Emperyalizm-totalitarizm savaşı

Emperyalizm-totalitarizm savaşı

4 Nisan 2021 Pazar  |   Köşe Yazıları

Mustafa Kemal Eriç

Çin ve İran geçen hafta 25 yıllık bir işbirliği anlaşması imzaladı. Anlaşmanın ayrıntıları gizli tutulduğu için uluslararası basında haber büyük başlıklarla yer almadı. Ayrıca anlaşmayla ilgili olarak fazla spekülasyona da yer verilmedi.

Çin-İran anlaşmasının olası uzun vadeli etkilerine değinmeden önce bir başka noktaya dikkat çekmekte yarar var: Acaba bu anlaşmanın basında büyük bir yaygara kopartılmadan geçiştirilmesi, daha geniş çaplı bir kampanyanın göstergesi olarak algılanabilir mi? 

İngilizcede "wishful thinking" diye bir deyim var, Türkçede belki de en yakın olarak "Dervişin fikri neyse zikri de odur" deyişiyle akraba sayılacak bir anlam taşıyor yani gerçekten çok olması istenenin gerçek ya da gerçeğe yakınmış gibi gösterilmek istenmesi durumu. 

Geçen ayki bir yazımızda 21. yüzyılın soğuk savaşının başlangıcı olarak nitelediğimiz sürecin ardından Batılı, özellikle ABD’deki "think tank" olarak bilinen düşünce kuruluşlarının yayınlarında gözle görülür bir biçimde artan ölçüde "wishful thinking" örnekleri içeren makaleler çıkmaya başladı. 

Örneğin Foreign Affairs dergisinde yayınlanan bir yazıda. 20. yüzyılın soğuk savaşının tartışılmaz bir biçimde Batı/ABD tarafından kazanıldığı ve bir daha asla soğuk savaş yaşanamayacağı iddia edilirken, bir başka makalede Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in yakın çevresini kontrol etmekte  büyük zorluk çektiği ve bir "saray darbesi"yle devrilmesinin gerçek bir olasılık olduğu iddia edildi. Aynı iddia, ABD kaynaklı “akademik” araştırmalarda Çin lideri Xi Jinping için de ileri sürülüyor. Öte yandan, Eurasia adıyla bilinen stratejik düşünce ve danışmanlık kuruluşunun kurucusu ve baş yorumcusu Ian Bremmer, geçen hafta yayınladığı bir videoda Çin ve Rusya arasında ciddi bir stratejik rekabet olduğunu, iki ülkenin özellikle Orta Asya ve Kafkaslar ile Afrika’da nüfuz alanı çatışması içinde olduğunu iddia etti. 

Stratfor ve Geopolitical Futures gibi CIA kökenli olduğu açıkça bilinen "ticari istihbarat" servislerinin de pek gizlemeye gerek duymadan yaydıkları bu açıkça taraflı istihbarat yorumlarının Batılı ülkelerin kamuoyunda bir algı yönetimi oluşturmaya çalıştıklarını anlamak için kâhin olmak gerekmiyor. 

Buna karşılık, Biden yönetimi önderliğinde Batı’nın hem Çin hem de Rusya’yla ipleri daha fazla germek için açıkça çaba gösterdiği de gözden kaçmıyor. Son olarak geçen hafta içinde NATO Ukrayna’da, Rusya sınırının dibinde bir askeri tatbikata başlama planlarını açıkladı. Avrupa Birliği Uygur Türklerine uyguladığı insanlık dışı baskılar dolayısıyla Çin’e yaptırımlar uygulamaya başladı. Buna karşılık, Rusya Ukrayna sınırına asker yığmaya başladı, Çin ise Tayvan hava sahasında yaptığı günlük taciz uçuşlarını Japon adalarına doğru genişletmeye  başlarken, Batı’nın Myanmar’daki darbeci askeri yönetime yaptırım uygulamasını BM Güvenlik Konseyi’nde engelledi. 

Görüldüğü gibi yeni soğuk savaşın tarafları arasında gerginlik giderek artarken saflar da artan bir belirginlik kazanıyor: Bir yanda ABD önderliğindeki (neo)liberal Batı demokrasileri (!), diğer yanda otokrat ve totaliter rejimlerin ittifakı. 

Peki Batı’nın, özellikle ABD’nin yeni soğuk savaştaki hasımlarına karşı izlediği çift kulvarlı bu politika, bir yanda gerilimi artırırken bir yandan da entelektüel düzeyde "korkmayın bir şey olmaz, onlar zaten bize bir şey yapamaz" söylemi geliştirmeye çalışması bir çelişki oluşturuyor mu? Hayır, tersine birbirini tamamlıyor: Bir yandan giderek artan gerginlikle tehdit algısı tırmandırılırken, öte yandan "meraklanmayın, biz bunların üstesinden geliriz, yeni uluslararası gerginlikler bizim lehimize olacak" izlenimi yaratılmaya çalışılıyor.

Elbette kazın ayağı hiç de öyle değil: Çin ile Rusya arasındaki devasa doğal gaz ve petrol iş birliği Batı’nın bu sektörlerdeki ağırlığını önemli ölçüde baltalayacak boyutlara ulaşmaya başlıyor. Bu noktada İran ile Çin arasında imzalanan anlaşmaya dönebiliriz. 

Bu anlaşma birkaç açıdan stratejik önem taşıyor: 

1) Orta Doğu’nun en önemli petrol üreticilerinden biri olan İran’la işbirliği, Çin’e Şanghay’daki yeni petrol borsasının küresel ölçeklere erişmesi için yeni bir fırsat yaratırken, özellikle Asya ülkeleri için Batı’nın petrol fiyatını kontrol ettiği Brent ve West Texas İntermediate (WTI) piyasalarının etkinliğini önemli ölçüde azaltacak. 

2) Anlaşma, ABD yaptırımları nedeniyle inlemekte olan İran ekonomisine, petrol satışı için yeni bir platform (Şanghay petrol borsası) sağlamakla kalmayacak, aynı zamanda bu borsada işlemlerin ABD’nin kontrolü altındaki dolar bazlı uluslararası ödeme sistemi SWIFT’in çemberine girmeden yapılabilmesi için yeni bir ivme yaratacak. 

3) Rusya ve İran gibi küresel ölçekte iki büyük petrol üreticisi ile olan iş birliği, Çin’e, ABD dolarının küresel hegemonyasına son vermek için yeni bir güç sağlayacak. Şanghay petrol borsasındaki işlemler derhal altına takas edilebilen kontratlarla yapılıyor. 

4) Nihayet, Orta Doğu’da İran’ın nüfuz alanını daraltmaya çalışan ABD açısından, Çin-İran iş birliği BM Güvenlik Konseyi’nden karar çıkarabilmek için yeni bir engel anlamına gelecek. 

Özetlenecek olursa, 21. yüzyılın soğuk savaşı hızla tırmanmaya devam ediyor. Batı her ne kadar mezarlık kıyısından geçerken yüksek sesle şarkı mırıldanan adam gibi korkusunu gizlemeye çalışsa da, bu gerginlikten kaybedecek çok şeyi olduğunu biliyor. 

Etiketler:  Diplomasi