Ekonomide eksik reçete

Ekonomide eksik reçete

18 Kasım 2021 Perşembe  |   Köşe Yazıları

İnan Özbek

Bir süredir, kendini iyi hissetmeyen ancak önemli bir sorunu olduğunu da düşünmeyen biri doktoruna gidip şikayetini anlattığında, ilk belirtiler, anlatılanlar ve sınırlı veriler itibarıyla yüzeysel bir çıkarım yapacak olan doktor muhtemelen, "Önemli bir şeyin yok, şu ilaçları al ve biraz istirahat et bir şeyin kalmaz" diyecektir. 

Uzun zamandır, göründüğünden çok daha derin ve karmaşık birçok sorunun aynı anda yaşanmasından ötürü rahatsız olan ekonomik bünyemize de doktorlarımızın, sorunun tam olarak nelerden kaynaklandığını yeterince göremedikleri ve tanımlayamadıkları içindir ki, yazdıkları reçete eksik kalmaktadır. 

Keşke tek sorunumuz toplam talep yetersizliğinden ve yüksek faiz oranlarından ötürü, düşük yatırım oranları ve yüksek işsizlik olsa. Böylece, para politikası ile faizi düşürüp artacak para arzıyla ve yaşanacak kredi genişlemesiyle maliye politikası olarak kamu harcamalarını yükselterek, toplam talebi ve yatırımları arttırıp yüksek işsizlik sorununu çözebilsek. 

Ya da tek sorunumuz yüksek enflasyon olsa da, para politikası bağlamında faiz arttırıp para arzını azaltarak ve yine maliye politikası olarak kamu harcamalarını azaltarak öteki deyişle sıkı (daraltıcı) para ve maliye politikalarıyla ekonomiyi soğutarak enflasyonu düşürüp fiyat istikrarını sağlayabilsek.  

Veyahut yegane sorunumuz dış ticaret açığı olsa da, ihracatımızı arttırıp döviz girişini çoğaltacak ve aynı zamanda ithalatı kısıp döviz çıkışını azaltacak dış ticaret ve kur politikalarıyla sıkıntımıza çözüm bulabilsek. 

Ancak ne yazık ki şu anda ekonomimiz; birden fazla makro dengesizliğin aynı anda yaşandığı, çok boyutlu ve bir o kadar da karmaşık olan sorunlarla malul durumda. 

Yüksek işsizliğin ve yüksek enflasyonun aynı anda var olduğu bu stagflasyonist ortamda, liranın reel alım gücünün sürekli düşmesi, artan döviz talebinden ötürü hızlı yükselen kurlar iç fiyatları tırmandırıyor. Enflasyon, yüksek seyreden ve yatırımların ve istihdamın düşmesine neden olan faizler ve faizlerin piyasa dinamiklerinin itmesiyle değil de, yukarıdan politik kararlarla düşürülmeye çalışılıyor. Enflasyon oranının altında belirlenen faizle, liradan kaçışın daha da hızlanarak döviz talebinin artması ve bunun da kurları daha da  arttırması şeklinde işleyen ve kur-enflasyon- faiz sarmalı denen kısır döngüye hapsolmuş durumdayız. 

Söz konusu çok boyutlu sorunumuzun çözümü içinde elbette ki, bilimsel ve akılcı bir bakışla oluşturulacak bütünlüklü ve çok boyutlu bir stratejiye ihtiyacımız var.  

Hepsinden önemlisi de, küresel ekonominin bir parçası olduğumuz ve ekonominin de beklentilerle hareket ettiği gerçeğinden yola çıkarak, içeriye ve dışarıya güven telkin etmek suretiyle belirsizlikleri azaltmak ve bu yolla da  beklentilerin aşama aşama düzelebilmesi için elimizden geleni yapmak olmalı. 

Ekonomik yaşamın doğal bir parçası olan riskler büyük oranda ölçülebilen, hesaplanabilen ve denetlenebilen unsurlardır. Belirsizliklerse ölçülemeyen ve denetlenemeyen unsurlar olmalarından ötürü, güvensizlik ve korku yaratan ve sonuç olarak da ekonomik adımlar atmayı oldukça güçleştiren etkenlerdir. 

Bunun içindir ki; bir an evvel belirsizlik bulutlarını dağıtabilmek ve güneşin görünmesini sağlayabilmek şart gözükmekte.