Efsane Çerkes kızları-8

Efsane Çerkes kızları-8

28 Mart 2021 Pazar  |   Köşe Yazıları

Dr. Nevin Sütlaş

"Efsane Çerkes kızları"nı tanıttığımız yazı dizimizin sekizinci bölümüne geldik; bu kez Sicilya'da yaşayan İlkay Alkap Poti'yi sayfamıza konuk ediyoruz...

-Diğer söyleşilerde olduğu gibi sizi de tanımakla başlayalım mı? 

-1966 yılında Düzce’de doğdum. İlkokulu Bolu’da, ortaokul ve liseyi İstanbul Erenköy Kız Lisesinde okudum. Daha sonra muhasebe ve ekonomi üzerine eğitim aldım. İtalyanca, İngilizce ve kendime yetecek kadar İspanyolca ve Rumence biliyorum. Uzun yıllar yabancı bir firmanın idari işler bölümünde çalıştım. Evlendikten sonra çeşitli ülkelerde aynı firmanın idari işler ve finans departmanında  işime devam ettim. 1995 yılından 2006 yılına kadar iş için G. Amerika,  Afrika, Asya ve Avrupa’nın birçok ülkesinde yaşadıktan sonra çocukların eğitimleri için İtalya’nın Sicilya adasında Catanya şehrindeki evimize döndük ve hâlâ orada yaşıyoruz.

Eşim İtalyan.  Bolivya’ da doğan bir oğlum, Romanya’da doğan bir kızım var. Etna Yanardağının eteklerine yerleştiğimizden beri çevreci bir kurumda Avrupa Gönüllülük Hizmeti için değişik ülkelerden gelen gençlere mentorluk yapıyorum ve aynı zamanda oğlumun işlettiği bar ve "coffee house"da ona yardımcı oluyorum. Boş zamanlarımda bahçem, çiçeklerim, kedi ve köpeklerimizle ilgilenmeyi seviyorum.  

-Sicilya’da yaşamaktan memnun musunuz? 

-Burayı çok seviyorum. Her şeyden önce özgürüm. İnsanları sıcakkanlı ve hoşgörülü. Çocuklarımın geleceği için endişelenmemi gerektirecek olumsuzluklar yok. Burası beton yığınlarının olmadığı, sessiz, sakin, yeşillikler içinde şirin bir Akdeniz kasabası diyebilirim. Daha önce değişik kültürlerle iç içe olmam buradaki kültürü de hiç zorluk çekmeden benimsememde en büyük etken oldu diyebilirim. 

-Kafkas halklarının hangisindensiniz ve kendinizi bu kültürün neresinde konumlandırıyorsunuz? 

-Ben “Kabıpha”yım yani Apsuva. (*) Büyük dedelerimiz 150 yıl önce Kafkasya’dan Türkiye’ye göçmüşler. Annem Düzce’nin Halilbey (Abazaca adı Shinara) köyünden ve Vanaca sülalesinden, rahmetli babam da Düzce’nin Darıyeri Hasanbey (Abazaca adı Akıta) köyünden ve Kabba sülalesindendir. Her ne kadar tam bir Abhaz kültürü ile büyümüş olsam da uzun süredir yurt dışında olmam nedeniyle biraz da olsa uzaklaşmış olduğumu düşünüyorum. 

-Çerkes kültürünün en sevdiğiniz, hiç kaybolmasın istediğiniz özellikleri nelerdir? 

