Efsane Çerkes kızları-15

Efsane Çerkes kızları-15

23 Mayıs 2021 Pazar  |   Köşe Yazıları

Dr. Nevin Sütlaş

"Efsane Çerkes kızları" yazı dizimizin 15. bölümünde bu pazar konuğu Abhazya’da yaşayan Berna Dağ Sak...

-Kendinizi tanıtır mısınız? Mesela nerede doğdunuz, nerede büyüdünüz, eğitiminiz nerede nasıl şekillendi? 

-1978’de Kütahya'da doğdum. Üç çocuklu bir ailenin ortanca ve tek kızıyım. Babamın işleri dolayısıyla taşındığımız Akçakoca’da ilk, orta ve lise eğitimimi tamamladım. Üniversiteyi kazandım ama Samsun aileme uzak geldiği için gidemedim. Babamın emekliliği ile birlikte köyümüze daha yakın olan Düzce’ye taşındık, ailem hala orada yaşıyor. Çalışma hayatım bir döviz bürosunda başladı. Patronum ve sevgili eşi de Çerkes kökenliydi, böylece bir aile ortamında çalıştım. Beni kızları gibi yetiştirdiler, üstümde emekleri çoktur. Patronum birkaç yıl sonra döviz bürosundan başka bir de kuyumcu dükkânı açınca, kuyumculuğu da öğrendim. Daha sonra patronum üçüncü mağazayı kıymetli taş ve kuyumcu olarak açtı, bu sefer de değerli taş eğitimi alarak devam ettim. 17 yıl bu şekilde çalıştım. Sonra evlenip Abhazya’ ya taşındım.  

-Şimdi nerede yaşıyorsunuz ve niye oradasınız?  

-Abhazya’nın başkenti Sohum’da yaşıyorum. Abhazya da yaşamayı seçmenin sebebi aşk. Eşim birkaç kez Abhazya’ya gezmeye geldikten sonra burada yaşamaya karar vermiş. Biz tanışıp evlenmeye karar verince, "Sen nerede yaşamak istersen orada yaşarız" dedi. İşleri burada olduğu için ben de Abhazya’yı seçtim. Aslında üstünde çok da düşünmedim doğrusu. Burada mutluyuz, tek zorluğu gurbet. Çekirdek aile olarak büyük ailemizi özlüyoruz. En çok da oğlum için üzülüyorum; ben ve eşim büyük bir ailede büyüdük, anneanne, babaanne, dede sevgisi ve şımarıklığı ile. Ancak Gudisa bunları kısıtlı zamanlarda yaşıyor. Gerçi Türkiye’de yaşayanlar da vakitsizlikten görüşemediklerini söylüyorlar...  

-Sohum’da yaşamayı seviyor musunuz, seviyorsanız hangi açılardan? 

-Sohum’da yaşamayı seviyorum. Alışmak zaman aldı, kolay olmadı ama çok seviyorum. Büyük şehirde yaşarken yorulan, emekliliğini bir sahil kasabasında geçirmeyi düşünen birçok insanın hayalini yaşıyorum diyebilirim. Kendi yaptığımız bahçeli bir evimiz var. Başşehir olmasına rağmen evden çıkıp yürüdüğümde 10 dakikada denize ulaşabiliyorum. Burada deniz İstanbul’daki gibi değil, her yer plaj. Sohum’da trafik sorunu, hava kirliği, gürültü derdi falan da yok. Denizi, sahili, görkemli dağları ile doğa muhteşem. Karadeniz kıyısı olmasına rağmen hemen her şey yetişiyor. Burası hem Karadeniz’in doğu parçası gibi yemyeşil hem de Akdeniz’in doğal plajları gibi. Üstelik narenciye bile yetişiyor.

Dostlarımız arkadaşlarımızla birlikte sessiz sakin, keyifli bir hayat sürüyoruz.  Kendi öz dilimiz olan Abazaca konuşuyoruz. İlk başlarda biraz sorunum olduysa da zamanla dilimi ilerleterek iletişim sıkıntısını kolayca aştım. Az da olsa Rusçayı da ilave ettim. Burada yaşamaya devam etmemin bir sebebi de oğlumun eğitimi. Abazaca konuşarak, yazarak, unutulmaya yüz tutan kendi dilini bilsin ve kültürüne hâkim olarak büyüsün istiyorum. Rusça, Türkçe, İngilizce ve Abazaca öğrenmesinin  daha avantajlı bir eğitim hayatı sağlayacağını düşünüyorum. Abhazya’nın benim için endişe verici tek yanı sağlık sisteminin kötü olması. Onun dışında beni burada yaşamaktan vazgeçirecek bir şey yok.  

-Kafkas halklarından hangisindensiniz ve kendinizi bu kültürünün neresinde konumlandırıyorsunuz?  

