Duygusal çaresizlik...

Duygusal çaresizlik...

22 Temmuz 2021 Perşembe  |   Köşe Yazıları

Erdal Çolak

Zaman zaman öyle bir psikoloji ile karşı karşıya kalıyor ki insan, kime küstüğümü, neden içtiğimi, kimden kaçtığımı bilmiyorum; çok mutsuz hissediyorum, ardıma bakmadan çekip gitmek istiyorum. 

Bu his bazen dayanılmaz bir hâl alıyor. İşte o zaman gerçekten umutsuzluğa kapılıyorum. Anlayamadığım düşüncelerime, duygularıma tercüman olabilecek bir söz bulamıyorum. Bu öyle bir his, öyle bir duygu hâli ki; varlığınla varsın ama ruhen yok gibisin. Üstüne üstlük yapayalnız ve kimsesizsin. Sanki kendini seyre dalar gibi hem kendine hem de yaşadığın hayata isyan edip bomboş gözlerle dalarsın. İnsanın kendisini önemsiz veya amacı yokmuş gibi hissetmesinin duygusal sağlığında oldukça olumsuz etkilere yol açtığını fark ediyorum. Yüreğinde yaşanan hissizliği tarif edecek bir söz bulamazsın. İşte bu, çaresizliğinden dolayı kendini değersiz hissetmektir. 

Şimdi hüzün vuruyor yine satırlarıma, duygularım üşütüyor beni, dalından kopan bir yaprak misali oradan oraya rüzgârda savrulan yüreğim. Cam kırığı döşeli yüreğimde vurgun yemiş bedenim, aynadaki yüzüm kırık cam gibi paramparça hislerim. Aldığım nefes, içimdeki olmayan heves, eskittiğim ruhuma işte gidiyorum çeşm-i siyahım (kara gözlüm) diyesim var…

Çaresizliğin en amansız olduğu yerdeyim, şimdi ilk defa yok olmanın tarif edilmez korkuları içindeyim. Korkulardan yorgun hep aynı sorular düşüncemde neler olabileceğini düşünmek, yok olabileceğim korkusu ürkütüyor beni. Karanlık, esmer bir akşam üstünün serin hüznünü getiren düşüncelerim. Her şey görebildiğim, hissettiğim, duyabildiğim her şey bana çaresizliğimi söylüyor. En kötüsü uzaklaştıkça ya da en kötüsü yaklaştıkça kendimden uzaklaşmaktan korkuyorum. Belki de hiçbir zaman kendime ya da hiç kimseye söyleyemeyeceğim düşüncelerim askıda kalacak . 

Beni mutlu eden şeylerin peşinden giderek mutlu olabileceğimi düşünüyordum. Oysa ne kadar yanıldığımı her seferinde hayal kırıklıkları ile sonuçlanan durumlarla karşı karşıya kaldığımı görüyorum. İş işten geçti farkına varmanın, zamanı geldi geçti bile. Belki geçirdiğim bu değişim, aynı zamanda farklı kültür eğilimleri gösterdiğimiz bir çağdan kaynaklanıyor. Ben ve benim gibiler sadece kendi bireysel ihtiyaçlarına yoğunlaşmış, odaklanmış. Benimkisi günden güne umutsuzluğun, karamsarlığın güçlenmesi biçiminde beliren ruhsal bozukluk çöküntü hâli mi, bilemiyorum. 

Ne kendime ne de kimseye anlattığım, paylaştığım duygularım oluyor. Yabancı dildeki bir şarkı gibi, dinleyecekler ama anlamayacaklar. Çaresizliğin en kötüsü insanın daha kendisini anlayamadan anlamayanların arasında yaşamak. İşte o an o kadar yalnızım, öylesine yıkılıyorum ki bilemez hiç kimse... Yaşam ne ağır bir kelime, kendime yakıştıramadığım, bir zavallı gibiyim aslına bakarsanız. Hayat gibi her şey bana ağır geliyor. Aynı hayatın farklı bedelleri, her hayatın kendine göre hüzünleri, kederleri var. 

