Efsane Çerkes kızları-2

Efsane Çerkes kızları-2

14 Şubat 2021 Pazar  |   Köşe Yazıları

Dr. Nevin Sütlaş

Geçen hafta başladığımız "Efsane Çerkes kızları" yazı dizimizin ikinci bölümünde, Kanada'da yaşayan Hande Lena Roy'la konuşuyoruz...

-Kendinizi tanıtır mısınız? Nerede doğdunuz, nerede büyüdünüz, eğitiminiz nerede nasıl şekillendi?

-Ben Hande Lena Roy. Sakarya’da doğdum. English High School okulunda eğitim alabilmem için ailem İstanbul Bostancı’daki evimize taşındı. Ardından Boğaziçi’nde lisans eğitimi ve MBA. Sonrasında Abu Dabi ve Dubai’de geçen 7 yıl ve 2000 sonrası Kanada. Eğitimim üniversite düzeyinde ders verebilmem imkân sağladığı için çok mutluyum çünkü bilgiyi paylaşmaya bayılıyorum.

-Şimdi neredesiniz ve neler yapıyorsunuz?  

-Toronto Kanada’dayım. Bu ülkeye ikinci göçüşüm. Kızımın eğitimi ve eşimin işi dolayısıyla burayı seçtik. Benim psikoloji, sinema ve sanat tarihine olan ilgim ömür boyu sürdü ve bu ikinci hayatımda sanat tarihi ile ilintili bir iş kurdum. Kanada’da birkaç müzenin güncel ürün satış kanalının sanat ve mücevher küratörlüğünü yapıyorum. Bir de eşimle beraber yaptığımız ve dünyadan müzikler çaldığımız bir radyo programımız var. 

-Kanada’da yaşamaktan memnun musunuz? Hangi açılardan? 

-İnsan haklarına verilen değer, sosyal sistemin doğru işleyişi ve eğitimin iyi oluşundan çok memnunum. Sadece iklimini sevmiyorum; kış mevsimi soğuk ve uzun geçiyor.  

-Kafkas halklarından hangisindensiniz ve bilmek ve benimsemek açısından kendinizi bu kültürün neresinde konumlandırıyorsunuz?  

-Anneanne tarafından Abhazım. Soyun adı Kucha. Çocukluğum Hendek ve Harmantepe’deki köylerde hafta sonu gidilen düğünler ya da akraba ziyaretleriyle geçti. Çok güzel anılardı. Anneannem köy ziyaretlerimizde eş dost ve akrabayla Abazaca konuşurdu ama annem (manşet fotoğrafı) azıcık bilirdi. Bense sadece yemek isimlerini biliyorum. Ama küçükken öğrenmiş olmayı isterdim.

-Çerkes kültürünün en sevdiğiniz, hiç kaybolmasın istediğiniz özellikleri nelerdir? 

-Çerkes kültürünün kendine has şahane mutfağı ve lisanı hiç kaybolmasın isterim.

-Peki, benimseyemediğiniz, keşke olmasa dediğiniz özellikleri nelerdir? 

-Çerkes kültürünün soy sop ve köken konusunda ayrımcı oluşunun haklı gerekçelerini anlıyorum. Ancak biraz daha esnek olunsa daha güncel bir yaklaşım olur diye düşünüyorum. Bu hassasiyet evlilikte eş seçimine bile yansıyacak kadar hayatı etkilememeli. Bu tavır azınlık psikolojisi sonucu olabilir ama artık modern dünyada safkan iddiasında bulunmamız ve hâlâ bunu önemsememiz ne yazık ki dünyamızı daraltıyor.

 

Hande Lena Roy- 1960'lar, Adapazarı

 

-Çerkes kültürünün hangi öge ya da öğelerinin sizin kişiliğinizi belirlediğini düşünüyorsunuz?

-Misafirperverliğim ve her tür ilişkimde saygıyı çok önemsemem Çerkes kültüründen alıp öğrendiklerim. Ayrıca insanlarla ilişkimde cinsiyet farkı gözetmeyip, herkese eşit mesafede duruşum ve erkekleri önce dost, arkadaş ve akraba olarak görüşüm, Abaza düğünlerinde gördüğüm modern ve sosyal ortamdan ve annemin bana aşıladığı değerlerdendir.

-Çerkes mutfağını sever misiniz ve Çerkes mutfağına ait yiyeceklerin hangisini yapıyorsunuz, biraz anlatır mısınız?

-Çerkes mutfağına bayılırım. İstanbul’a her gidişimde Aysun teyzemden bize “Abısta” ve yanında giden tüm yemekleri yapmasını rica ederim. O da beni hiç kırmaz. Annem yumurtayı her daim “acıka” ile yapar. Hemen hemen tüm akraba ve kuzenlerimin kahvaltı sofrasında köyden gelen Çerkes peyniri ve acıka eksik olmaz. Çerkes tavuğunu söylemiyorum bile. Sadece onu yiyerek yaşayabilirim. Kanadalı eşim de artık çoğu zaman ızgara tavuğun üstüne bile dövülmüş ceviz serpiyor…

Eşim demişken, dünya mutfağını çok iyi tanıyan ve yapan eşim David bizim mutfakla Meksika mutfağı arasında pek çok ortak yön buluyor. Amerikan tarzı Meksika değil, otantik Meksika mutfağıyla. En çok da barbunya fasulye ezmesi ve kişniş ortaklığından söz ediyor.

