Duygunun insan yaşamındaki rolü

Duygunun insan yaşamındaki rolü

17 Mart 2021 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Erdal Çolak

Hep merak ediyor, anlamaya çalışıyorum: Neden insan doğal kökenini arar? Neden insan kendisini dünyanın tamamlayıcı bir parçası olmak ve bir yere ait olduğunu hissetmek ister? Neden hep birilerine aitmiş duygusuyla hareket eder? Mesela neden çocukken kendini annesine ait hisseder? Belli bir yaşa geldikten sonra bir arkadaş grubuna, örgütsel bir yapıya ya da bir topluma ait hisseder? Böyle düşünen insan nasıl olur da kişisel bir kimliğe sahip olmak, diğer insanlardan farklı ve tek bir varlık hissetmek ister?

İnsana ait bütün olumlu ve olumsuz düşünceler, duygular doğal yapısının öğeleri olarak görülüyor. Bence aslında toplum insanı yaratmış, bugünkü insanın ortaya çıkmasında büyük rol üstlenmiştir. Burada toplumun belirleyici rol oynadığını, diğer bir deyişle, toplumun birey üzerinde manipülasyon yapan bir işlevi  olduğunu ama aynı zamanda insanın öz benliğini bulmasına da yardımcı olduğunu görüyoruz. Kısacası insan her şeyiyle geldiği toplumun ürünüdür. 

İnsanı anlamak, insan olmanın anlamına dair sorular sormak hem geçmişte hem de günümüzde büyük düşünürler tarafından hep sorgulanmıştır. Biyolojik yapı olarak her ne kadar bilim insanı hayvani boyutuyla ele alsa da duygusal yapısı ona ayrı bir özellik vermektedir. İnsandaki bu duygusal, düşünsel, davranışsal, bilişsel gelişim doğumdan başlayarak düşünme, duyumsama, davranma, anlama, yorumlama, öğrenme biçiminde nitelik ve içerik açısından giderek yetkinleştiği bir süreci ifade eder. Duygular bir çok canlıda doğuştan var iken akıl, düşünce, düşünme yeteneği sadece insana ait bir özelliktir. 

İnsan ilk doğum evresinde yani bebeklik döneminde biyolojik düşünme yeteneğine sahip olup böyle bir hayat yaşar. İçgüdü ve dürtülerle otomatik, refleksif düşünür. Bilgi elde etme kaynağı, dürtü ve güdülere dayalı doğal akıl yani beyindir. Bu dönemde bebek kendini ağlayarak ifade eder. Bu ağlama duygu ifade eden bir ağlama değildir. Yani ağlama insanın içine yerleştirilmiş kod bir şifredir. Bebek için ağlamak bir var oluştur. Belki de bebekler ağlama olgusunu bir iletişim aracı olarak kullanıyor ve anlaşılmak istiyor. Bebekler anlaşıldıkları zaman öz güvenleri yerinde oluyor, kendilerini daha mutlu hissediyor. Bebeklik döneminden başlayarak insanlarda üzüntü, mutluluk ve heyecan temel duygulardır, daha sonra bunlara öfke ve hayal kırıklığı da eklenir. Tabii ki eğer anne ve baba çocuğun duygusal gelişiminde kendi rollerinin farkındaysa katkıları büyük olur. Ben hep iddia ediyorum, insan bebeklik çocukluk ve gençlik yıllarında anne baba tarafından anlaşılırsa, yetişkin yaşta içinde bulunduğu toplumca anlaşılırsa, mutluluk ve öz güven duygusu daha da gelişir. 

Peki bizi diğer canlı türlerinden ayıran duygu farklılıklarımız nedir? Bu duygular nereden geliyor? Duyguları ele aldığımızda çıkış noktaları, düşünme, davranış yönünden bütün canlılarda ortak olan veya olmayan temel duygularımız vardır. Bunlar nelerdir? Bu duygular bizim biyolojik yapımızdan kaynaklanan duygular mı yoksa sonradan mı kazanılan, öğrenilen duygular mı? Cevabı olmayan sorular... İnsanın içinde var olan ve diğer canlılarda ortak olan duygular, cinsellik, saldırganlık, açlık, şaşkınlık, susuzluk gibi daha çok dürtüsel olanlardır. İnsanı diğer canlılardan ayıran özellikleri sahip olduğu duygulardır. Merhamet, şefkat, cömertlik, vicdan, adalet ve sabır gibi duygular insanın varlığının, farklılığının delilidir.