-Ben Abhaz'ım. Azınıpha'yım.  Abipara (dede ismi) ile söylersem Koçupha'yım. Annem Ahıpha. Ben kendimi şanslı buluyorum; köy yaşantımız hep olduğu için. Anneanne ve dedelerimle çok vakit geçirdiğim için Abaza kültürüyle büyüdüm ve bir Abaza olarak yetiştirildim. Bütün örf, adet ve geleneklere hâkimim. Çok da severek yaşıyorum bu kültürü. Evlendiğim aile de Abazalığı yaşayan ve yaşatmaya çalışan bir aile. Eşim Atrışba’dır. 
 

 

-Abazalığın en sevdiğiniz, hiç kaybolmasın istediğiniz özellikleri nelerdir? 

-Dil kesinlikle en başta gelir. Büyük küçük dengesini de çok seviyorum. Aslında ben her şeyini seviyorum. Yemeğinden dansına, kültürümüzün her şeyini yaşatmak için de elimden geleni yapıyorum.  

-Kültürünüzün benimseyemediğiniz, keşke olmasa dediğiniz özelliği nedir? 

-Hiç öyle bir şey yok benim için. Bu olmasa da olur, bunun zamana uyumu kalmadı, gibi düşünmüyorum. Abazalık dışardan bakıldığında zor ve katı gelebilir belki ama içinde çok hassas bir denge var. Sevgi ve saygı iç içe ve bu durum aile kurumunun sorunsuz ilerlemesini çok kolaylaştırıyor.  

-Abazalığın hangi öge ya da öğelerinin sizin kişiliğinizi belirlediğini düşünüyorsunuz?  

-Saygı ve özgürlük; en küçük bireyden en büyüğüne gösterdiğin saygı. Üstelik bunu düşünerek yapmıyorsunuz, bilinç altına işlendiği için istemsizce yapılıyor. Kadınları en özgür yetiştiren topluluktur Abazalar. Geleneklerimizde var olan ve çok önem verilen düğün ve cenazeler sosyal bireyler yetiştiriyor hayatın doğal akışında. Kadın olarak kısıtlanmadan, asla ikinci sınıf olmadan her ortamda bulunabiliyorsunuz. Bu da öz güvenli olmayı daha küçüklükten başlatıyor.  

-Abaza mutfağını sever misiniz, yapar mısınız, biraz anlatır mısınız? 

-Yemeklerimizi hem severim hem de hemen hepsini yaparım. Ezme fasulye, cevizli tavuk, ahulçapa, ahösasızbal, abısta ,kuru yufkadan yapılan abaza böreği, acıka… Abaza sofrası demek sadece yemek yemek demek değildir. Sofra kültürü neyi kime sunacağınızı, nasıl sunacağınız da belirler. Örneğin Abazaların “Aşta” denilen bir geleneği vardır ki en eski geleneklerden biridir. Aşta, ev sahibinin misafire değer verdiği göstermek için hayvan kesip ikram etmesidir. Aşta her misafir için kesilmez, ya özel bir misafiri ağırlamak için ya da özel bir durum için kesilir. Örneğin kız isteme merasiminde, düğün sonunda Eyüzaa için, gelinin el öpme töreninde vb.  Aşta kesildiği gibi, kişiler ya da aileler arasındaki anlaşmazlıkları çözmek için toplanan Ayhabı toplantılarında (halk mahkemeleri) da kesilir. Günümüzde genellikle küçükbaş hayvan kesiliyor ama geçmişte daha çok büyükbaş hayvan kesilirmiş.

Bu arada belirtmeliyim ki Eyüzaa gelin arkadaşı olan erkektir. Düğünün en önemli kişisi olan Eyüzaa’nın kim olacağını gelin belirler. Akrabalarından ya da köyünden biridir. Gelin kendi köyünden çıktığı andan itibaren Eyüzaa yanında olur. Düğün bitene kadar da düğünün olduğu köyde misafir edilir. Düğün öncesinden görevi başlar ve düğün ertesinde de gelinle baş başa görüşüp bir sorun olup olmadığını öğrenir. Sorun yoksa düğünün ertesi günü onun için kurulan Aşta sofrasında kendisine teşekkür edilip köyüne uğurlanır. Kendi köyüne ulaşınca gelinin hanesini ziyaret edip olan biteni anlatır ve görevi biter.  Gerek duyduğu anda düğünü sonlandırıp gelini baba evine götürecek kadar yetki sahibidir.

“Aşta” geleneğinin en önemli kısmı ise sunumudur. Kesilen hayvanın önemli uzuvları sofraya konur, her parçanın bir anlamı vardır. Çok uzun olmasın diye özetlersem; büyük bir tepsinin ortasına abısta (mısır unu ile hazırlanır ve ekmek yerine geçer) konur. Onun etrafına nizami sırayla önce hayvanın kafasının sağ yarısı, kulağı, sağ arka budu, kalp, böbrek, ciğer, sağ ön kürek ve diğer et parçaları yerleştirilir. Sunulan her uzvun bir anlamı vardır. Masada bu tepsi dışında başka bir şey olmaz. Tepsi masada en büyüğün önüne sunulur, o masaya kimin oturacağı da oturma düzeni de belirlidir. Yemeğe başlamadan önce duruma uygun konuşmalar yapılır. Sonra Eyzbılar(*) etleri parçalar, dağıtır ve böylece yemeğe geçilir…   
 

 

-Dans etmeyi sever misiniz, bu konuda neler söylemek istersiniz?  

