Efsane Çerkes kızları-9

Efsane Çerkes kızları-9

4 Nisan 2021 Pazar  |   Köşe Yazıları

Dr. Nevin Sütlaş

"Efsane Çerkes kızları"nı tanıttığımız yazı dizimizin dokuzuncu bölümünde konuğumuz Berlin'de yaşayan Canan Türkmen...

-Merhaba Canan Hanım, siz nerede doğdunuz büyüdünüz, eğitiminiz nerede nasıl şekillendi? 

-Sakarya'nın Hendek ilçesinde büyüdüm ama babamın görevi nedeniyle uzun yıllar ailem Anadolu'nun pek çok köşesini dolaştığı için Van'da doğmuşum. İlkokula başlayacağım yıl dedemi kaybettik ve anneannemi de yanımıza alarak Hendek'te yaşamaya başladık. Babam ise gezgin hayatına emekli olana dek yalnız devam etti.

Baba tarafım Hendek'e bağlı Yarıca Köyü'nden (Abazaca adı Goröçka). Ancak babam (Kap Lütfü) çocuk yaştayken anne ve babasını peş peşe kaybetmiş ve o nedenle köy ile ilişkisi pek kalmamış. Babamın dayıları ile olan ilişkileri daha sıkı olduğu için babaannemin köyü olan Çakallık benim de çocukluk hayatımda daha çok öneme sahip. Annem (Lapsinha Mukaddes) ise Nüfren (Abazaca adı Apsara) köyünden ama o da ablasının gelin olarak gittiği Uzuntarla'da büyümüş. Üniversiteye kadar olan öğrenim hayatım Hendek'te geçti. Daha sonra evlenerek Berlin'e geldim. Evlendikten sonra Açık Öğretim Fakültesi İşletme Bölümü'nü bitirdim. Çocuklarımın çok küçük olduğu bu süreçte eşim en büyük destekçim oldu. 

-Şimdi neredesiniz? Ne gerekçeyle oradasınız?  

-1987 yılından beri Berlin'deyim. Kafkas halklarında evlilik için acele edilmez. O yüzden benden de pek beklenmeyen bir kararla henüz 19 yaşındayken evlendim ve o gün bugündür buradayım. İki çocuk annesiyim. Kızım ameliyat hemşiresi oldu ve şu günlerde anne olmaya gün sayıyor ve anneanne olma fikri beni müthiş heyecanlandırıyor. Oğlum üniversite hayatına devam ediyor ve yakında öğretmen olacak. Eşim de mühendis olarak çalışma hayatına devam ediyor ve emeklilik için gün sayıyor. Ben ise satış danışmanı olarak iki farklı firmada uzun süre çalıştıktan sonra 3 yıl kadar konsept bir kafe işlettim. Kafe olarak hizmet verirken aynı zamanda tasarım ürünler de satıyordum. Daha sonra annemin sağlık problemleri  nedeniyle daha sık Türkiye'ye gitme durumları ortaya çıkınca, hemen bitişikteki minik dükkâna taşınarak iş yerimi küçülttüm. Yeme içme bölümü devre dışı kalınca daha esnek çalışma saatleri ile iş hayatımı devam ettirme imkânım oldu. İşimi çok severek yapıyorum. El sanatlarına meraklı kişilerle hem kendi ürettiğim işleri hem de Türkiye'de bulunan kadın tasarımcıların ürünlerini buluşturuyorum. Son dönemde ağırlıklı olarak, kadim el sanatlarından ağaç/ taş baskı tekniği ile ilgileniyor ve tasarımlar yapıyorum. Bu anlamda kendimi hobisini işe çevirebilen şanslı azınlıktan sayıyorum.

-Berlin’de yaşamaktan memnun musunuz?

-Çok memnunum. Birçok  kültürü bir arada görebileceğiniz çok renkli bir şehir olması ve göçmen kökenli nüfusunun fazla oluşu bu şehri benim gözümde ilginç ve özel kılıyor. Bir metropol olmasına rağmen yeşili bol ve insanlar doğaya çok saygılı. Büyük şehrin her türlü sosyal ve kültürel imkânını sunarken aynı zamanda uçsuz bucaksız parklarla doğanın tüm nimetlerini önünüze sermesi çok büyük bir konfor. Trafik de büyük şehir olarak düşünüldüğünde katlanılabilir boyutlarda. Berlin'de Türk nüfusu da yoğun olduğu için Türkiye’ye her gün birden fazla uçak seferi var ki, bu da bize çok büyük rahatlık sağlıyor.

-Kafkas halklarından hangisindensiniz ve kendinizi bu kültürünün neresinde konumlandırıyorsunuz?  