Yaşadığı sıkıntılardan kurtulup ebedî huzura, mutluluğa ulaşma, dünyanın acılarına, ıstıraplarına göğüs gelme gücünü hissedemiyorum. İnsanın hem bedenen hem de ruhen yüce manevi iç huzura erişmesi çok zor olsa gerek. İnsanoğlu sürekli umutsuzluk, yalnızlık, çaresizlik, korku, üzüntü ve sarsıntılar, hastalıklar, belalar, sorunlar ve felâketlerle karşılaşıyor, hepsi karşısında çaresiziz. Kendimi anlamadığım bir dünyada beraber yağmurda ıslanıp aynı gökkuşağını seyredebileceğim, çiçek koklayacağım, hayallerime ortak edebileceğim, aynı şarkıları dinleyip başını göğsüne koyup aynı nakaratları beraber tekrarlayacağım birisi yok. Çünkü bu hayatın çıkılmaz girdaplarında kendimi, kendimizi kaybettik. 

Bir ömrün yarısı gibi bir şeyler hep eksik, yarım, anlamsız. İçime oturmuş derdimi hep içimde sakladım. Çaresizim, yalnızım… 

İnsanın bütün bu sıkıntı ve tasaları atlatabilmesinin tek ilacı sevgi olmalı diye düşünüyorum. Sevgi tek çözümdür. İnsanın iç dünyasına huzuru, barışı getirir. Çünkü sevgi sonsuz büyüklüktedir, hiç bitmez. Düşüncelerim bir karmaşıklığın içinde ve her düşüncenin sevgi gibi bir duyguya ihtiyacı var. Sevgi, sevmek, sevilmek, sevgiyi içinde biriktirmek mutluluğun, huzurun ikiz kardeşi. 

İnsan severken gerçekten kalbi ile değil yüreği ruhu ile sevmeli. İşte sevgi insanda vücut bulan, anlam yüklenen olumlu duyguların hepsinde etkisini hissettiren temel bir duygu. Sevgisizlik insan türü doğadan uzaklaşmaya başladığı ve doğadaki canlılardan kendisini soyutlamaya, uzaklaşmaya başladığı anda ortaya çıkar. Bu dış dünyada olan olaylar karşısında duyduğu bir iç huzursuzluğun ve bu iç huzursuzluğun başladığı andan itibaren içindeki ruhundaki  yalnızlık, yokluk, hiçlik, kendine yetememe duygusu, boşlukta hissetme, kendisini kimsesiz, değersiz hissetmesi sevgisizlikten. Bu duyguya duyulan gereksinim, insan ruhunun yalnızlığına, güçsüzlüğüne, kendisine duyduğu inancın, yokluğun, hiçliğin ve zayıflığına karşılık gelmeye başlar. 

Sevgi hem bedeninizin hem de ruhumuzun yaşam enerjisidir. Eğer bu enerji olmazsa inanın fiziksel, ruhsal, kişisel, toplumsal ilişkilerinde sorunlar yaşar. Bugün yaşadığımız bütün problemlerin altında doğayı, insanı, canlıyı ve kendimizi sevmememiz yatar. Sevgi ruhumuzun, bedenimizin dinamizmidir. Sevgi nefesi almak gibi, sevdiğin, değer verdiği insana, canlıya nefes vermektir. Demek istediğim sevgi canlıyı, doğayı, herkesi, her şeyi, ruhuyla, yüreğiyle fiziksel, zihinsel ve ruhsal bir kucaklamadır. 

Ruhsal, bilişsel, tinsel kurtuluşu insana insanca yönelmenin tek yolu olan karşılıksız sevgi ile mümkündür. İnsanın ekonomik, kültürel, psikolojik, sosyal olarak yaşadığı bütün problemlerin kökeninde sevginin azlığı ya da yetersizliği yatar. Günümüzde, insan ruhunu besleyen birçok olgu alabildiğince ihmal edilmiştir. Bu sebeple insani ilişkilerin, çıkar dünyasının acımasızlığı insanın duygularını, değerlerini erozyona uğratmıştır. Sevgi, iyiye, güzele, doğruya yönelmedir. 

Sevgi, insanın evrende varlığını sürdürmesinin, çaresizliğinden, mutsuzluğundan kurtulmasının tek yoludur. Sevginin en büyük ödülü insanın kendisine beslediği sevgi olsa gerek...