-Türkiye’deki Abhazlar bir buçuk asırdır kültürel farklılıklarını devam ettirmişler. Aynı zamanda içinde yaşadıkları kültürün sosyal, siyasal ve ekonomik alanlardaki faaliyetlere de aktif olarak katılmışlar. Kendi kültürlerine verdikleri değer ve diğer topluluklardan farklı olmaları, Türkiye’de yaşamalarına ve entegre olmalarına engel yaratmamış. Bu farklı ama birlikte olma becerisini çok takdir ediyorum. Bu kültürün en sevdiğim yanı sevgi ve saygının olması, kesinlikle akraba evliliğinin olmaması, buna izin verilmemesi, kadının yerinin farklı olması, kadına yönelik taciz ve şiddetin toplumumuzda kabul edilemeyecek bir olgu olması… 

-Çerkes kültürünün benimseyemediğiniz, keşke olmasaydı dediğiniz özellikleri nelerdir? 

-Benimseyemediğim tek şey Abhazlardaki silah aşkıdır. Abhazlar özünde savaşçı bir halktır. Bunun sosyolojik psikolojik pek çok bir boyutu var elbette. Tarih boyunca Kafkasya’nın hep savaş mekânı olmasının bir uzantısı olduğunu düşünüyorum bu aşkın. Rusların soykırımı sırasında Kafkas halklarını davet eden Osmanlının da bu savaşkanlığı kendi lehine kullandığı, gelenlerin çoğunun savaşlarda ön planda savaşa sürüldüğü de bir başka gerçek. Abhazların Kurtuluş Savaşı sırasında da gönüllü olarak ve çok aktif olarak savaştıkları ve Cumhuriyetin kuruluşunda büyük katkıları olduğu da bilinen gerçekler. Sonrasında da Abazalar en çok askerlik, polislik gibi meslekleri tercih etmişler ve bu konudaki yetenekleri ile üst kademelere kadar yükselmişler.

Silahlı olmak anlamında “Çerkes dediğin boş gezmez” şiarı Abaza erkekleri kadar kadınları için de geçerliymiş geçmişte. Sonrasında koşullar değiştikçe silahlı dolaşma alışkanlığı azalmış. Ancak düğün-derneklerde ardı ardına havaya silah atılması âdeti Türkiye’nin pek çok köyünde yakın zamana kadar devam etmiş. Çerkes köy düğünlerinde sıkıyönetim döneminde bile silah atılırdı. Bu şarjör boşaltmalar sırasında kaza kurşunu ile ölümler olunca büyüklerimiz bir konsey toplayarak karar aldılar ve bu gelenekten vazgeçildi. Bu kararın alınmasını ve büyüklerin aldığı bu kararın gençler tarafından kabullenilip uygulanıyor olmasını büyük takdirle karşılıyorum. Bu örnek, büyüklerin kararlarına gösterdiği saygının en güzel göstergelerinden biridir.   

-Çerkes kültürünün hangi öge ya da öğelerinin sizin kişiliğinizi belirlediğini düşünüyorsunuz? 

-Sahip olduğum karakter tam bir Abhaz kadını olduğumun göstergesidir. Mücadeleci, korkusuz ve özgür olmayı sevmem, saygılı ve karşımdakine değer veren biri olmam, insanlara hizmet etmekten hoşlanmam, elimden geldiğince çevremdekilere yardımcı olmayı sevmem, at binmekten zevk almam ve birazcık da dik başlı olmam kişiliğim en önemli yanlarıdır diyebilirim… 

-Çerkes yemeklerini sever misiniz, yapmayı bilir misiniz? 

-Hepsini çok severim ve güzel de yaparım. Yaşadığım yerde bazı malzemeleri bulmak zor olsa da otlarımı bahçemde yetiştirip acıkamı bile kendim yapıyorum. Acıka, kırmızı etli biberle hazırladığımız özel salçamızdır. Sarımsak ve özel otlar katarak hazırladığımız bu sosu pişirerek hazırladığımız için biberin bol olduğu mevsimde yapar, bütün yıl kullanırız. İçine ezilmiş ceviz katılan kahvaltılık formu da çok nefistir. Zaten acıka olmadan Çerkes yemeği yapmak mümkün değildir ama biz tadına çok alışkın olduğumuz ve o lezzeti aradığımız için birçok başka yemeği de acıka ile pişiririz. Ben sadece Abaza yemeklerini yapmakla kalmayıp makarnacı İtalyanlara da sevdirdim diyebilirim. Özellikle aktu sızbal, açac, açamuka …. 