-Hem anne hem baba tarafından Abaza'yım. Babam Kapba, annemse Lapşıpha. Anneannem bizimle yaşadığı için çocukluk yıllarım örf ve adetlerimizin bire bir uygulandığı bir evde geçti. Büyükler ve küçükler arasındaki hiyerarşik düzeni hissederek büyüdüm. Anneannem (Hiracipha Faika Hanım) çok zarif, ince fikirli, kendini de saydırmayı bilen bir kadındı. Babamın işi nedeni ile nadiren bizimle olabildiği günlerde her zamankinden daha erken odasına çekilir, babamın bizimle vakit geçirmesine imkân tanırdı. Zira geleneklerimizde aile büyüklerinin yanında çocuklarla haşır neşir olmak pek hoş karşılanmaz. Artık bu kuralların esnetildiğini görmek beni mutlu ediyor doğrusu.

-Çerkes kültürünün en sevdiğiniz, hiç kaybolmasın istediğiniz özellikleri nelerdir? 

-Çerkes/Abaza kültüründe sosyal yaşamda kadın ve erkeğin bir arada yer alabilmesini çok beğeniyorum. Gurur duyarak benimsediğim bir diğer konu da akraba evliliğinin uzak-yakın ayrımı yapmaksızın, istisnasız bir şekilde tabu olması. Bu özelliğimiz sayesinde akraba ilişkilerimiz çok sağlam temellere oturuyor diye düşünüyorum. Benim erkek kardeşim yok. Ablamla ben bunun eksikliğini hiç hissetmedik çünkü etrafımızda bizi koruyup kollayan, gezdiren, ihtiyaçlarımızla ilgilenen kuzen, arkadaş ya da köylümüz hep olmuştur. Düğün vb. olduğunda, ailemin güvenebileceği biri gelir, annemden izin alır ve bizi eğlenceye götürürdü. Kızların erkeklerden sakınmadan güven içinde yaşamasını sağlayan bu türden örflerimizi şükranla anıyorum.

-Çerkes kültürünün benimseyemediğiniz, keşke olmasa dediğiniz özellikleri nelerdir? 

-Aslında kültürümüze dair beğenmediğim veya benimsemediğim çok fazla şey yok. Düğünlerde silah atılması çok rahatsız olduğum bir konuydu ama o da büyüklerimizin aldığı bir kararla artık uygulama dışı kaldı. Gençlerimizin de bu karara uyması gerçekten çok sevindirici bir gelişme. Bir de gelinlerin aile büyüklerinin yanında konuşmaması, gençlerin büyüklerin yanında çocuklarını sevemeyişleri biraz anlamakta zorlandığım konulardı. Ama değişen zamanla birlikte bu katı kurallar da zaten kendiliğinden esniyor.

-Çerkes kültürünün hangi öge ya da öğelerinin sizin kişiliğinizi belirlediğini düşünüyorsunuz?  

-Girişken, cana yakın ve öz güvenli oluşumu Abaza genlerimden aldığımı düşünüyorum. Bizler küçük yaşlardan itibaren toplum içinde olmaya, kalabalık ortamlara girmeye alışık olduğumuz için rahat bir kişilik geliştirmemiz de kolay oluyor sanıyorum. Genelde uyumlu olduğumu söyleyebilirim ama haksızlığa tahammülüm olmaz. Bu durumlarda sinirlenirim ve dilim de çok sivrileşir. Bu da genlerde olan bir durum sanıyorum: Çerkes topluluklarında hitabet kuvvetlidir.

-Çerkes mutfağını sever misiniz ve hangi yemekleri yapabiliyorsunuz?  

-Abaza/Çerkes yemeklerine bayılırım; hem yapmayı hem de yemeyi severim. En çok Haluj ve Çerkes tavuğunu severim. Annemin eli çok lezzetlidir, ben de ondan gördüğümü devam ettirmeye çalışıyorum.  

Bizim kültürümüzde yemek, karın doyurmanın çok ötesinde anlamlar aşır. Örneğin söz kesme, düğün, el öpme gibi davetlerin hepsinde özel kurallar gözetilerek yemekler hazırlanır ve özel biçimde sunulur. Büyüklerin bulunduğu bir sofrada etin hangi bölümünün hangi büyüğün önüne geleceğinin bile kuralı vardır. “Aşta” denen bu yemekler, karın doyurmanın ötesinde başlı başına ritüeller zinciridir ki bilip anlatması uygulamasından daha güçtür. 

-Peki Aşta’yı geçelim öyleyse ama “el öpme daveti” nedir?  

-Evet Aşta`yı geçelim, zira büyüklerimizin bilip titizlikle uyguladıkları bu adeti eksik ya da yanlış bir şekilde aktarırsam kendimi mahcup hissederim. El öpme geleneğimiz ise şöyledir: Gençler evlendikten bir süre sonra gelin ailesi bir davet düzenler. Bu davete gelin, damat, damadın ailesi dışında sözüne, hitabetine güvenilen aile büyükleri ve bir grup genç katılır. Gelinin ailesine çeşitli hediyeler getirilir. Kültürümüzün sosyal dayanışma özelliği burada da devreye girer ve misafirleri ağırlamak için sadece ev sahibi değil konu komşu, tüm köy seferber olur. Genellikle bir büyükbaş hayvan kesilir ve hayvanın belli bölümleri önem sırasına göre büyüklere sunulur. (Asta) Bu sunuma uygun bir şölen masası hazırlanır ve bu masada sadece büyükler ağırlanır. O heyet içinde söz sahibi olan büyük (Ayhabı) iki ailenin kaynaşmasına, dost olmasına ithafen bir konuşma yapar ve ardından yemek yenir.