-Abaza oyunlarını çok severim, iyi oynadığımı da söylerler. Ancak anneannem gibi olmak isterdim; o hem mızıka (akordeon) çalar, hem de oynarmış. En sevdiğim dans “Apsuva Koşara” bence en gelenekseli olduğu için en çok onu seviyorum. Abhaz derneklerinin çoğalması ile dans çeşitliliği de bilinir hale geldi. Kadınlara en yakıştırdığım ise Çeçen dansı; havada süzülüyormuşçasına görsel bir şölen yaşatıyorlar. Avraşa’yı da severim. Düğünlerde kızlı erkekli kol kola bir halka oluştururlar. Abazaca tekerlemeler eşliğinde hep beraber dönerler. Eğer ağzı iyi laf yapan biri baştaysa, Avraşa çok eğlenceli oluyor.  

-Anlamak, konuşmak, okumak yazmak anlamında Abazacaya ne kadar hâkimsiniz?   

-Abazacayı Türkiye’deyken de biliyordum ama Abhazya’ya geldikten geliştirdim. Okuma yazmayı da burada öğrendim. Ancak burada Kiril alfabesi kullanıldığı için ve harf sayısı da çok fazla olduğundan okumak yazmak epeyce zor. Ancak oğlum Gudisa’nın dili benden daha iyi olacak, eminim. Gudisa 3 yaşında kreşe başladığında sadece Türkçe biliyordu. Şimdi okulda Abazaca eğitim alıyor ancak çocukların tamamı Rusça konuştuğu için uzunca bir süre ikisini aynı dil zannetti. Zamanla ayırt etti ama iş rakamlara geldiğinde durum daha karmaşık bir hal aldı. İnternette izlediği videolarla İngilizce sayıları ve toplama çıkarma gibi basit işlemleri öğrenmişti. Hala bu işlemleri İngilizce yapıyor. Biz Türkçe ya da diğer dillerde yapmasını isteyince çevirisini yapıyor. Biraz kafası karışmış durumda ama düzeleceğini düşünüyoruz.  

-Bir sonraki kuşağa Çerkesliğin nesi aktarılmalı diye düşünüyorsunuz?  

-Bir sonraki kuşağa aktarım doğal yoldan olmalı diye düşünüyorum. Bizler Abazalığı yaşarsak çocuklarımız da onun içinde yaşayacak ve öğrenecekler. Biz öyle öğrendik ve sevdik. Örnek vermem gerekirse benim babam 5 kardeş ve tek erkek. Dedem vefat ettiği için köydeki evimiz “büyük evi” oldu. O nedenle bütün bayramların ikinci günü, halamlar çocuklarıyla beraber bizim eve gelirler. Çok kalabalık oluruz, beraber yer, içer, uyuruz. Bayramlar çok güzel ve keyifli geçer. 4-5 sene önce küçük halamın kızlarından biri gelmedi. Neden dedik, tatile gitmiş, dediler. Biz de olmaz bir şey bu, bayram özeldir. Hemen aradım, tatlı tatlı kızdım. Ama abla, tatil yapmak için başka iznim yok, dedi. Olmaz dedim, tamam çalışıyorsun ama herkes yoğun. Bak bayram vesile oluyor, bağlarımızı sağlamlaştırıyor. Gözümüz devamlı seni aradı, dedim. Sağ olsun, tamam abla, dedi ve pandemiye kadar bir daha aksatmadı, her bayram geldi ve eminim gelmeye de devam edecek. Böyle böyle aktaracağız örflerimizi bir sonraki nesle diye düşünüyorum.  

-Seçme şansınız olsaydı yaşlılığınızı nerede geçirmek isterdiniz ve neden?  

-Çok olağan üstü bir şey olmazsa hayatımı Abhazya’da geçireceğim çünkü burada rahat ve mutluyum.  

-Rahatınızın ve mutluluğunuzun daim olmasını dilerim. Teşekkürler. 

(*) Eyzbı (küçük):  Düğün, cenaze ve her türlü cemiyette küçük olanlara Eyzbı büyük olanlara Eyhabı denir. Bu büyük ve küçük kavramı o toplantıda bulunan kişilere göre, görece bir isimlendirmedir. Kaç yaşında olursa olsun, küçükler kendinden büyük olanlara hizmet etmekle yükümlüdür. Bu nedenle Eyzbılar cemiyetin hizmetini görürler.

1. Bölüm  2. Bölüm 3. Bölüm 4. Bölüm 5. Bölüm 6. Bölüm 7. Bölüm 8. Bölüm 9. Bölüm 10. Bölüm 11. Bölüm 12. Bölüm

13. Bölüm 14.Bölüm

İlgili yazı: https://medyagunlugu.com/haber/cerkes-guzellemesi-48692