 

 

-Dans sever misiniz? Çerkes danslarıyla aranız nasıldır? 

-Halk oyunları sevgisi her zaman içimde olan bir sevgidir. Öğrencilik yıllarım folklorla iç içe geçti diyebilirim. 2 sene Halk Eğitim Merkezinde halk oyunları öğretmenliği de yaptım. Abhaz oyunlarının da hemen hemen hepsini bilirim. Öğrencilik yıllarımda çeşitli derneklerde daha sonra da Düzce Kafkas Derneğinde oynadım. İstanbul’da lisede okurken öğretmenlerimin isteği ile Abhaz yemekleri ve dansımızı tanıtmışlığım da olmuştur. 

-Dil biliyor musunuz? Biliyorsanız anlamak, konuşmak, yazmak anlamında ne kadar hâkimsiniz? 

-Türkiye’de yaşadığım sürece anlıyor ve konuşuyordum. Yaşadığım yerde Abhazca konuşma imkânım olmadığı için artık konuşmakta biraz zorlanıyorum ama anlıyorum. Bizim zamanımızda Abhazca dil kursları yoktu, hem o nedenle hem de yaşadığım yerlere çabuk entegre olmak için orada kullanılan dili öğrenmem gerektiğinden, Abhazca okuma yazma öğrenme imkânım olmadı. Neden olmasın, belki şimdi öğrenmenin tam zamanıdır. 

-Bir sonraki kuşağa Çerkesliğin nesi aktarılmalı diye düşünüyorsunuz? 

-Bence ilk olarak bu kültürün en önemli unsuru olan sevgi ve saygı, daha sonra aile bağları, örf ve adetlerimiz, yemeklerimiz, danslarımız. Yeni nesillere bu unsurlar eksik aktarılırsa asimile olmuş bir kültürle karşı karşıya kalabiliriz. Bu konuda gerek Abhaz derneklerinin, gerekse büyüklerimizin yaptıkları çalışmalar gayet umut verici. Ben de elimden geldiği kadar çocuklarıma öğretmeğe çalışıyorum, o kültürün içinde büyümemiş olsalar da, mesela oğlum yemeklerimizi çok sever, oyunlarımıza meraklıdır hatta bazen beraber oynarız. Kızım da bebekliğinden beri baba tarafında hiç olmayan at sevdası vardır, bence bu Abhaz damarı ağır bastığı içindir. 

-Seçme şansınız olsaydı yaşlılığınızı nerede/hangi ülkede yaşamak isterdiniz? 

-Yeter ki özgürlüğüm kısıtlanmasın, yanımda ailem ve sevdiklerim var oldukça nerede olursa olsun yaşayabilirim. Çağımızdaki ulaşım imkânları sayesinde uzakları yakın kılmak hiç de zor değil. Ne demiş büyüklerimiz  “Yeter ki gönüller bir olsun”. 

-Eklemek istediğiniz başka bir şey var mı?  

-Değişik ülkeleri görmeyi ve kültürleri ile tanışmayı çok sevdiğim halde bir türlü Abhazya’yı görme imkânım olmadı. Umarım en kısa zamanda gider ve içinde yetiştiğim bu kültürün doğduğu toprakları görebilirim. Bu söyleşi imkânı için size çok teşekkür ederim. 

-Yanıtladığınız için ben teşekkür ederim.

(*) Apsua (Apsuva), Abaza olarak bilinen halkın kendilerine verdikleri isim.

1. Bölüm  

2. Bölüm

3. Bölüm

4. Bölüm

5. Bölüm

6. Bölüm

7. Bölüm

İlgili yazı: https://medyagunlugu.com/haber/cerkes-guzellemesi-48692