El öpme denilmesinin nedeni gelin olan kızın kendi ailesine düğün sonrası ilk ziyareti oluşu ve anne-baba ve diğer aile büyükleri ilk kez görerek ellerini öpmesindendir. Bu davet çağrısına kadar kız kendi ailesini ziyaret edemez. Bu davet bir anlamda evliliğin yolunda gittiğinin onayıdır, çünkü kız bu ziyaret sırasında ailesine evliliğinden yakınırsa o evlilik sonlandırılır. Gerçi Çerkes kızları olağanüstü durumlar dışında yakınmadıkları için böyle bir şey pek gerçekleşmez. Bu davet  diğer anlamıyla da evlilik nedeniyle bir araya gelen iki ailenin birbirlerini dost olarak kabul ettiğinin ilanıdır.

Gençler ile büyükler bir arada yemek yemediği ve eğlenmediği için gençler başka bir ortamda ağırlanır. Ev sahibi olan köyün gençleri hem gelenlere hizmet eder hem de misafir gençlerle birlikte eğlenir. Bu sırada damada türlü şakalar yaparak sabrını ve adetlere bağlılığını da sınarlar ki şakaların boyutu gençlerin muziplikleri ve zekâlarıyla ileri boyutlara taşabilir, sonrasında da damadın verdiği tepkiler üzerine epeyce konuşulur ve eğlenilir.

El öpme daveti adeta küçük çaplı bir düğün tekrarıdır. Aradan bir müddet geçtikten sonra bu sefer de damat tarafı, gelin tarafını çağırarak aynı biçimde bir davet verir. Günümüz yaşam koşullarında, köyde yaşamanın getirdiği olanakların da azalmasıyla, bu geleneğin biraz daha sadeleştirilip, daha dar çerçeveyle uygulandığını görüyor ve bunu da olumlu buluyorum. 

-Dans sever misiniz ve Çerkes danslarıyla aranız nasıldır?  

-Müziğimiz ve dansımız her zaman ilgimi çekmiştir. İlkokuldan itibaren halk oyunları ile uğraştığım için danslarımızı da bilirim. Evlendikten sonra Berlin'de de bir halk oyunları grubunda kızım dünyaya gelen kadar dans ettim. Hâlâ nerede mızıka (akordeon) sesini  duysam kanım kaynar… 

-Dili biliyor musunuz? Biliyorsanız anlamak, konuşmak, yazmak anlamında ne kadar hâkimsiniz?   

-Anneannem ile birlikte yaşadığım halde maalesef Abazacayı anlıyor ama konuşamıyorum. Bunun için üzgünüm. Dil konusu açılmışken ilgilenenler olabilir diye bir bilgiyi de paylaşmak istiyorum. Benim gibiler için gereken bir kaynak Metropol Kültür Yayınları tarafından basım aşamasında: Gunda Ankuab tarafından yazılan Abazaca Dil Bilgisi Kitabı. Abazacayı hiç konuşamayan bir kişinin bile öğrenebilmesi hedeflenerek Abazaca, Türkçe ve İngilizce olarak üç dilli hazırlanmış…  

-Bir sonraki kuşağa Çerkesliğin nesi aktarılmalı diye düşünüyorsunuz ve bu konuda sizin bir çabanız var mı?  

-Kültürümüz tüm güzellikleri ile aktarılmalı diye düşünüyorum. Benim neslim 80'li yıllarda dernekleşmenin çok içinde olamadı. Ancak şimdi dernekler çok güzel imkânlar sunarak hem dili öğrenme hem de müziğimizi, dansımızı tanıtma konusunda büyük katkı sağlıyorlar. Gençlerimiz o yönden çok şanslı. Abhazya'ya gidiş gelişlerin çoğalması da  gençlerin kültürlerine ve köklerine sahip çıkmasında çok etkili oluyor diye düşünüyorum.

-Seçme şansınız olsaydı yaşlılığınızı nerede/hangi ülkede yaşamak isterdiniz?  

-Emeklilik döneminde Berlin ve Türkiye'de bir sahil kasabasında dönüşümlü olarak yaşamayı hayal ediyoruz. Seyahat etmek hem benim hem eşimin tutkusu olduğu için bol bol gezebilmek için can atıyoruz. Pandemi şartlarında hepimiz özgürce seyahat edebilmeyi çok özledik.

-Hepimizin yeniden özgürce dolaşabileceği günlere özlemle...

1. Bölüm  

2. Bölüm

3. Bölüm

4. Bölüm

5. Bölüm

6. Bölüm

7. Bölüm

8. Bölüm

İlgili yazı: https://medyagunlugu.com/haber/cerkes-guzellemesi-48692