Enflasyonist büyüme mi?

Enflasyonist büyüme mi?

7 Ekim 2021 Perşembe  |   Köşe Yazıları

İnan Özbek

Son yıllarda yeniden karşı karşıya kaldığımız ve toplumumuzun özellikle orta ve dar gelirli geniş kesimleri açısından yaşamı oldukça zorlaştıran yüksek enflasyon olgusu yakıcılığıyla çoğumuz açısından baş gündem maddesi olma özelliğini korumakta.

Kendilerini yüksek enflasyona karşı koruma mekanizmalarına sahip bulunmayan sabit ve dar gelirli insanlarımız doğal olarak siyasi otoriteye gözlerini dikiyor ve ve etkin mücadele bekliyor. Oysa siyasi otorite ile fiyat istikrarının dolayısıyla da enflasyonla mücadelenin temel önceliğini oluşturduğu kamu otoritesi olarak Merkez Bankasının son günlerdeki uygulamaları, mevcut durumda yüksek enflasyonun kabul edilerek, örneklerini özellikle 1980'li yıllarda gördüğümüz "enflasyonla büyüme" stratejisinin bir süreliğine uygulamaya konulduğunu, ekonomi bilimiyle içli dışlı olan bizlere düşündürür oldu. 

Enflasyon oranının faiz oranını geçmiş olmasına ve aslında faiz arttırılması ya da en azından sabit bırakılması gerekirken ve piyasa beklentileri de bu doğrultudayken, son yapılan Para Politikası Kurulu toplantısında politika faizinin indirilmiş olması enflasyonla büyüme stratejisine geçildiğine dair güçlü bir kanıt oluşturdu. 

Ekonomi literatüründe "enflasyonla büyüme" politikası; parasal genişleme politikasıyla yani para arzının arttırılması sonucu bir yandan enflasyon artarken öte yandan tüketimin ve toplam talebin artacağı, artan talebi karşılayacak arzın yaratılma sürecinde, yatırımın ve üretimin çoğalacağı, işsizliğin azalacağı ve dolayısıyla büyümenin sağlanmış olacağı görüşünü temel dayanak noktası olarak alır. 

Bizim gibi gelişmekte olan ve döviz varlıkları döviz yükümlülüklerini hiçbir zaman geçmemiş, başka bir deyişle kimi zaman az kimi zaman yüksek miktarlarda da olsa kronik döviz kıtlığı çeken, cari açığın finansmanı sorununu hep yaşayagelen ülkeler açısından yüksek enflasyonun örtülü bir biçimde kabul edilerek "enflasyonla büyüme" politikası uygulanmasının bir önemli nedeni daha var. O da faizlerin düşük tutulması döviz kurunun artmasına ve bu durumun fiyatlara yansıyarak enflasyonu hızlandıracak olması rağmen, artan kurların ihracatı ve dolayısıyla ülkeye döviz girişini  arttıracağı, bununla birlikte döviz artışının ithalatı pahalılaştıracak olmasından ötürü ithalatın azalarak, kimi ürünlerin içerde üretilmesinin (ithal ikamesi) teşvik edilmesi ve bu yolla yüksek dış açık sorunundan kurtularak dış ticaretin finansmanının kolaylaşacak olmasıdır.  

Kimi zaman açık kimi zaman da örtülü devalüasyon (yerli paranın değerinin yabancı paralar karşısında düşürülmesi) politikasıyla başvurulan "enflasyonla büyüme" stratejisi, ne yazık ki kısa vadede sonuç veren ancak uzun vadede tam tersi sonuçlar doğuran bir yoldur. 

Şöyle ki; uzun vadede, yüksek enflasyonun beklentileri bozacak olmasından ötürü yeterli tasarruf-yatırım ve dolayısıyla üretim yapılamayacak, işsizlik artacak ve kısa vadedeki büyüme trendi tersine dönecektir.  

Kısa vadede büyümeyi olumlu etkileyen enflasyonun uzun vadeli etkilerini araştıran ekonomistler, %10'luk enflasyon oranının uzun vadede büyümeyi yaklaşık %2 oranında düşürdüğünü saptamışlardır.  

Teorik çıkış noktasını enflasyonla işsizlik arasında ters korelasyon bulunduğu görüşünü savunan Philips’in ünlü "Philips Eğrisi"nin oluşturduğu ve Ortodoks (geleneksel) Keynesyen politikaların tamamlayıcısı olan söz konusu görüşe göre; enflasyon arttıkça büyüme de artacağı ve dolayısıyla işsizlik düşeceği içindir ki, enflasyon o kadar da kötü değildir. 

Gelin görün ki; "Philips Eğrisi"nin ortaya koyduğu olgunun sadece kısa dönemde geçerli olduğu, uzun dönemde ise geçerliliğini tamamen yitirdiği ve hatta 1970'li yıllarda görülen ve Keynesyen görüşlerin ciddi şekilde sorgulanmasına yol açan; durgunluk ve işsizlik içinde enflasyon (stagflasyon) olgusunun ortaya çıkabileceği tecrübeyle sabit.   

Gerek mevcut dünya ekonomik sisteminin gittikçe karmaşıklaşan doğası ve çoğunlukla güçlü ülkeler lehine çalışan yapısı, gerekse de bizim gibi gelişmekte olan ekonomilerin kronikleşmiş makro sorunları, ayrıca ülkemizin ekonomik durumundan kaynaklanan ve bize has sorunlarımız nedeniyle ekonomik geleceğimiz büyük ölçüde belirsizdir. 

İşte bu belirsizlik ortamında seçilmiş olan ve yalnızca kısa vadede olumlu sonuç verebilen "enflasyonla büyüme" stratejisiyle yol alıp alamayacağımızı ya da ne kadar yol alabileceğimizi bekleyip göreceğiz.

Etiketler:  Ekonomi