Elon Musk’ın NASA’sı

Elon Musk’ın NASA’sı

3 Temmuz 2022 Pazar  |   Köşe Yazıları

Dr. Nevin Sütlaş

"NASA’ya mı giriyoruz yahu, bu ne sıkı güvenlik önlemi" deriz. "Bu malın malzemesini NASA keşfetmiş, çok özel bir ürün, o yüzden pahalı" deriz. "O adam/kadın NASA’ da araştırmacıymış" der söylediklerini kuşku duymaksızın dinleriz.  Sadece uzayla ilgilenen bir kurum değildir NASA, en tepe noktadır kafamızda. Ben de NASA’yı gezdim bu hafta.  

Havalı girişime bakıp özel bir şey yaptığımı sanmayın. Yaşadığım yere 2-3 saat uzaklıktaki Cape Canaveral, Kennedy Uzay Üssüne gidip dolaştım, gösterdiklerini gördüm, anlattıklarını dinledim. Bunu her sene 1,5 milyon kişi yapıyormuş, hem de onlarca senedir. Gördüğüm yerler turistler için özel hazırlanmış bir merkez. Bir de asıl merkezlerin etrafında otobüsle dolaştırırken videolar gösterip anlatıyorlar. Hepsi o. Yoksa asıl NASA araştırma laboratuvarlarını görmüş falan değilim.  

Kennedy Merkezi NASA’nın 10 küsur merkezinden sadece biri üstelik. Ancak diğer NASA merkezlerinden önemli bir farkı var. Uzaya gönderilen roketler hep bu merkezden fırlatılırmış. Kalabalık yerleşimlere yakın merkezler uydu fırlatmaya uygun değilmiş çünkü. Fırtınaları ile meşhur, deniz seviyesinde olduğundan ha su bastı ha basacak Florida’daki bir adanın seçilmesi sahiden etraf tenha diye mi? Üstelik artık tenha bile değil. İnsanın aklına olur olmaz şeyler geliyor. 

Amerikan Hava Kuvvetlerinin meşhur 51. Bölgesi geliyor mesela. Nevada eyaletinde yani çölün orta yerinde çok gizli bir merkez burası. “Google map” ortaya çıkınca yeri ifşa oluyorsa da sıradan bireylere karşı hâlâ gizliliğini koruyor bu eski üs. Dünya savaşı yıllarından beri uçuş testlerinin yapıldığı bu merkezin gözden ırak tutulması pek çok komplo teorisini de beraberinde getiriyor. 2013 yılında devlet bu konuda resmi bir açıklama yapıyor. Çok yüksekten uçmayı becerdiği için radarların yakalayamadığı CIA’in Lockheed U-2 kısaca “U-2” casus uçağının burada geliştirildiğini kabulleniyor. Diğer birçok savaş uçağının doğum yeri de burası. Almanya’yı Japonya’yı ve daha pek çok yeri bombalayan uçakların kalkış pisti de burada. Muhtemelen Hiroşima ve Nagazaki katliamlarının katili de 51.Bölgeden havalanmıştır. (Gerçi 1956 Arap İsrail savaşında İngilizler aleyhine çekim yapan U-2 ve de Afganistan, Irak ve Suriye savaşları sırasında bombalar yağdıran uçakların çoğu İncirlik hava üssünden kalkıyor ya orası ayrı konu)  

Anlaşıldığı üzere 51. Bölge sadece bir havaalanı değil. 2. Dünya Savaşı ve sonrasında çok kapsamlı bir araştırma ve geliştirme merkezi. Bu durumda Einstein atom bombasını burada geliştirmiş olmalı.  

51. Bölgeye sıradan birinin ulaşması mümkün değil. Ulaşım sadece özel kuvvetlere ait özel uçaklarla sağlanıyor. Burada çalışmak üzere CIA tarafından seçilen bilim insanları ve büro elemanları yemin ederek göreve başlıyor ve işleri bitene kadar bu merkezden dışarı çıkamıyor. Ailelerine bile nereye gittikleri söylenmiyor. Söylenen tek şey Amerika’nın yüksek çıkarları için belirlenen süre boyunca bir yerde çalışacakları ve işleri bitince evlerine geri gelecekleri. Bu merkezde pek çok gizli proje gerçekleştiriliyor. Ay'a gidildiğinde kullanılacak olan araçlar da örneğin füze inerken ayak görevi görecek olan örümceğimsi aparat da burada deneniyor.  

Bu arada ilk UFO 1947 yılında küçük bir uçakla uçan pilot Reiner tarafından fark ediliyor ve şekli bir fincan tabağı gibi tanımlanıyor. O tanım sonrasında görünen bütün UFO’lar oval ve dönen parlak cisimler olarak kayda geçiyor. 1948, en çok UFO görülen yıl oluyor ve nedense hepsi Amerika semalarında uçuyor. 1950’lerin başında görülenlerin hemen hepsi de Washington DC’deki havaalanının yakınlarında gözleniyor. Hava Kuvvetleri bu konunun kendileriyle alakası olmadığını bildiriyor. Ancak 1966 yılında Hava Kuvvetlerinin yayınladığı kitapta 59 UFO gözleminin raporu yer alıyor. 1969 sonrasında UFO aktiviteleri ABD’de azalıyor. Rastlantıya bakın ki o sene ABD Ay'a iniyor. Uzaydan gelenler yerine uzaya gidenler konuşulur oluyor. Sonrasında ise dünyanın dört bucağında UFO görenler türüyor. 
 

