Ekonomik güven çarpanı

Ekonomik güven çarpanı

25 Kasım 2021 Perşembe  |   Köşe Yazıları

İnan Özbek

Keynesyen ekonominin önemli kavramlarından biri olan "çarpan", devletin yapacağı otonom tüketim ve yatırım harcamalarının, çarpan etkisinin işlemesiyle milli geliri, yapılan kamu harcamalarının tutarından kat be kat fazla arttıracak olmasını ifade eder. 

1929'da patlak veren ve uzun yılar süren "Büyük Ekonomik Buhran"dan çıkış sürecinde ABD’de ve Avrupa’da, ekonomilerin canlandırılabilmesi için otonom kamu harcamaları arttırılmış ve yaşanan çarpan etkisiyle küçülen ekonomilerdeki süreç tersine döndürülerek, milli gelirler hızlı bir biçimde arttırılabilmiş, bu sayede krizi geride bırakmak mümkün olabilmişti. 

Genel olarak Keynesyen görüşlerin ve özel olarak da çarpan modelinin büyük krizi atlatma sürecindeki önemli başarısı, çarpan kavramına büyük bir çekicilik ve popülarite kazandırmış ve sonrasında kimi ekonomistler "çarpan etkisi" kavramını analoji yöntemiyle alarak, türlü ekonomik olguları ifade etmek için kullanır olmuştu. 

İşte bu kullanımlardan biri ve belki de en önemlisi "güven çarpanı" kavramıdır. Güven çarpanı; bir ekonomide güven ortamının oluşmasının derhal, ekonomik aktörler olarak bireylerde, şirketlerde ve dış yatırımcılarda pozitif algı yaratarak onların ekonomik beklentilerini iyileştirecek olmasını anlatır. 

Güven duygusunun etkisiyle beklentileri iyileşecek olan bireyler harcamalarını arttıracaklar, şirketler yatırımlarını çoğaltacaklar, ayrıca dış yatırımcılar, gerek portföy yatırımları, gerekse de uzun vadeli doğrudan yatırımlar (sabit sermaye) anlamında, ilgili ülkeye gittikçe artan oranlarda giriş yapacaklar ve işte bu biçimde işleyecek olan güven çarpanıyla ekonomik büyüme ve milli gelir artışı sağlanabilecektir. 

Aksi durum yani güven ortamının kaybolması ise, hızlı bir biçimde ekonomik beklentileri bozacağı için, güven çarpanı etkisinin tersine işlemesine neden olacak, bireyler harcamalarını azaltacak, şirketler yatırımlarını erteleyecek yahut da temelli vazgeçecek, dış yatırımcılarda o ülkeye uğramayacaklardır.   

Ekonomideki güvensizlik duygusunun ve korkunun harekete geçireceği negatif güven çarpanının etkisi, pozitif güven çarpanının etkisinden çok daha fazladır. Çünkü; güvensizlik duygusu tıpkı bir virüs gibi çok hızlı ve kontrolsüz bir biçimde yayılarak, tüm ekonomi aktörlerini etkisi altına alır. 

Ekonomimiz uzun süredir maalesef ki negatif güven çarpanının etkisinde. Beklentileri bozan bu güvensizlik duygusu, ekonomik aktörleri içe kapanmaya ve kendilerini koruma güdüsüyle "bekle gör" politikası izlemeye sevk etmiş durumda. 

Güven ortamının yokluğuyla bozulan ekonomik iklimle birlikte, dışarıdan döviz girişinin azalması, içeride de liraya olan güvenin düşmesi nedeniyle artan döviz talebi ve bunun sonucunda artan kurların iç fiyatları hızlı bir biçimde arttırmasıyla ortaya çıkan yüksek enflasyon, ekonomik güvenin kaybolmasıyla başlayan sürecin sonunda ortaya çıkan tablo oldu. 

Yüksek enflasyon karşısında lirayı desteklemek için enflasyon oranının üzerinde politika faizi belirlenmesi gerekirken, aksine enflasyonun altında faiz belirlenerek negatif reel faiz uygulanması, döviz talebini daha da arttırarak kurların bir kez daha ve hızlı bir biçimde artmasına neden olmakta. 

Yüksek kur politikasıyla ihracatın teşvik edilerek döviz girişinin arttırılması, bu yolla bollaşacak dövizle birlikte kurların ve enflasyonun düşeceği düşüncesine dayandırıldığı anlaşılan mevcut ekonomik bakış, ihracatın ithalata bağımlılık oranının oldukça yüksek olduğu bizim gibi ekonomiler açısından oldukça tartışmalı gözükmekte. 

Sonuç itibarıyla; kökeni derinlere giden ve çok boyutluluk arz eden makro ekonomik sorunlarımızın çözümü için, bir an evvel içeriye ve dışarıya güven telkin edilerek, bu yolla beklentilerin iyileştirilmeye çalışılmasından başka bir seçenek olmadığı anlaşılıyor. 

Aksine tavır, kanseri vitaminlerle tedavi etmeye çalışmak kadar beyhude bir çaba olmaktan öteye geçmeyecektir.

Etiketler:  Ekonomi