Efsane Çerkes kızları-17

Efsane Çerkes kızları-17

20 Haziran 2021 Pazar  |   Köşe Yazıları

Dr. Nevin Sütlaş

"Efsane Çerkes kızları"nı anlattığımız yazı dizimizin 17. bölümünde bu hafta konuğumuz Dr. Elif Guerrero ile konuşuyoruz... 

-Kendinizi tanıtır mısınız? Nerede doğdunuz, büyüdünüz, eğitiminiz nasıl şekillendi?  

-Kadıköy'de doğdum, büyüdüm. Göztepe Pansiyonlu İlkokulunda, Çamlıca Kız Lisesinde okudum. İstanbul Tıp Fakültesinde Tıp eğitimimi tamamladıktan sonra Nöroloji ihtisası yaptım. Bir süre Sağlık Bakanlığına bağlı Nöroloji uzmanı olarak çalıştıktan sonra 2008 senesinde Amerika'ya taşındım.  

-Şimdi neredesiniz?  

-Şu anda Amerika’nın Texas eyaletinde eşim ve 18 yaşındaki kızımla yaşıyorum. Amerika'ya yerleşmem evlilik nedeniyledir. Eşim Meksikalı. Texas'a yerleşmeden önce 8 sene California’da, kısa bir süre de Arizona'da yaşadık. Amerika'da uzmanı olduğunuz alanda çalışmak için şartlar epeyce zor. Ben denklik sınavlarını geçtiğim halde ihtisasımı da tekrarlamam gerektiği için meslek hayatıma klinisyen olarak devam edemedim. Şimdi bir araştırma şirketinde Onkoloji alanında çalışıyorum.  

-Teksas’da yaşamaktan memnun musunuz?  

-Evet, memnunum. Aile yaşamı için son derece uygun, sakin ve güvenli bir şehirde yaşıyorum. Soğuk iklimi hiç sevmediğim için güney eyaletleri benim için daha yaşanır yerler. Amerika’nın sağladığı liberal yaşam tarzı da mutluluğumda önemli bir rol oynuyor.  

-Kafkas halklarından hangisindensiniz ve kendinizi bu kültürünün neresinde konumlandırıyorsunuz?  

-Kendimi tam Çerkes olarak tanımlayamam çünkü ailede Çerkes olan sadece anneannem Ulviye Akçe Şehriyari. Onun anlattıklarından hafızamda kalan çok az şey var. Anneannemin anneannesi Ruhigül Hanım Batum Çerkezi'ymis. Batum’dan göç ederek Adapazarı'na yerleşmişler. Abhaz olduğunu biliyorum. Ruhigul Hanım, Çerkes Mehmet Efendi ile kız kardeşi de (isim bilgisine ulaşamadık) Sultan II. Abdülhamid'in kardeşi Şehzade Nurettin Efendi ile evlenmiş. Ailenin bu bölümü daha sonraları “Boysan” soyadını almış.

Anneannem baba tarafından da Çerkes. Babaannesi Eda Hanım Rusya’da Bolşevik İhtilalinden kaçıp gemiyle İstanbul'a gelmiş. Ama tam olarak nereden göç ettiğini bilmiyorum. Kadıköy'de Kuşdili caddesine yerleşmişler. Haydarpaşa-Pendik demiryolu hattının mühendislerinden Mehmet Akçe, Eda Hanım’ı gemiden inerken görmüş, özellikle ellerini çok beğenmiş (!) ve kısa süre içinde de evlenmişler. Bugünkü Bahariye İlkokulunun olduğu yerde bir köşke taşınmışlar. Babası öldükten sonra çocukluğunu bu köşkte geçiren anneannem, her hafta sonu amcalarıyla Pendik’e ava gittiğini, silah kullanmasını ve ata binmeyi öğrendiğini anlatırdı. Atlara karşı aşırı bir sevgisi ve hayranlığı vardı. Atları çok sevmeme ve Texas’ta yaşamama rağmen benim binicilik tecrübem bir kaç kez ata binmekten öteye geçemedi ne yazık ki. 

Anneannemin annesi Leman anneyi (Ben kendisine Neneka derdim) son yıllarında tanıma şansım oldu. Yeşil gözlü, akça pakça bir kadındı. O zamanlar ileri derecede alzaymır (Alzheimer) hastası olduğu için bizimle çok fazla iletişim kurmazdı. Bütün gün pencereden, Kadıköy sahili zannettiği Bodrum limanına bakarak gençlik aşkı Esat’ı beklerdi. Gençliğinde takıntı derecesinde titiz bir kadın olduğu anlatılırdı.

Anneannem Azeri (Azerbaycanlı) olan dedemle evlenince, Çerkes olmayan biriyle evlenmesi nedeniyle kendi kız kardeşi dâhil bütün sülale anneannemle ilişkisini kesmiş. Dedem zengin bir adam olmadığı için biraz da hor görmüşler. Bu nedenle anneannem 80 yaşında vefat edene kadar, bir erkek kardeşi dışında hiçbir akrabası ile görüşmedi. Bizim Çerkes kültüründen uzak kalmamızın nedeni biraz da bu küslük durumudur. Bugün annemin kuzenleri Şile'de Çerkes geleneklerine bağlı şekilde yaşamlarını sürdürüyorlar. 