 

UFO konusu gibi spekülatif başka konular da var. 51. Bölge gözden ve ulaşımdan uzak ama özel boyalar sayesinde görünmez uçaklar yapan Amerikalılar, benzer bir şeyi Almanların, daha da önemlisi Rusların yapmasından korkuyor. Aniden tepelerinde belirecek sinsi bir uçağın bütün sırlarını kapmasına engel olmak için bu merkezin özel amaçlarla kullanılan açık bir alanına gökyüzü kapağı yaptıkları anlatılıyor.  Söylenen doğruysa, açık arazi denemeleri yapılırken bu açık alanın üstü kapatılarak veri hırsızlığı önleniyor. 51. Bölge hakkında söylenti pek bol da dahası meraklının Google araştırmasında… 

Hava Kuvvetlerinin elinde böyle özel ve her şeye elverişli bir merkez varken, üstelik etrafında hiçbir yerleşim falan da yokken, Ay'ı hedefleyen füze rampasının neden Florida’da kurulduğunu ben pek anlayamadım. Asıl araştırma merkezini deşifre etmek istemediklerinden olmalı. Nedeni neyse ne de bence iyi ki Florida’da. Çünkü uygun hava koşullarında benim yaşadığım mahalleden bile görünmesi mümkün oluyor atılan füzelerin.     

Florida’nın Meritt Adası'ndaki bu uzay merkezinin (Kennedy Center) bir diğer özelliği NASA dışı ortaklarının da olması. Bu uzay limanını 90 özel sektör kullanıyormuş ve 250 adet de ortaklık anlaşması varmış. Bu yüzden, güvenlik önlemleri gevşek değilse de gene de yolgeçen hanı gibi bir yer. Nasıl olmasın, bu merkezde çalışanlar bir şehri olduracak kadar çokmuş. Zaten merkez dışında kalan adanın güney bölgesi başta olmak çalışanların yaşam alanı olarak dolmuş, taşıyor.   

Kennedy Uzay Merkezinin ana binası da çok ilginç. 3.665.000 metreküp hacmiyle dünyanın en büyük binalarından biriymiş. VAB adıyla anılan bu bina 1966’da açılmış, 160 metre yüksekliğine rağmen tek katlı. Binanın önünde ve arkasında ikişer şerit gibi görünen şeyler, içerde kurulan füze destek rampası dimdik bir bütün halinde taşınabilsin diye yapıldığı için o kadar yüksekmiş ki (140 m) dünyanın en bir büyük kapıları olarak kayda geçmiş. 32 bin metrekare tabana oturan bu binanın içine birkaç tane Empire State binası sığarmış da etrafta başka gökdelenlere yer de artarmış. Roma’nın meşhur Collosium'unu alıp tepesine oturtsan, etrafında araba otoparkı yapacağın kadar yer kalırmış. Fotoğrafta binanın yan duvarında görülen Amerikan bayrağının bir kırmızı çizgisi, üzerinden otobüs geçebilecek genişlikteymiş. Binanın yakından hiç de kocamanmış  gibi görünmeyişini önce kübik oluşuna verdik. Ne de olsa gökdelenler ince uzun oluyor, o yüzden göz yanılıyor diye düşündük. Sonra sayıları yeniden gözden geçirdik. Artık yüksek bina demek 500 hatta 600 metre demek. 160 metrelik bina ise 40 katlı bir apartman kadar ki dünya bunlarla dolu. Yapıldığında büyükmüş evet ama hâlâ çok büyük diye anlatmanın ne alemi var? Üstelik bölgedeki fırtınalar için çok özel inşa edildi diye anlatılmasına rağmen biraz araştırınca kasırgalar sırasında defalarca hasar gördüğünü de öğrendik. Bu minik örnekler yüzünden o çok güvenilir NASA hakkında kulağıma kar suyu kaçtı. Sonuçta her şeyi “ennn”  hesabıyla olan, uzaysal ve bilimsel olduğu kadar da ticari bir kurum bu NASA.  

Ennn demişken, dünyanın en zengin ve en fırlama adamı olan Elon Musk, Kennedy Merkezini kullanan en özel müşterilerin başında geliyor. 7.000 dönümlük bu NASA arazisinin içinde kendi füzeleri için özel hangarı bile var. Geçen sene neden bilmem füzenin birine TESLA arabasını koyup uzaya gönderdiydi. Geçen Çarşamba da yeni bir füze daha yolladı uzaya. Adı SES-22 olan bu füzenin C-Bant televizyon yayını içeren bir iletişim uydusu taşıdığını söylüyorlar. Musk geçen ay da Brezilya hükümetiyle anlaştı ve Amazon yağmur ormanlarında izole yaşayan yerliler de cep telefonu kullanabilsin diye onlara özel bir uydu sattı.  

Gezegenimizin etrafı bu uydularla doldu taşıyor. Bunlardan birini gördüm, şöyle büyücek bir tepsiye sığabilecek kadar küçüktü ki sağladığı iletişim gücünün sınırı yok. Bu kadar minik bir uydu olabileceğini biri söylese inanmazdım ama “gerçekten de bu kadar küçük” etiketi ile bir modelini sergiliyordu NASA. Tevekkeli önüne gelen yukarıyı uydularla doldurdu. Üstelik çok yakında her isteyene kişisel kullanımlık uydu satılacağı da söyleniyor. Hem de birkaç bin dolar gibi bir fiyata. Dünyayı tıka basa teknolojik çöple doldurduk, demek ki şimdi sıra uzayda…  

Bana uydu satamazlar dememek için cep telefonu hikâyesini hatırlamak yeterli. Merak bu ya, bakalım halka uyduyu ilk ilk satan Elon Musk mı olacak yoksa yandan dolanan bir başkası mı parsayı kapacak? NASA kafasıyla çalışan daha kim bilir kimler var piyasada... 

Not: Bu yazı beni kesmedi, devamı haftaya…