İnsan durduğu, bulunduğu yeri zamana göre geçmişi, yaşadığı anı ve geleceğini hep sorgulamış ve bir merakın içinde olmuştur. İnsanın en önemli özelliği kendine dönük düşünebilmesidir. İnsan kendi üzerine düşünür, kendi için meraklanır, yaşamının anlamını sorgular. İnsan ölebileceğinin açıkça bilincinde olan tek canlıdır, bu da gerginlik yaratır. Bu nedenle öleceğini bilen insan, kendi anlamı ve yaşamının anlamı üzerine sürekli beynine mesajlar iletir. Bu yüzden insanın tüm bilgileri duyu algısına dayanır. Bu yüzden insanın kendi üzerine yaptığı düşünsel, bilişsel sorgulamalar kişinin o andaki durumuna bağlıdır. Öyle değil mi, insan için doğru, ancak gördüğü ve hissettiğidir. Algılar kişiden kişiye değiştiğinden ne kadar kişi varsa o kadar da doğru vardır. Kişiden kişiye değişen göreceli doğru ya da gerçeklikten bahsediyorum. Yani doğrunun ölçütü evrende gördüğünüz her bir insandır. Kişiden kişiye değiştiği için bütün insanlar için geçerli prensipler ve evrensel hakikatler yoktur. Yani herkes için geçerli kabul edilebilir mutlak bir bilgi yoktur. 

İnsanın yaşayış tarzını hangi yönden ele alırsak alalım, bilişsel, duygusal, davranışsal içeriklerle bir bütünlük arz etmektedir. Doğadaki  kuralların insan hayatında geniş ölçüde etkili olması, hayatın anlam duygusunu insanın sorgulaması açısından bireyin duygusal karakteri ile yakından ilgilidir. Rasyonalist düşünce ile hareket eden bireyin düşüncelerini değiştirmek, sözüm ona duyguları ile hareket eden bireyin, düşüncelerinin ve davranışlarının değişmesi oldukça zor olacaktır.

Benim felsefi anlayışıma göre, erdemli, kişilikli, ahlaklı, hayatı sorgulayarak yaşamak, hayata duygusal olarak bakmamızı sağlar. Aynı zamanda insanın hayatına eşlik eden bu temel duygular, bireyin ruh halinde biyokimyasal, içsel ve çevresel tesirlerle etkileşiminden doğan kompleks psikofizyolojik bir değişimdir. Doğum anından ölüme kadar süren yaşam serüvenini davranışları ile şekillendiren birey, bu süreçte pek çok faktörden etkilenmektedir. Duygular, insan davranışlarının arka planında yer alan söz konusu etkenler olarak görülse de aslında önemli bir yere sahiptir. Benim burada demek istediğim her duygu motive etme, insanı harekete güdüleyen süreçler olarak duygular, farklı şekillerde davranışlara yansıyarak çeşitli duygu hallerinin oluşmasına yani bir davranışa zemin hazırlamaktadır. Toplumların ve insanların sürekli bir değişme içinde oldukları gibi bütün duygular hareketli, dinamik yapılara sahip olduklarından, duygular da yerini başka duygulara bırakır. “Duygu” günlük yaşamda gördüğümüz bir habere, nesneye, olaya her an, her saniye  yaşadığımız toplumun içinde ya da kendi iç dünyamızda kendimizle konuştuğumuz yaşanan her şeyin ardından varoluş dünyamızda meydana gelen his değişimleridir. Ben duyguları günlük saatlik, dakikalık hava durumu değişikliklerine benzetiyorum. Çünkü duygular sürekli bir değişim içerisindedir. Aynen mevsimler gibi duygular  da yerini başka mevsimlere bırakır. Bu yıl içindeki değişim, dönüşüm, insanda farklı duyguların oluşmasını, bu duyguların da başka duygulara dönüşmesini sağlar. Böylece hüzünler, sevinçler, kederler, mutluluklar birbirini takip eder. Fakat şunu da belirtmeden edemeyeceğim, çocukluk döneminde yaşadığımız bir korkuyu hayatın farklı dönemlerinde farklı şekillerde dışa vururuz. Örnek vermek gerekirse, bireydeki korku duygusunun çocukluk dönemindeki taşıdığı anlam ile orta yaşta ve yaşlılık dönemler taşımış olduğu anlam birçok sebebe bağlı olarak değişmektedir. Yani insan yaşadığı döneme göre tepki vermektedir. Bazen insanın yaşadığı coğrafya ya da toplumun yaşam şekli duygulara veriliş tarzını bile etkilemekte. Demek oluyor ki duygular her dilde, her kültürde farklı ifade edilmektedir. Taşıdığı değer farklılaşmakta, ifade sayısı azalmakta ya da artmaktadır. Pragmatist, kapitalist, çıkarcı ortamda büyüyen bir insanın sadece kendini düşünmesinden daha doğal ne olabilir? İşte bu kişinin düşüncelerinden bencil duygular meydana gelir. Bu bencil duyguları sergileyen insan daha çok bencil davranışlar sergiler. Bu tür narsisist duygularla hareket eden ben merkezci kişi kendi çıkarlarını her şeyin üstünde tutar. Kendi düşüncelerinin kabul edilmesini isterler. Kendisini severek, kendi çıkarları doğrultusunda bir çalışma yaparlar. 