-Çerkes kültürünün en sevdiğiniz, hiç kaybolmasın istediğiniz özellikleri nelerdir? 

-Disiplinle bütünleşmiş zarafet. Ama bu zarafet çıtkırıldım, zayıf bir kadın olmak anlamında değil. Anneannem duruşu, yürüyüşü, giyim kuşamı ve konuşması ile çok zarif bir kadındı, aynı zamanda fiziksel ve ruhsal açıdan da çok güçlüydü. Bizim davranışlarımızı da sürekli kontrol eder, düzeltirdi. Örneğin, masada çalışırken bile dik oturma alışkanlığım onun sayesindedir. 
 

 

-Çerkes kültürünün benimseyemediğiniz, keşke olmasa dediğiniz özellikleri nelerdir?  

-Ailede saygı çok önemliydi, en çok da yaşça büyük olanlara. Büyüklerin olduğu yerde onların izni olmadan konuşulmaz, bacak bacak üstüne atılmazdı. Misafirliğe gitmeden önce çocukların karnı doyurulur, misafirlikte ikram edilen herhangi bir yiyecek büyüklerin izni olmadan kabul edilmezdi. Sinemaya giderken bile öksürük tutar da insanları rahatsız ederiz korkusuyla çantaya biraz ekmek ve su konurdu. Başka insanların ne düşündüğünü fazlasıyla önemsemek anneannemden çok küçük yaşlarda öğrendiğim ve hiç sevmediğim bir özellik.  

-Çerkes kültürünün hangi öge ya da öğelerinin sizin kişiliğinizi belirlediğini düşünüyorsunuz?  

-Ailede tek Çerkes anneannem olsa da ben onun dizinin dibinde büyüdüğüm için kişiliğimin gelişmesinde kendi anne babamdan daha çok etkisi olmuştur. Ne kadarı Çerkes kültürü, ne kadarı Osmanlı kültürü bilemiyorum ama çok katı kuralları olan ve sınırları zorlayacak kadar sabırlı bir kadındı. Kurallarından hiçbir şekilde taviz vermez, dedem de yine Çerkes inadı tuttu diye takılırdı. Sanırım olaylar karşısındaki kararlı tutumum, dik başlılığım, sabırlı olmam bu kültürün etkisiyledir. Anneannemin bana en çok verdiği nasihat şuydu: “Oku, meslek sahibi ol ve kendi ayaklarının üzerinde dur. İleride evlenip maddi olarak kocana bağımlı olma, istediğin zaman çekip gidebilme özgürlüğün olsun.” Ben de nasihatini dinledim ve doktor oldum.

-Çerkes mutfağıyla aranız nasıldır?

-Çerkes kültüründe estetiğin önemli olduğunu, dik duruşun ve ince belli olmanın önemsendiğini, bunun yeme içme alışkanlıklarına da yansıdığını biliyorum. Örneğin mideleri büyümesin, belleri kalın olmasın diye kızlarının çorba içmesine izin vermediklerini duymuştum… Anneannem Çerkes mutfağından pek çok yemeği pişirirdi. Çerkes tavuğunu da çok güzel yapardı. Benim mutfakla ve yemekle pek aram olmadığı için tariflerinin peşinden gitmedim. Şu anda tek pişirdiğim Çerkes pilavıdır. Pirinç, bulgur, şehriye, havuç rendesi, tereyağı, kişniş ve cevizle yapılan özel bir pilavdır.

-Dans sever misiniz?  Çerkes danslarıyla aranız nasıldır?

-Maalesef genel olarak dansla pek aram yok.

-Dili biliyor musunuz?

-Bilmiyorum. Anneannem bilmezdi, onun annesi de bilmezdi. İlginç şekilde çok Rum komşusu olduğu için Rumca bilirdi. Genel olarak göçmenlikte bir kültürün ilk ve en çabuk kaybolan öğesi dil oluyor. Yemek, dans, müzik, dini inanç ve gelenekler gibi kültürün diğer ögeleri birkaç nesil daha devam ediyor.

-Bir sonraki kuşağa Çerkesliğin nesi aktarılmalı diye düşünüyorsunuz?

-Çerkes dili ve edebiyatının tamamen kaybolmadan yeni nesillere aktarılması gerektiğini düşünüyorum. Bu gayret hem aile içinde hem de akademik ortamda olmalı. Dil olmadan kültür çok uzun süre yaşayamaz. 

-Yaşlılığınızı nerede yaşamak isterdiniz ve niye?

-Yaşlılığımı Türkiye’de ya da Meksika’da bir sahil kasabasında, eşim ve hayvanlarım ile birlikte geçirmek isterim. Amerika, sağlık sisteminin içinde bulunduğu içler acısı hali nedeniyle yaşlılığımda tercih edeceğim bir ülke değil.

-Paylaştıklarınız için çok teşekkür ederim...

1. Bölüm  2. Bölüm 3. Bölüm 4. Bölüm 5. Bölüm 6. Bölüm 7. Bölüm 8. Bölüm 9. Bölüm 10. Bölüm 11. Bölüm 12. Bölüm

13. Bölüm 14.Bölüm 15. Bölüm 16.Bölüm

İlgili yazı: https://medyagunlugu.com/haber/cerkes-guzellemesi-48692