara ait olan mülklerin iade edilmesi; kamusal alanların ise KKTC tarafından kullanılması olanağı yaratıldı. 

Bunun üzerine Rum tarafı, dünyayı ayağa kaldırmaya çalışıyor. Hristodulidis, bütün dışişleri bakanlarını arıyor; elçileri toplayıp taleplerde bulunuyor. Avrupa Birliği’ne baskı yaparak Borrell’i açıklama yapmaya zorladı. Amerika, Rusya ve İngiltere’nin açıklamaları var... BM Güvenlik Konseyi ise konuyu değerlendirmek için toplanacak. 

Bu yüzden savaş çıkması da beklenen bir şey değil! Erdoğan’ın açıklamaları ve Türk tarafının ihtiyatlı tutumu gerginliği tırmandırmaya çalışan Rum/Yunan tarafının işini kolaylaştırmadı; zorlaştırdı. Türk tarafı, özel mülkleri, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin geçerli saydığı yollarla eski sahiplerine iade edeceğini tekrarlayıp duruyor. Rum hükümeti rahatsız olsa bile Rum mülk sahipleri “tedirgin bir umut” taşıyorlar. 47 yıl sonra gelen bu olanağı, hayatlarını biraz daha iyileştirmek için kullanabilecekler... 

Rum hükümeti, Kapalı Maraş’ın kendi yönetimlerine verilmesi olasılığı ortadan kalkıyor diye “kapsamlı bir çözüme yönelmeye” kalkışmayacak elbette ama bu kapsamlı çözüme ulaşılmadığı sürece Kapalı Maraş’ın dilim dilim KKTC yönetimine girmesine de engel olamayacak. Ada’daki statüko ciddi bir darbe alacak! 

Kötü bir şey yok! 

Erdoğan’ın Meclis’te yaptığı konuşmayı boykot eden Kıbrıs Türk sol muhalefetinin bu gelişmelerden çok fazla rahatsızlık duyması da gerekmiyor. Bu açıklamalar, Rumlar tarafından tepki ile karşılansa bile Kıbrıs Türk muhalefeti tarafından kabul edilebilir çizgiler içinde kaldı diyebiliriz. Kapalı Maraş’ın açılması sürecinin nasıl yönetileceği konusunda farklılıklar olsa bile, bu farklılıkların Türkiye ve KKTC yönetimi ile KKTC muhalefeti arasındaki bütün köprüleri yıkamayacağını söyleyebiliriz. Saray meselesi ise muhalefet tarafından iyi bir politika malzemesi olarak kullanılacak zaten. 

Erdoğan, KKTC Meclisi’ndeki konuşmasında, “burada olsun veya olmasın bütün milletvekillerine başarılar dileyerek”, “birlik ve beraberlik” vurgusu yaparak ve federal çözüm arayışında olanları kınamaktan kaçınarak Kıbrıs Türk muhalefetine de olumlu mesajlar gönderdi aslında. İsterlerse ipin bu ucunu yakalayıp ilişkilerini yeniden inşa çabasına girişebilirler. Kavgadan yarar umanların işleri, “varsın onlar Rumcu kalsın; biz Türkiyeci olalım” zihniyeti ile hareket ederek provokasyonlar tezgahlamaya devam edecek olsalar bile, hiç de kolay olmayacak.  

Erdoğan, Kıbrıslı Türklerin bazılarını rahatlattı; bazılarını hayal kırıklığına uğrattı. Rum/Yunan tarafının beklediği şeyi yaptı ama işlerini kolaylaştıracak şekilde davranmadı. 

Aslında kimse aradığını veya korktuğunu bulamadı!