-Dans sever misiniz? Çerkes danslarıyla aranız nasıldır? Yaptınız mı, yapmak ister misiniz, bu konuda neler anlatmak istersiniz? 

-Dansın her türüne bayılırım. Abhaz dansı bilirim ve yeri gelirse dans edebilirim. Annem bu konuda en iyilerden biriydi. Çocukluğumda onun parmak ucunda süzülür gibi dans edişini, ona eşlik eden ve erkeklerin sopalarla tuttuğu ritmi ve akordeonun sesini hatırlıyorum.

-Sopalarla ritim tutmak nedir?

Çerkes eğlencelerinin olmazsa olmazlarındandır. Pek çok erkek yan yana oturur. Önlerine uzun bir kalas yerleştirilir. Özel hazırlanmış bir çift kalın sopayla ritmik biçimde hep beraber bu tahtaya vurarak yalın bir müzik üretirler. Bu sırada da epeyce yüksek sesle Abazaca bir şeyler söylerler. Tam bilmiyorum ama sanırım bu sözlerin büyük kısmı düğünleri olan gençler için iyi niyet dileklerini dile getir kısmen doğaçlama sözlerdir. Bu odun ve insan seslerinin  yarattığı ritme bir de akordeon eşlik edebilir ama etmeyebilir de.  Sadece bu ritim eşliğinde saatlerce dans edilir. Günlerce süren geleneksel köy düğünlerinde bu tahta vurucular yoruldukça yenileri ile yer değiştirilir. Çal deseniz çalamam ama o ritim kulağımdadır ve bu başka hiçbir kültürde görmediğim ilginç bir gelenektir.

-Abazaca biliyor musunuz? Biliyorsanız anlamak, konuşmak, yazmak anlamında ne kadar hakimsiniz?

-Başta da dediğim gibi ben Kafkas dillerinin hiçbirini maalesef bilmiyorum ama tüm ailem gibi yabancı dilleri çabuk kavrıyorum ve yeni lisanlar öğrenmeye bayılıyorum. İngilizcem iyidir, Fransızca ve İtalyancam da fena değil.  

-Bir sonraki kuşağa Çerkesliğin nesini aktarılmalı diye düşünüyorsunuz? Bu konuda bir çabanız olur mu?  

-Bir sonraki kuşak mutfağını bilmeli bence çünkü hem hayatın pratik hem de keyifli bir yanıdır yemek. Dili de biraz öğrenseler şahane olur. Hele konuşsalar en güzeli elbette. Gelenek görenekler ise zamana uyum sağlamalı diye düşünüyorum. Saygı öğesi çok güzel ama kadınlar iş yükü ile yıpranmamalı. Erkekler artık bu konuda değişmeli. Bir de büyüklerin yanında çocuklara ve eşlere sevgi gösterilmesi saygısızlık olarak algılanmamalı. 

-Seçme şansınız olsaydı yaşlılığınızı nerede/hangi ülkede yaşamak isterdiniz? Neden öyle düşünüyorsunuz?  

-Çok şükür şimdilik seçme şansım olacak gibi duruyor. Kızım Kanada ya da Avrupa’da yaşasın ama ben Türkiye’de olayım istiyorum. Kanada’dan da tüm bağımı koparmaz, her yıl seyahat ederim ama ömrümün yarısından çoğu yurt dışında geçse bile aile bağlarım ve aidiyetim nedeniyle gönlüm ülkem Türkiye’de. 

-Belirtmek istediğiniz başka şeyler varsa lütfen ekleyin.  

-Annemden dinlediğim bir anıyı aktarmak isterim. Çerkeslerde eskiden gelinler eşlerinin yakın akrabalarına ismiyle hitap edemezmiş. Hatta onun duyabileceği bir şekilde adını söyleyemezmiş. Ayrıca adı aynı olan başka birinden söz ediyor olsa bile o ismi yanındayken söyleyemezmiş.

Bir gün bir gelin kocasının akrabası olan bir hanımla bir devlet dairesine gitmiş.  Yengenin Türkçesi az olduğundan memurun sorularına gelin cevap veriyormuş. Memur yengenin adını sormuş, gelin ıkınmış sıkınmış, onun yanında adını söyleyememiş. Bakmış olmayacak yengeyi alıp uzağa bir yere oturtup memurun yanına gelmiş ve o duymasın diye fısıldayarak “Antika” demiş. Memur, evet yanınızdaki hanımefendi belli ki antika, orasını anladım da ismi nedir demiş...

Eskiden herkesin kendi dilinde bir ismi olurmuş resmi kayıtlara da Antika gibi epeyce ilginç isimler  yazdırılırmış. Böyle de antika bir adetimiz varmış işte. Neyse ki artık bu gelenek de epeyce tavsamış durumda.  

-Teşekkürler. Kültürünüzün böyle ilginç yanlarını da paylaştığınız için ayrıca teşekkür  ederim.

İlk bölümü okumak için tıklayın

İlgili yazı: https://medyagunlugu.com/haber/cerkes-guzellemesi-48692