Düşünceler, duyguların ortaya çıkmasında nasıl etkiliyse, duygular da insanın hangi davranışlarını sürdürüp sürdürmeyeceği konusunda önemli yol gösterici olmaktadır. Kişi düşüncelerini değiştirerek duygularına, duygularını değiştirerek ,davranışlarını değiştirmeye yönelik uyarılarda bulunur. İnsan düşünmeyi bıraktığı an duygularıyla hareket eden bir varlık olur. Bir an için duyguyu bırakırsak, farkına varacağız ki  duygular yerini başı boş, bilinçsiz davranışlarla hayatımızı sürdürürüz. Duygular hayatımızı renklendiren parçalardır, her zaman yaşama yol arkadaşlığı ederler. 

Burada vurgulamak istediğim, eğer siz bu dünyayı seviyor ya da sevmiyorsanız burada belirleyici olan duygularınız dış dünyayı hoş ya da hoş olmayan şekilde algılamanızda rol oynar. İnsandaki böylesi bir durumun oluşmasının sebebi ise düşünce, duygu, duyumsama, izlenimler ve sezgilerdir. İnsan nesnel ve içsel dünyada algıladıklarını düşünür. Davranışları üstünde düşünerek de yaşamını sorgular. İnsan her zaman yaşadığı dünyayı, toplumu, çevresini kuşatan uçsuz bucaksız evreni, sorgulama, anlamlandırma çabası içerisinde olmuştur. İnsanın varlığı sorgulama, anlama, hayatın manasını çözme çabası, insanoğlunun dünyadaki yaşamını etkileyen en temel etkendir.

Peki bunu nasıl yapıyor insan? 

Algılama, keşfetme, tanıma, yargılama, öğrenme gibi yarı mantıksal çıkarımlarla dış dünyayı, iç dünyasını anlamaya çalışıyor. Burada en önemli rol davranışlarla algıyı şekillendiren duygulardır. Duygular ve düşünceler, akla dayanarak değerlendirme yargılama işlevi görür; davranışlarda ise açığa çıkar. Tabii ki insan yaşadığı hayatı, temel değerlerini sorgulamalıdır. Hayatı bütün özellikleriyle düşünen, onu sorgulayan insan mutlu olur. Yaşamla ilgili görünenleri ve görünmeyenleri sorgulayan insan erdemlidir. Yaşam her şeyi içine alır ama kendisi de bir zaman aralığına sığar. Bana göre duygular, insanların çevresiyle olan ilişkilerinde belirleyici ve yönlendirici önemli bir role sahiptir. Belki de o yüzden insan var olduğu ilk günden beri dünyada yaşanan kaosa, felaketlere karşı huzurlu bir şekilde hayata tutunabilmiş; başka insanlarla, toplumlarla düzenli ilişkiler kurabilmiştir. 

Duygular üzerine düşündüğümüzde ya da yorum yaptığımızda en çok dikkat çeken noktalardan biri, bu çalışmaların çoğunda akıl ya da irade aracılığıyla duygulara yön verebiliyor muyuz? Ya da duygularımızı yönetebilecek anlayışa bir güce ya da donanıma sahip miyiz? Olumlu duygular olumsuz düşüncelerle, olumsuz düşünceler de olumlu duygular ile varlığını sürdürebilir. Kısacası, duygularımız düşüncelerimiz eşliğinde var oluyor...