Ekonominin fendi...

Ekonominin fendi...

15 Temmuz 2021 Perşembe  |   Köşe Yazıları

İnan Özbek

Ekonomik olan her daim gözüktüğünden çok daha fazlasıdır. Çünkü salt siyasal, sosyal yahut kültürel olgular olarak görünen gerçekliklerin arka planlarına bir kez daha ve dikkatlice bakılacak olursa, ekonomik ilişkilerin bütün bu olguların asıl belirleyicisi olduğu görülecektir. 

Günümüzün dünyasının hakim siyasal ve ekonomik sistemine dönüşmüş bulunan liberal kapitalizmin ilk tohumlarının atılışının, Orta Çağ Avrupası’nda nüfusun yaklaşık üçte birini yok eden ve adına “kara ölüm” de denilen büyük veba salgınının, dönemin Avrupa’sının  temel siyasi ve ekonomik düzeni olan feodalitenin temellerini ciddi biçimde sarsmış olmasıyla gerçekleştiği genel bir kabuldür.   

Şöyle ki; vebanın neden olduğu ani nüfus azalmasının senyörlerin topraklarında çalışan serflerin sayısının çok düşmesine sebep olması, bu durumun tarımsal üretimi hızla düşürmüş olmasının fiyatların önemli ölçüde artmasına neden olması ve sonrasında senyörlerin bir kısmının kentlere yerleşerek alım satım yapmalarının ve bu biçimde başlayan ve de kapitalizmin ilkel biçimini oluşturan ticaret kapitalizminin, sermaye birikimini hızlandırması ve bu sürecinde ileride ortaya çıkacak olan sanayi kapitalizmine zemin hazırlamış olması, ekonomik ilişkilerin temel belirleyiciliğini ortaya koyan tarihsel bir vakadır. 

Öte yandan yaygın bir klişe olan; Avrupa’da ortaya çıkan bilimsel ilerlemelerin ve türlü buluşların kapitalizmi doğurduğu ve onun motoru olduğu kanısının aksine Wallerstein’ın dediği gibi, "Aslında kapitalist ekonomik gelişme ve bu gelişmenin yarattığı türlü ihtiyaçlar bilimsel çalışmaların itici gücünü oluşturmuş ve önemli buluşların ortaya çıkmasını sağlamıştı.” 

Kapitalist ekonomik modelin ortaya çıkmasından sonraki süreçte, dünya siyasi tarihine kabaca bir göz atacak olursak, kilometre taşı niteliğindeki olaylar olarak görebileceğimiz; Sanayi Devrimi, Büyük Fransız Devrimi, 1. ve 2. dünya savaşları gibi gelişmelerin arkalarındaki asıl itici gücün ekonomik gerçekler ve çekişmeler olduğunu açık seçik görebiliriz. 

Tabii ki ülkemizin tarihine de asıl rengini veren ekonomik tarihimizi bir an için ihmal edip doğrudan günümüze bakarsak, ekonominin gizli gücüyle ve eşsiz belirleyiciliğiyle bir kez daha karşılaşırız. 

Yılardan beri toplumumuzun okumuş yazmış, eli kalem tutan kesimlerinin ısrarla dikkat çektikleri ve eleştirdikleri, "Zaten birçok eksiği bulunan demokrasimizin iyice zayıflaması, hukuk devleti ilkesinin ciddi yara alması ve ifade özgürlüğünün sınırlarının iyice daraltılmış olması" gibi olgular, insanlarımızın çoğunluğu açısından kendisini pek de ilgilendirmeyen, ona dokunmayan, bahsedilen kavramların tam olarak neye tekabül ettiğini bilmediği için de, son derece soyut ve havada kalan söylemler oldu. 

Ancak son yıllarda ekonomik göstergelerin iyice bozulmasından ötürü, insanlarımızın büyük çoğunluğu için yaşam her geçen gün daha da zorlaştığı, ekonomik sorunlar oldukça yakıcılaştığı içindir ki, kendisine soyut gelen ve uzağında olduğunu düşündüğü siyasi sorunları görmezden gelen, eleştirilere kulağını tıkayan insanımız, ekonomik zorlukların somutluğu ve yaşamının her anına sirayet etmesinden dolayı, bir şeylerin ters gittiğini düşünmeye, siyasi iktidar karşısında kafasını kaldırmaya, onu ekonomik noktadan da olsa sorgulamaya ve eleştirmeye başlamış oldu. 

Tıpkı o güzel ve de özlü sözümüzde söylendiği gibi: “bir musibet bin nasihatten iyidir.”